Stratejik çözüm yoksa stratejik çöküş kaçınılmazdır

Kürdistan’ın 4 parçasındaki 4 egemen devlet, 3. Dünya Savaşından parçalanmadan çıkacak durumda değildir.

Irak diye bir ülkenin bütünsel varlığından söz etmek şimdiden neredeyse imkansız hale gelmiştir. Fiilen 3 parçaya bölünmüş durumdadır. Suriye ise 5 parçaya bölünmeyi beklemektedir. İran ve Türkiye’nin de benzer bir gelişmeyle karşılaşma potansiyeli bir hayli artmıştır.

Türkiye bu panikle işgal edebildiği kadar çok alanı işgal etmeye çalışmıştır. Suriye ise siyaseten çok dar çıkarlar temelinde bugüne dek Türkiye’nin işgaline göz yummuştur. Bu sürecin sonunda belki Şam ayakta kalacaktır; nasıl ki tarih boyunca bir ara bölge konumunda olmuşsa bugün de dengeler arasında daha uzun süre yaşayabilecektir. Fakat bir bütün olarak Suriye değil sadece Şam!

İran’ın parçalanmasından doğacak sonuçlar ise ne Irak’a ne de Suriye’ye benzer; onlarca irili ufaklı parçaya ayrılabilir. Türkiye’nin hali ise Osmanlı’nın son dönemine benziyor. Buna karşı bu devletlerin yaptığı tek şey Kürt halkını sopalamaktır!

Önder Apo yıllardır yerel, bölgesel çözüm için çabalıyordu fakat bu devletler buna hiç yanaşmadılar. Suriye rejimi şimdi sadece Kürt halkıyla değil ABD ile de muhatap olmak durumunda kalabilir! Reel durum buna işaret etmektedir. Aynısı İran için de geçerlidir. Demokratik çözüme kapı aralayan bir İran tutumu görülürse Kürt halkı ne diye dış güçlerin neler yapacağına baksın ki? Diğer devletler açısından da benzer bir gerçeklik kapıdadır. Ya Kürt halkıyla stratejik bir çözüm geliştirecekler ya da stratejik çöküş senaryolarının muhatabı olacaklar. Dış güçleri bölgeye getiren Kürtler değildir, statüko gericiliğinde ısrar edenlerdir. Durum bu kadar açıkken bu devletlerin günü kurtarmaya dönük politikalar peşinde koştukları görülüyor.

Türkiye faşizan saldırganlıkla bir süre daha ayakta kalacağını düşünerek içinden çıkamayacağı bataklıklara saplandı. Yaptığı her siyasi ve askeri saldırı, her bombalama, her tutuklama, düştüğü bataklığı derinleştiriyor. Şimdi sadece Rojava değil Rojhilat’ın devrimci güçlerine de saldırıyor. Bunda ulusal birliğe hiç yanaşmayan ama Türk faşizmiyle işbirliğinde ısrar eden Kürt güçlerinin rolü tartışılıyor. Yine, İran’a karşı Kürtleri kullanmak isteyen ABD’nin etkisi tartışılıyor.

Şöyle ki: Rojhilat güçlerine saldırılar yaptırılarak Kürtlerin İran’a karşı ABD’ye yanaşması sağlanmak isteniyor. Türkiye’nin Rojava’ya saldırtılmasında da benzer bir hedefin olduğu gözler önündeydi. Bu gelişmeler İran için, demokratik çözüme yönelme gerekçesi olmalıyken tersi durumların yaşanması, Merîwan ve diğer bazı bölgelerde de Kürt güçlerine karşı askeri saldırılar düzenlemeleri yaşadıkları sıkışıklığı, daralmayı gösteriyor. Üstelik bu saldırıları yapanların ABD ile bağlantılı ya da onların yönlendirmesindeki guruplar olabileceği de ihtimal dahilindedir; İran rejiminin mevcut mantalitesi de buna bir hayli zemin sunmaktadır. Fakat diyaloga dayalı demokratik bir çözümü düşünmeleri için halen zaman vardır. 1979 kuruluşunda Kürtlere verilen sözler bile hatırlansa İran’da demokratik çözümün kapıları aralanır.

Sorunun kaynağı hangi devlet olursa olsun çözümsüzlük dayatmasına karşı Kürt halkının bekleyecek hali yoktur. Soykırımdan kurtulabilmek için kiminle ne kadar güç oluşturulabilecekse onunla ilişki kurmaktadır. Kürt halkının çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre hareket ederken yeni ilişki ve güç elde etme olanakları artmaktadır. Sadece Batı dünyasından değil Ortadoğu ve Afrika zemininden de yeni eller uzanmaktadır. Yeni olanaklar doğmaktadır. Bu gelişmelerin hem askeri hem siyasi sonuçları olacaktır.

Kürt Özgürlük Hareketi irade haline gelip geliştikçe, enternasyonal dayanışma kadar yeni diplomatik olanakları da gelişmektedir. Kürt halkının önemli bir kesimi emekle, cesaretle, bedellerle özgür yaşamı örüyor. Kimseden medet ummadan, öz gücüyle ve diplomatik becerilerle geliştirdiği bu süreç Kürt halkının lehine evriliyor.

Sömürgecilerin güvendiği tek dayanak ise Kürt birliğine gelmek istemeyen güçlerdir. Kürtler için en büyük tehlike bu parçalı durumdur. Bunca çabaya rağmen istenen sonucun alınmamasının birçok sebebi olsa da hepsinin temelinde zihniyetteki parçalanmışlık yatıyor.

Kürdistan ülkesinin ve ulusunun birliğini herkes önce zihniyetinde, bilincinde oluşturmalıdır. Bu bilinç homojen olamaz. Farklılıkların kabulüne dayalı demokratik birlik ve bu temelde mücadelenin yükseltilmesi ulusumuzun nihai kurtuluş kapısıdır. Bizim stratejik çözümümüz de buradan geçmektedir.