Sürü bağışıklığı ve savaş triajı

Sıkıcı da olsa mevzu yine koronavirüs.

Spekülasyonlar, komplo teorileri ve tartışmalar sürerken, koronavirüs de hızla tüm dünyaya yayılıyor. İnsanlar bir yandan hastalığa karşı korunmanın çarelerini ararken diğer yandan virüsün sorumlularını arıyor.

Haberlere yansıyan bilgiler, sanki bu virüsün öncelikle devlet yöneticilerine, zengin iş insanlarına, sanatçılara, meşhur futbolculara bulaştığı izlenimi veriyor.

Oysa ismi geçen yöneticiler, zengin iş insanları, şöhret olmuş artistler, milyonlarca dolar transfer ücreti alan futbolcular, haftalık veya aylık doktor kontrollerinden ve testlerden geçiyor. Büyük miktarlarda ödedikleri aylık sağlık sigortaları nedeniyle, sigorta şirketlerinin doktorları tarafından periyodik-rutin kontrolleri yapılıyor. Bu kesimlerde art arda görülen koronavirüs tespiti, düzenli kontroller sayesinde mümkün olmaktadır.

Asıl mesele test yaptıramayan milyarlaca insanın durumudur. Yaşam standartları en yüksek olan kesimlerde bu kadar yüksek oranda koronavirüs bulunmuşsa eğer, en alttakilerin oranı çok daha yüksek olmalı. Nitekim İtalya, İngiltere ve İspanya’da hükümetlerinin verdiği bilgiler, geliştirdikleri tedbirler, karantina ve hastane görüntüleri, vahameti açık seçik göstermektedir.

İtalya, adına ‘savaş triajı’ denilen ahlak ve insanlık dışı bir sistemi uygulamaktadır. Savaş triajı, savaş alanlarında ve acil servislerde tıbbi müdahale önceliklerini belirleme sistemidir. Hasta olan herkese değil, kurtulma ihtimali en yüksek olana odaklanılan sistemdir. Bu sistem, parası ve olanakları olan insanlar için söz konusu değildir. Yoksullar ve dar gelirli çoğunluk için uygulanan, yaşlı, bünyesi zayıf ve güçsüz insanların öldürüldüğü sistemdir.

İngiltere’de uygulanan ve adına ‘sürü bağışıklığı’ denilen yöntem ise risk grubu düşük olanların virüse yakalanması ve böylelikle virüse karşı toplumsal bağışıklığın artmasını amaçlayan sistemdir. Yaşlı ve hastaların kendi kaderine terk edildiği, “ölen ölür kalan sağlar bizimdir” uygulamasıdır. ‘Sürü bağışıklığı’ da serveti ve parası olanlar için değil, toplum için düşünülen sistemdir. Liberal kapitalizmin, toplumu ‘sürü’ gibi gören ahlaksızlığının doğal bir yansımasıdır.

Öte yandan…

Salgın tüm dünyaya yayılırken, koronavirüse sebep olanlar ve bu sistemin asıl sahipleri, o eski bilindik numaralarını tekrarlamaya başladılar. Trump, Putin, Macron, Boris Johnson, Giuseppe Conte hep birlikte toplumcu, paylaşımcı ve dayanışmacı oldular(!)

Koro halinde, “birlik, beraberlik içinde ve dayanışma ile bu zor günleri atlatabiliriz” nutukları atıyorlar.

Kulağa ne hoş geliyor değil mi?

İnsanları karıncalaştırarak en temel ve insani haklarından mahrum bırakan, toplumu efendi-köle diyalektiği ile yöneten; hayatlarında tek bir gün çalışmamış bu işsiz, aylak-asalak takım, koronavirüs günlerinde de “birlik beraberlik” nutukları eşliğinde; ‘sürü bağışıklığı’, ‘savaş triajı’ gibi aşağılık ve ahlak dışı yöntemlerle, kimin yaşayıp kimin öleceğine karar veriyor halâ.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden Yan Lianke, öğrencilerine soruyor; “AIDS, SARS ve COVİD-19 insan eliyle gelen felaketler midir yoksa insanları çaresiz bırakan doğal afetler midir?” Sorusunu kendisi yanıtlıyor; “Doğal afetse eğer, afetlerdeki insan unsuru neden hep aynı? Özelikle 17 yıl önceki SARS salgını ve günümüzdeki COVİD-19 salgını sanki aynı tiyatro yönetmeninin elinden çıkmış gibi. Aynı trajedi gözümüzün önünde yeniden canlandırılıyor. Bir toz zerresinden ibaret insanlar olarak bu yönetmenin kim olduğunu bulmayı beceremiyoruz” diyor.

Aydınlanma çağının önemli düşünürlerinden David Hume, bundan 250 yıl önce, Lianke’ın aradığı ‘trajedi yönetmeni’ni göklerde buluyor; “Tanrı kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor? Öyleyse kudretsizdir. Kudreti var da önlemek mi istemiyor? Öyleyse kötü niyetlidir. Hem kudretli, hem de kötülüğü ortadan kaldırmak niyetindeyse o zaman kötülük nereden geliyor?” diye soruyordu.

Sorunun yanıtı, ömrünü, kötülüklerin ve haksızlıkların faillerini aramakla geçiren Karl Marks’tan geliyor: Kötülük, kendilerini Tanrı’nın dünyadaki temsilcileri ilan eden sınıftan geliyor!

Tanrının yeryüzündeki temsilcileri: Milyarlarca insan cehennem hayatı yaşarken, yüzyıllardır krallar gibi yaşayan asalaklar takımı!

Yani kapitalistler, burjuvazi…

Ama bu adaletsizlik nasıl mümkün oluyor ve nasıl gerçekleşiyor?

Şu belalı koronavirüs günlerinde yanıtlanması gereken soru bu.

Ufukta, Hinduların zehri emebilen Shiva’sı da,  Çinlilerin koca göbeğini ovarak insanların acılarını kendi bedenine geçiren güler yüzlü Buddha’sı da görünmüyor.

‘Sürü’ye dahil koyun misali, ‘savaş triajı’nın nesnesi olmak, koronavirüsten daha az tehlikeli ve daha az öldürücü değil.

İnsanlık alemi, tüm melanetlerin, Tanrı’nın yeryüzündeki lüzumsuz temsilcilerinden kaynaklandığını anladığı gün sağlığına kavuşacaktır.

Yoksa bu dünya daha çok vebalar çok koronavirüsler görür.