Süreç ilerleyecek

Öcalan’ın tarihi çağrısıyla başlayan tartışmalar toplumun her kesiminde ve bütün dünyada sürüyor. Bu da çağrının önemini gösteriyor. Çünkü bu çağrıyla sadece Kürt-Türk ilişkilerinde değil Ortadoğu’da yeni bir dönem açılıyor. Bu da bütün dünyayı etkiliyor. Değişim dönemleri heyecan verici olduğu kadar ürkütücü ve korkutucudur da. Eski dönem içinde egemen olanlar ya da ezilse bile öyle yaşamaya alışmış ya da razı olmuş olanlar değişimlerden tedirgin olur, korkarlar. Onlar değişimin alt üst oluşu arasında ellerindekini de kaybetmekten ya da daha da kötü duruma düşmekten korkarlar. Eski düzene karşı canını dişine takarak mücadele eden, değişimin motoru olanlar da değişimin bilinmezleri karşısında tedirginlik duyabilir. Onlar da değişim adı altında oyalanmak, tuzağa düşürülmek, kan ve ateş içinde yarattıkları birikimlerinin talan edilmesi, umutlarının çalınması ihtimalinden tedirgindirler. Bütün bunlar gerçeklerdir ve bunları bilmek gerekir.
Ne var ki riskler, korkular, endişeler değişimin önüne engel olarak konamaz. Konsa da değişimi engelleyemez. Hiç kimse ne yapılırsa yapılsın Türkiye’nin son doksan sene ya da özellikle son 30 sene gibi uzun süre gidebileceğini düşünmesin. Buna ne Kürtlerin ve ezilenlerin verdiği mücadele ne de bölge ve dünya şartları izin verir. Öcalan’ın tarihi çağrısıyla açılan sürecin geri dönüşü yoktur. Bu süreç atılan çelmelerle, sabotajlarla yol kazalarına uğrasa da ilerleyecektir. Sürece engeller çıkartarak zaman kaybettirmeye çalışanlar hiçbir şey kazanamayacak, kendileri kaybedecektir.
Herkes sürecin temel özelliğini görmek ve buna göre davranmak zorundadır. Sürecin temel özelliği “Silahların susması ve siyasetin-fikirlerin konuşması”dır. Ezilenlerin mücadelesinde yeni bir dönem açılmaktadır. Bu dönemde ezilenlerin en geniş kesimleri ortak mücadele de birleşmek zorundadır. Sürece yönelik dile getirilen endişeleri de değerlendirmek gerekiyor:
Bazıları “Bu devlete, bu AKP’ye güvenilir mi?” diyor. Haklılar, hiç güvenilmez. Ama bu süreç devlete ve AKP’ye güvenerek değil, halkların gücüne-özgürlük aşkına ve ortak mücadelesine güvenerek, bunu güçlendirmek için başlatılmıştır. Bütün ezilenler kendi özgüllükleri ve ortak istemleriyle mücadelede birleşmek zorundadır.
AKP ve devletin ciddiyetini göstermesi için ilk adımda iki temel gösterge vardır:
Birincisi gerillanın çekilmesi için yasal çerçevenin-zeminin sağlanmasıdır. Gerillanın çekilmesi bir takımın sahadan çekilmesi ya da dağa pikniğe çıkanların geri dönmesi gibi basit bir konu değildir.
İkincisi ise biçimi ne olursa olsun Sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür. Muhataplarının ne olanağı varsa Öcalan da aynı olanaklara sahip olmalıdır. Bir milletvekilinin bile 3-5 danışmanı var ama Öcalan tecritte ve yalnız. Devlet Kandil ile görüşebilir ama Öcalan görüşemez. 3-5 ziyaretçi ve TV ile böylesine ciddi bir süreç yönetilemez. Sürecin en ucube-garabet yanı budur. Artık böyle daha ileri gidilemez.
Bazıları “Al barışı ve özgürlüğü” diyor. Bunlar otuz yıllık acı savaş sürecini ve kazanımlarının geri alınamaz olduğunu görmüyor. Üstelik bunu diyenlerin çoğu bugüne kadar silahlı mücadeleye karşı çıkanlardan oluşuyor. Bugün de silahların rolünü oynadığını, silahların susmasıyla çok daha güçlü bir sivil-kitlesel mücadelenin gündeme geldiğini görmüyorlar. Bu görevlerden kaçıyorlar.
Bazıları “Kürt ve Türk emekçiler barış içinde sömürülecek” diyor. Bunlar savaş yıllarını hemen unuttu mu? Savaş sürecinde yakılıp yıkılan Kürdistan’dan sağ olarak kurtulup metropollere yığılan ve kaçak işçi olarak sömürülen ya da sokaklarda aç yatan Kürtleri görmüyorlar mı? Karadeniz’de, Ege’de, Çukurova’da en kötü şartlarda çalıştırılan, oralarda linçlere maruz kalan, emeklerinin karşılığını-birikmiş paralarını bile bırakıp kaçmak zorunda kalan Kürt-çocuk emekçileri bilmiyorlar mı? Bu zoraki-yedek Kürt işsiz ordusundan ötürü diğer emekçilerin de iş bulamaz-aç hale geldiği bilinmiyor mu? Savaş şartlarının işçilerin birliğini de engellediği açık değil mi? Silahlar susarsa hangi işçi-nasıl daha çok sömürülebilir? Silahlar susarsa işçilerin sınıf mücadelesinin birliği ve yükselmesi çok daha da kolay olmayacak mı?
Sürecin ilerlemesine karşı her türlü paslı balta yeniden bileniyor. Bunlardan birisi de Alevilik adına yapılan bazı çıkışlardır. Bunların Alevileri ne kadar temsil ettiği ayrı konu ama “Sinek küçüktür mide bulandırır” örneğine benziyorlar. Kürdistan Özgürlük Hareketinin temelinde, ideolojisinde, ruhunda dincilik-mezhepçilik hiç oldu mu? Bugüne kadar devrimci harekete dinsiz-materyalist diye saldıranlar şimdi de dincilikle-mezhepçilikle suçlamaya utanmıyorlar. Açık ki sorun laiklikse en demokratik-laik hareket PKK değil mi? Sadece ezilen ulusların değil, ezilen din ve mezheplerin, tüm ezilenlerin özgürlüğü, eşitliği devrimci hareketin temeli değil mi? Yeni dönemde de bütün ezilenlerin özgürlüğü ve ortak mücadele şart değil mi?
Bütün ezilenlerin endişelerini gidermek, istemlerine-eleştirilerine kulak vermek şart ama bu ortak mücadeleden kaçmak için bahaneler üretilmesin. Önemli ve mutlaka kazanılması gereken yeni bir süreç başlıyor. Yeni dönem silahsız da olsa yeni-sonuç alıcı bir mücadele ve savaş dönemidir.  Baştan teslimiyeti seçenler ya da savaş kaçkınları boşuna kendilerine firar bahanesi aramasın, üretmesin. Halklarımızı kandıramazlar.