SİNOP

Lord Curzon, TC’nin kurulduğu Lozan görüşmelerinde Britanya temsilcisi olan Lord Curzon, bir mülakatında, tesbitini gülünçlüğün everensel tarihine, şu sözlerle not ediyordu:

“Kürtlerin, Türk olduğunu keşfetmek, tarihte ilk defa Türk delagasyonun nasip oldu. Daha önce, hiç kimse böyle bir keşifte bulunamamıştı.”
Teslim olup, kendilerini inkara yanaşmayınca, köklerini kazımak üzere imhaya kalkıştılar. Kürdistan kan ve ateşe içinde, yaralı.
Gelecekte torunları, onlarla övünecek mi, utanç mı duyacak bilemiyorum, ama Kürtleri yaralayarak, bir çağı zulümle kirlettiler.
İsyancılara, terörist diyorlar. Oysa, kendilerine ait olmayanın dışında bir şey istememişlerdi. Kimlikleri, kişilikleriyle birlikte ülkeleri ellerinden alınmış insanlardı, onlar.
İnsan olan, isyan etmez mi? Kürtler isyan ettiler. Dağlarda 10 bin gerilla ile isyancıdır, Kürdistan. Gerektiğinde binler, onbin, yüzbinler, yer yer milyonların sokaklara, cadde ve meydanlara akmasıyla kitle desteği sunuluyor, onlara.
İsyandan amaç ise, hak ve hukukun payidar olduğu barışa erişmektir. Ama kalıcı barış yerine yalan, dolanla kandırılarak, ırkçı rejime entegre edilmek, sisteme yama yapılmak isteniyorlar. Buna yanaşmayınca da hakaret görüyorlar.
Başbakan Recep Erdoğan, gittiği Hakkari’de, eski faşist liderin sözünü tazeleyerek, “ya sev ya da terk et” seçeneğini sunuyordu, onlara. Kendini inkar edip, rejime entegre olmayan, yama olmayı kabul etmeyen, yaşamak istiyorsa, terk etmeliydi, ülkeyi.
Dinler tarihinden habersiz cahil numaralarına yatarak, onları aşağılıyor, “Zerdüşt” diyordu. Kendince, üstün ırktan sonra din üstünlüğünü de tekeline alıyordu.
Ona göre, seçme ve seçilme varsa bir yerde, orada demokrasi vardı. Onun yönettiği ülkede, bu durumda bolca demokrasi bulunuyordu.
Fakat, Kürt seçilmişlerin çoğunluğu onun tarafından beğenilmediği için hapiste, parlamentodakiler ise tehdit altındaydı. Erdoğan’a göre onlar, teröristlerin uzantısıydı. En kısa zamanda dokunulmazlıktan soyutlayıp, hapse atılacaklardı, zaten…
Türk muhalefeti mi? Onlar, AKP iktidarını yetersizlikleri nedeniyle yerden yere vuruyorlardı.   
 Kürtler, neden isyan ettiklerini ve el konulmuş insanlığın hangi damarını geri istediklerini anlatmak için, iyi günlerde “ortak vatan” olan kesimin Karadeniz şeridine bir heyet gönderdiler. Ama, daha fazla ileriye gidemeden Sinop’ta sarıldılar…
Irkçılar devlet gücünü arkalamış Nazilerin “SA” personelini andırıyordu, Türk ırkçıları. Öldürmek üzere saldırıyorlardı.
Haydutlaşma bir kere daha efendi, fakat ortada devlet ve devlet adına polisin başı vali yoktu. Ortada dolaşan polis, kuşatılmışı korumak yerine, adam öldürmeye, hırsızlık, talan yapmaya çıkmış, dişleri sıkılı ırkçılarla dost görünüyordu.
Televizyonda seyrediyorduk: Irkçılar, arabaları tahrip edip, içindekileri çalarken polis, yanı başlarında dikiliyordu. Hırsızı görmüyor, araba camlarına, metale inen darbe sesini duymuyordu. Gören polisi, katil gözcü sanıyordu.  
AKP, TC’nin efendisiydi. Polis rejiminin bekçisiydi. Kürtler sözkonusu olduğunda maaşını hak edip, göz doldurmak istercesine hamle ediyor, şehirler, kasabaların göğünü gaz bulutuna boğuyor, Şahin Öner’i asfalta yapıştırıyor, coplu taarruzla önlerine çıkanı yere yıkıyor, seçilmişlerden Ahmet Türk’ü yumrukluyor, bomba yarası almış Pervin Buldan hastaneye kaldırılıyor, Başbakan da, başarılarından dolayı polisleri kutluyordu.
 Devlet, ordusuyla da, kıstırdığı gençleri tek tek vurmada, Roboskî’de çoğu çocuk, 34 sınır tacirini bir araya toplayıp bir vuruşla yok etmede güçlüydü. Kürtleri toplama kamplarına doldurma, şehirleri, kasabalarını gaz bulutuna boğmada güçlü, ancak Sinop’ta zincirlerinden boşalmış faşistleri durdurmada yetersiz roldeydi.
Vahşi bir kalabalık, 1993’deki Sivas’ı tekrarlamak üzere hamle ediyordu. Kuşatılmış insanlar, öğretmen evinin camları şangırdıyarak yere inerken, kendilerini savunmak için, yine Sivas’ta olduğu gibi masa ve sandalyelerden oluşan bir barikat kuruyorlardı.
On saatlik bir can korkusu yaşandı.
Bu aslında, bölünmüşlüğün resmiydi. Ama ilk değildi.  Kürtler, değişik yerlerde kuşatmaya alınıyor, çalıştıkları yerler ve yaşadıkları alanlara saldırılar düzenleniyordu.
Unutmamak gerek ki, Kürtler’deki ruh yarılması daha derindi.