Sürecin erken sonuçlarına dikkat

BDP heyetinin İmralı’ya gidişi, öncesi sonrası ve tartışmalar malum. Tartışmalar devam ededursun bu gelişmeler önemli bir takım sonuçlar doğurdu bile. Ve teferruatlara takılmamak gerek diyenlere kimi kere hak versek de, bu yolda her sonucun dikkatlice değerlendirilmesi ve esas sonuca etkisinin hesaplanması gereği göz ardı edilemez.

En başta sürecin isimlendirilmesinde bir değişim dikkat çekiyor, hem hükümet yetkililerin beyanlarında hem gazete sayfalarında görüyor duyuyoruz bunu. "Terörü bitirme"den "çözüm"e terfi ettik.
Elbet iyi bir gelişme, ancak kulak tırmalamasının bir sebebi olsa gerek.
Cevaben, bu değişimin lafta olduğu için güven vermediği de söylenebilir, terörü bitirme diye başlayıp çözüm diye devam eden iktidar söylemin çözümden anladığı konusunda kafamız rahat değil, de.
Mesela, "çözüm" Kürtlerin özgürlük ve kimlik haklarını da kapsayan eşit, özgür, kardeşçe bir toplumsal, siyasal yaşamı mı ifade ediyor, PKK’nin etkisizleştirilmesi yolu ile Kürtleri devletin verdiğine ikna etmeyi mi?  İkinci dikkat çekici sonuç; bebek katili, cani diye nefret ve düşmanlıkla seslenilen Abdullah Öcalan, Bülent Arınç’ın dilinde "önemli bir aktör" oluverdi aniden.
Bunda ne var diyeceksiniz? Fena bir şey yok elbet. Ama böyle aniden olunca… "Esasen onun aleyhinde her gün bin defa konuşan insanlar da bu gerçeği biliyorlar. Bu gerçeği bilmemiz onu yüceltmemiz anlamına gelmez. Bu aktörden Türkiye adına nasıl daha çok istifade edebiliriz, nasıl daha olumlu bir rol oynayabilir, etkisini örgüt üzerinde nasıl daha çok oranda gösterebilir biz bunun peşindeyiz. Akılcı siyaset yapıyoruz…" diye de devam etti Arınç.Amaçlarına ulaşırlar demek istemiyorum ama Arınç’ın Türkiye derken devleti kastettiğini, ve örgüt üzerinde daha çok oranda göstermesi beklenen etkisi ile de, örgütün mücadele hattında keskin uçların törpülenmesinin beklendiğini kastediyor diyebilir miyiz?
Üçüncü sonuç; toplumda ortaya çıkan beklenti. Ve Arınç devam ediyor; "Toplumda büyük bir beklenti var. Kandil’in ne yapacağına ve Avrupa kanadının ne söyleyeceğine bakmamız lazım. MİT hala sürecin önemli aktörü."
Söylem açıkça, iktidarın algısının halen bir güvenlik sorunundan öte geçemediğini gösteriyor. Toplumun Kürtleri barış istiyor, kalan kesimi ise revaç söylemle akan kanın durmasını istiyor malum. Nasıl?
İktidar ve medyası tarafından Ortadoğu’da süren savaşların Türkiye’ye olası etkileri ve içerdeki savaşın nedenleri konusunda topluma yanlış bilgiler veriliyor halen. Batı da, PKK’nin kan dökmek için değil, Kürtlerin devlet tarafından gasp edilen özgürlüğü ve kimlik hakları için mücadele amacıyla var olduğunu söyleyen de duyan da, toplumu süreci bu derinlikte düşünmeye sevk eden de yok. Kaldı ki, toplumda doğru algı ve bilinç yaratılmasının en önemli sonucu AKP’ye bağımlılıktan kurtulmak olur, seçim başarısı, başkanlık vs beklentisi içindeyken iktidar bunu neden istesin değil mi?
Dördüncü sonuç; Bu süreçte güven sağlayacak araçlardan en önemlisinin yeni anayasa ve yasal düzenlemeler olduğu inancı. Yeni anayasa Kürtlerin pek çok beklentisini yasal güvenceye kavuşturabilir, eğer iktidar isterse…
Beşinci sonuç; AKP sürece olumlu etkisi olacak hiçbir hareketi bedavaya yapmayacak, yani her hareketini siyasi rant (başkanlık gibi) pazarlığıyla yapacak. Kürt siyasetçilerin özgürlüklerine kavuşması dahil. Yani, Kürtlerin pazarlık gücü belirleyecek "iyi"nin derecesini.                                                                                                   
***
Elbet önemli şeyler oluyor bugün. Olanlara bakıp heyecanlanmamak elbet mümkün değil. Ama ortada büyük bir değişim olduğu yanılsaması ile değil, barışa bir adım yaklaştık da fazla bu günü tanımlamak için, ama bir ışık çaktı diyelim. Zira organize linç saldırıları, sınırlara yığılan askerler, devam eden operasyonlar, Kürt deneklerinin teröre kaynak sağladı iddiası ile kapatılmaları girişimi, Kürt siyasetçilerin devam eden tutsaklıkları ve sair pek çok "kötü", pek çok önemli "iyi"yi sakatlamaya yetip artıyor halen. Yani, umut etmek çabalamak evet, boş hayal ilkesizlik kolaycılık hayır!