Süreçte esas ve teferruat

İçinde bulunduğumuz sürecin esası ve teferruatı yani temeli ve ayrıntılarını karıştırmamak gerekiyor. Elbette ayrıntılar da önemlidir ve yaygın deyişle “şeytan ayrıntılarda gizlidir.” Ama bu durum temel sorunun gözden kaçırılmasına yol açmamalıdır. Yoksa havanda su dövülmüş ve boşuna zaman kaybedilmiş olur. Oysa süreç zamana karşı yarış biçiminde hızla gelişmektedir. Dünya ve bölge şartlarının etkisi ne olursa olsun esasen halklarımızın özgürlük-demokrasi mücadelesi bentleri-barajları yıkıp geçmiştir. Suyun nereye doğru akacağı, altında kimlerin kalacağı da ezilenlerin bundan sonraki mücadelesine bağlıdır.

Başbakanın hala terör-terörist kelimelerini diline dolaması başlı başına bir handikaptır. Bunu da devlet dilinin alışkanlığına verip es geçebiliriz. Ama bundan sonraki adımları da görmek, sıkı sıkıya takip etmek şartıyla. Hükümetin akil insanları oluşturmasındaki yöntem ve tercihler ve listeye alınanlar kadar alınmayanlar da haklı olarak tartışma konusudur. Kadınların azlığı, barış annelerinin yokluğu ciddi eksikliklerdir. Haklı olarak şu kişi niye var, şu kişi niye yok deniliyor. Ama ne kadar önemli olsa bile bu da ayrıntı olmaktan öte gidemez. Bu listede bilerek-isteyerek yer alan bu insanlar, sürece uygun olarak halkı dinlemek-anlamak ve gereğini yapmak zorundadır. Yoksa zaten tartışmalı olan akillikleri havada kalır. Kendileri de bu ağır yükün altında kalırlar. Bu nedenle hükümetin-devletin politikalarını körü körüne savunmak değil ezilen halkların sesine-istemlerine kulak vermek zorundadırlar.
Barış ve çözüm tümüyle akil insanlar heyetine havale edilmiş değildir. Akil insanlar heyeti ülkenin yönetimini devralmış da değildir. Ama savaşın sona ermesi, barışçı ve demokratik çözüm yolunun açılması gibi önemli ve kutsal bir mücadelede kolaylaştırıcı-katalizör rolü oynayabilirler. Bu da onurlu ve tarihi bir görev olur.
Ateşkesin kalıcılaşması, geri çekilmenin güvenlik içinde tamamlanması ve siyaset yolunun açılması çözümü de hızlandıracaktır. Bu da herkesin lehinedir. Sorun sadece Kürtlerle devlet arasındaki ilişkileri düzenlemek değildir. Tüm toplumun geleceğinde yeni bir dönem açılmaktadır. İşçi sınıfı, emekçiler, Aleviler başta olmak üzere her toplumsal kesim ve tüm ezilenler siyasi mücadele platformlarında var güçleriyle yoğunlaşmalıdır. İstemlerini gerçekleştirmeleri ancak o zaman mümkün olabilir. Ezilenler cephesinden gelen endişe ve kaygılar kısır tepkiler olmaktan çıkıp yaratıcı mücadele biçimine dönüşmeli-dönüştürülmelidir. Yoksa kısır muhalefet ve tepkilerden olumlu bir sonuç çıkmaz. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da nereden nereye gelindiğidir:
Yakın zaman kadar idam cezasının geri getirilmesi, Kandil’e bayrak dikilmesi lafları medyada ve meydanlarda revaçtaydı. Şimdi onu diyenlerin bir kulağı İmralı’da, bir kulağı da Kandil’de. Oralardan gelecek iyi haberleri bekliyorlar.
Süreç ilerlemek zorundadır. Darbeci Kenan Evren faşistinin “Asmayalım da besleyelim mi?” kafası kesin olarak yenilgiye uğratılmalı ve anayasa adı altında yazdırdığı paçavra yırtılıp çöpe atılmalıdır. Halkların özgür iradeleriyle oluşturacakları yeni bir anayasaya dayalı barış, özgürlük ve demokrasi çağı başlamalıdır.
Bu sürece karşı çıkan MHP ve sallantılı duran CHP tabanını da göreve çağırmak gerekiyor. MHP 1999 yılındaki geri çekilme ve daha sonra da idam cezasının kaldırılması sürecinde hükümetteydi. Bu olumlu gelişmelere evet dedi ve çok da iyi yaptı. Bundan ötürü kimse onları suçlayamaz. O halde MHP bugünkü çözüm sürecini niye sabote etmeye çalışıyor? Bunun Türk milletine yararı ne? Savaşın sürmesi Türkiye’yi de Türkleri de yakmayacak mı?
CHP (SHP) ise geçmişte (1991) HEP ile işbirliği yaparak onları TBMM’ye taşımış ve demokratik çözümü savunmuştu. Doğru da yaptı. Ama kontrgerillacıların Demirel-Çiller-Güreş-Ağar darbesi karşısında direnemedi. Meydanı JİTEM çetelerine bırakıp kaçtı. Bunun halka maliyeti çok ağır ve kanlı oldu. 20 sene kaybedildi. CHP-SHP’nin halka taa o günlerden bir özür borcu vardır. CHP, AKP’nin ya da başkalarının değil kendi belgelerinde yaptığı önerilerin gereğini yerine getirmelidir. Yoksa o da selin altında sürüklenir.
Başladığımız gibi bitirmek gerekirse:
Halklarımızın özgürlük-demokrasi mücadelesi gerici statükonun bentlerini-barajlarını yıkıp geçmiştir. Suyun nereye doğru akacağı, ezilenlerin neler elde edeceği, altında kimlerin kalacağı da ezilenlerin bundan sonraki zorlu mücadelesine bağlıdır. Ama her durumda ve şartta eski yıkılacak, yeni dönem asla eskiden daha kötü olmayacaktır. Çünkü yeni dönemde ezilenlerin siyasi iradesi ve gücü daha belirleyici olacaktır.