Suriye bahane asıl mesele pazarlık

Geçtiğimiz günlerde Almanya Başbakanı Angele Merkel, Rusya Devlet Başkanı Wlademir Putin, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye gündemiyle İstanbul’da düzenlenen bir zirvede bir araya geldi. Bu görüşmenin asıl amacının ne kadar Suriye halklarının geleceğine yönelik olduğu lanse ettirilse de, masada asıl tartışılan ise mülteci krizi ve İdlib’deki Türkiye destekli çetelerin bundan sonraki varlığının ne olacağıydı.

Güç ve çıkar dengelerine bağlı olarak her gün farklı bir boyut kazanarak 2011 yılından beridir devam eden savaşın ortaya çıkardığı en büyük yıkımlardan birisi kuşkusuz ki; yerini terk etmek zorunda kalan 5 milyonun üzerindeki Suriyeli mültecinin varlığı. Bir taraftan Suriye’de yaşanan iç savaşın ganimetlerini (DAİŞ petrolü gibi) yiyen başta Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri, diğer taraftan ise bir anlamda kendilerinin de bir parçası olduğu savaşın ortaya çıkardığı ve Avrupa’yı da ciddi derecede etkileyeceklerini düşündükleri ‘mülteci krizinin’ önüne geçmek için kirli bir politika sergilediler.

Başını Almanya’nın çektiği Avrupa, Suriye’deki iç savaşın doğrudan ortağı olduğu gibi cihatçı grupları destekleyerek Suriye’de yaşanan savaş ve insanlık suçlarının baş sorumlusu konumunda olan Türk devleti ile yaptığı kirli mülteci antlaşması ile Suriyeli mültecilerin kaderini Türk devletinin insafına bırakmıştı. Yıllardır süren savaşı sonlandıracak veya Suriye’nin demokratik bir geleceğine katkı sunmak yerine bir taraftan savaşın ganimetini yiyip diğer taraftan tek derdi mültecilerin Avrupa’ya gelmesini engellemek olan Almanya ve Fransa’nın, bugün Erdoğan ile bir araya gelmesinin tek derdi, İdlib’deki Erdoğan destekli çetelerin Avrupa’ya geçişini engellemek ve oluşacak yeni bir mülteci krizinin önüne geçmek.

Geçtiğimiz günlerde Rusya ve Türkiye arasında yapılan İdlib antlaşması bir nebzede olsa hayata geçirilse de, antlaşmanın gereği olan maddelerin nasıl uygulanacağı ise hala belirsizliğini koruyor veya en azından İstanbul’daki düzenlenen 4’lü zirveye kadar koruyordu. Bu antlaşmanın en temel maddeleri arasında, kentteki silahlı grupların silahlarını bırakması ve daha sonra ise bu gruplar arasındaki radikal cihatçı grupların tavsiye edilmesi yer alıyordu. Esad rejimi ve Rusya, İdlib’e askeri operasyon yapmayı durduracak tek şartın bu maddelerin hayata geçirilmesine bağlı olacağını sık sık tekrarlaması, buradaki cihatçı örgütlerin destekçisi konumunda olan Türkiye kadar Avrupa’yı da zor duruma soktu.

Çünkü; İdlib ne kadar Suriye’deki iç savaş için bir dönüm noktası olarak görülse de, bir o kadar da Avrupa içinde önemli. Türkiye’nin antlaşmanın maddelerini yerine getirememesi durumunda İdlib’de yaşanacak Halep benzeri bir savaşın, Avrupa’yı çok zora sokacağının farkında olan Almanya ve Fransa, (Avrupa Birliği’nin motoru gücü konumunda olan iki ülke), tam da bunun önüne geçmek için İstanbul’daki zirvede Erdoğan ve Putin ile bir pazarlık yapmak için bir araya geldi.

Bu pazarlığın asıl konusu ise BM ve birçok Avrupa ülkesi tarafından terörist olarak görülen İdlib’deki cihatçı grupların geleceğinin ne olacağıydı. Kaldı ki; geçtiğimiz günlerde bir açıklama yapan BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın Özel Danışmanı ve BM Uluslararası Suriye İnsani Yardım sorumlularından Jan Egeland tam da bu noktayı işaret ederek, şunları söylemişti: “İdlib’de bir antlaşmaya varılması önemli. Ama ne yazık ki; bu antlaşma birçok belirsizliklerle dolu ve antlaşmaya yönelik yüzlerce sorumuz hala cevap bekliyor. Bu soruların başını ise, BM’nin de terörist olarak kabul ettiği çete gruplarının gelecekteki varlıklarının ne olacağı? Bu sorular cevap bulmadıkça tam bir başarıdan söz edilemez.”

İdlib’deki radikal cihatçı gruplarında dahil olacağı yeni bir mülteci krizinin Avrupa’yı etkilememesi için Merkel ve Macron, Erdoğan ile nasıl bir antlaşmaya vardı ve Putin nasıl ikna edildi, bunlar şimdilik gizliliğini koruyor. Ama gerçek olan o ki; el ele tutuşarak basına verilen o pozun Suriye halklarında tek bir karşılığı var, o da; önümüzdeki günlerin daha çok ölüme ve da çok gözyaşına gebe olduğu…