Suç belgelendi, sıra yetkili kuruluşlarda

“Türk devleti ne kadar da bu durumu reddetse de, artık bu noktada uluslararası toplumu ikna edici delillerimiz var” bu sözler, İran asıllı İsveçli Doktor Abbas Mansouran’a ait.

Türk devleti ve ona bağlı çete gruplarının Kuzey Doğu Suriye’de (Rojava) yasaklı kimyasal silahları kullanıp, kullanmadığına dönük tartışmalar, uluslararası alanda gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.

İşgal saldırıları sürecinde bölgedeki, özellikle Serêkaniyê ve Girê Spî’de yaralan sivillerin ve savaşçıların basına yansıyan kareleri, beraberinde Türk devletinin bölgede yasaklı kimyasal silahlar kullandığına dönük ciddi emareleri ortaya koymuştu. Buna dönük tepkiler gelince de, Milli Savunma Bakanı Hulisi Akar, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterinde kimyasal silah olmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçek” diyerek, kimyasal silah kullanıldığını iddiasını reddetmişti.

‘Suç işleyen hiçbir gücün veya ‘zor aygıtının’ kendi suçunu kabul etmeyeceği’ gerçeği, göz önüne alındığında aslında Akar’ın yaptığı bu açıklamanın dikkate değer hiçbir karşılığı yoktu. Ama ne yazık ki, Türk devletinin işgali meşrulaştırma cabası, ABD’nin işgale göz yuman siyaseti ve Birleşmiş Milletlerin endişe duymaktan öteye gitmeyen tavrı, o gün işlenen suçların üzerine gidilmesinin önünde bir engel teşkil etti.

Yetkili kuruluşların umursamaz tavrına karşılık, hem Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi hem de uluslararası Rojava dayanışma ağı içerisinde yer alan doktorlar, kimyasal silah kullanımını kanıtlamak için büyük bir caba içerisine girdi. Bu doktorlardan birisi de, Fars asıllı İsveçli Dr. Abbas Mansouran. İşgal saldırıları döneminde bölgeye giden Dr. Mansouran, yaralı siviller ve savaşçılar üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda hazırladığı raporda, Türk devletinin kullanılması yasak olan beyaz fosfor ve kimyasal içerikli bombalar kullandığını ortaya koydu.

Dr. Mansouran, koyduğu tespitleri ve hazırladığı raporu daha güçlü kılmak için yaralı bir QSD’de savaşçısından alınan örneği, Türk devletinden gelen baskılara rağmen İsviçre Merkezli bir laboratuvarda inceletmeyi başardı. Analiz sonucunda bir rapor hazırlayan Weslingg ve Bafob Araştırma Enstitüsü, “Analizi yapılan örnekte, normal bir insanda bulunması gereken fosfordan daha yüksek miktarda fosfor ortaya çıkmıştır. Örnekte, bulunan önemli ölçüde yüksek miktardaki fosforun yanı sıra yaralanma tipi (kimyasal yanıklar) beyaz fosfor kullanıldığını gösterir” diyerek, bir anlamda Türk devletinin kimyasal silah kullandığı gerçeğini belgelemiş oldu.

Hem beyaz fosfor kullanıldığını belgeleyen bu rapor, hem de Türkiye’nin kimyasal kullandığını örnekleriyle kanıtlayan Rojava Hak Savunma İnisiyatifi tarafından hazırlanan 20 sayfalık rapor, yetkili kuruluşlar olan Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) ve BM’ye sunuldu.

Aslında işgal saldırıları sürecinde hem OPCW hem de BM İnsan Hakları Konseyi, Türkiye’nin kimyasal kullandığına dönük iddiaları araştırıyoruz açıklamasında bulunmuş, ama devamını getirmemişlerdi.

Peki, beyaz fosforun kullanılması yasak mı? Türk medyası ve yetkilileri “Beyaz fosfor, kimyasal silah değil ve kimyasal karakteri nedeniyle de kimyasal silah olarak kullanılmaz” tezini öne çıkarak, Türkiye’nin savaş suçunu aklamaya çalışsa da, uluslararası savaş hukuku bu konuda çok net. Uluslararası savaş hukukuna göre, beyaz fosforun silah olarak kullanımı özellikle savaş süreçlerinde sivillere karşı kullanımı, kesinlikle yasak.

Kaldı ki, aynı Türk devleti ve medyası daha önce Esad rejiminin birçok bölgede beyaz fosfor kullanarak savaş suçu işlediğini gündeme getirmişti.

Gelinen aşamada artık, beyaz fosfor kullanarak, onlarca sivilin ölümüne ve yüzlerce insanın ağır şekilde yaralanmasına neden olan Türk devletinin savaş suçu işlediği çok net. Bundan sonra harekete geçmesi gereken kurumların başında BM ve OPCW’e geliyor, çünkü kimyasal silahların kullanımını yasaklayan uluslararası sözleşme ve antlaşmaların hepsinin altında Türkiye’nin de imzası var.