Sırat köprüsü

Orta Doğu bölgesi büyük bir deprem yaşıyor. Bölge alt üst oluyor. Aslında basit bir depremden çok, sosyal bir tsunamiden söz edebiliriz. Bölgede, halkların iradesine rağmen oluşturulan bütün suni sosyal-siyasal hatta coğrafi sınırlar, kaygan zeminde sallanmaktadır. Kürdistan halkı başta olmak üzere, bölgenin bütün ezilen halkları özgürlüklerini kazanmak istiyor. Statükocular ve dış destekçileri de, halkların özgürlük ateşini söndürmek, kurulacak yeni sisteme de yön vermek istiyorlar. Aslında eski sistemi yani halkların köleliğine dayanan sistemi, yeni biçimlerde sürdürmek istiyorlar. Halkların özgürlük istemlerinde direnmesi, ezenlerin ise her yolla-yöntemle statükoyu koruma çabaları çatışmaları uzatıyor ve sertleştiriyor. Hatta Rojava’da, Suriye’de ve Mısır’da gördüğümüz örneklerle, insanlık dışı katliamlara her gün bir yenisi ekleniyor. “Dünya niye sessiz?” diye eleştirenler, kızanlar var. Oysa dünya hiç de sessiz değil. Çünkü, bütün bu katliamlarda “dünya” denilen etkili devletler doğrudan sorumludur, suç ortağıdır. Hepsinin de eli, açıktan ya da gizli olarak kanın içindedir.
Orta Doğu’da temel sorun, halkların eşitliğine-özgürlüğüne değil, halkların esaretine-köleliğine dayalı çağdışı sistemlerdir. İster krallık, emirlik biçiminde olsun, isterse sahte cumhuriyetler biçiminde olsun, hepsi de özünde dikta rejimleridir. Halkları zorbalıkla, katliamlarla susturan dikta rejimleri huzuru sağladıklarını iddia ediyorlardı. Görüldü ki, zorbaların halkları susturarak sağladıkları “huzur” pamuk ipliğine bağlıdır. Çünkü zorba rejimler, arkalarındaki dış desteğe ve konjonktüre bağlı olarak ayakta kalmaktadırlar. Konjonktür değişince, halkların isyanıyla kağıttan şatolar gibi sallanıp yıkılmaktadırlar. Bölge bu durumdayken, TC hükümeti ve devletinin politikası nedir?
Bölgeye model olma iddiası taşıyan AKP hükümeti, Sırat köprüsünde sallanmaktadır. Diğer rejimler gibi, konjonktürün başımıza diktiği AKP rejimi sahte seçim zaferleriyle iktidar olmuştur. Vesayeti kaldırma ve demokrasiyi kurma misyonuyla övünen AKP iktidarı, 11 senedir halklarımızı oyalamaktadır. Oyalamanın en son ve en tehlikeli örneği son çözüm sürecidir. Çözüm sürecini destekleyen Kürdistan halkı ve tüm halk kesimleri endişe içindedir. AKP hükümetinin hiçbir kesime güven vermeyen, sallantılı-çelişkili politikaları sürmektedir. AKP ve sözcüleri dönüp dolaşmakta ve “Bakın kan akmıyor, bakın faili meçhuller olmuyor” diyerek övünmektedir. Oysa, AKP iktidara geldiğinde, yani 2002 yılında zaten kan akmıyordu. Çünkü o zaman da, gerilla Sayın Öcalan’ın çağrısıyla Medya savunma alanlarına çekilmişti. Ecevit hükümeti zamanında çözüm görüşmeleri yapılıyordu. Ecevit hükümeti herhalde bu nedenle düşürüldü. Yerine gelen-getirilen AKP hükümeti, bu ateşkes ortamında çözüm için uğraşacağına, devletin eski oyunlarına sarıldı. Kürtleri oyalamaya-bölmeye ve tasfiye etmeye yeltendi. Bunun sonucu olarak 2004 yılından sonra savaş yeniden başladı. Bugün de gerilla güçleri, barışçı çözüme olanak tanımak için ateşkes ilan edip medya savunma alanlarına çekilmiş bulunuyor. Ama, AKP ve devlet hala güven verici bir adım atmıyor. Bunun yerine gene eski oyunlara başvuruyor. Oyalamalarla zaman kazanmaya, bu zamanı da çözüm için değil, tasfiye için kullanmaya çalışıyor. Hala “İmralı-Kandil çelişkisi”nden söz ediyorlar. Oysa sadece PKK değil, halkın geniş kesimleri barışçı çözümden yana olduğunu ortaya koymuştur. Ama, AKP adım atmak yerine halkın en temel taleplerini kabul etmemektedir. Hala anadilde eğitim gibi bir temel insan hakkı, utanmazca tartışılmaktadır. Temel insan haklarının tartışıldığı bir rejim demokrasi olabilir mi, bu rejimde istikrar sağlanabilir mi?
Bir diğer utanmazlık ise “Bakın artık faili meçhuller yok” sahtekarlığıdır. Sanki Kürtlerin ve muhaliflerin faili meçhullerle yok edilmesi devletin doğal hakkıymış gibi. Kaldı ki, bu iddia da tümüyle yalandır. AKP iktidarı boyunca yüzlerce çocuk ve genç katledilmiş, bir tekinin faili yargılanmamıştır. Roboskî katliamı bunun en açık örneğidir. Gezi parkı direnişinde 5 gencin katledilmesi, onlarcasının yaralanması kameralarla sabit olmasına rağmen, faillerinin bir teki bile yargılanmamıştır. Milletvekilleri de dahil on binlerce insan zindanlardadır. Şimdi, bu hukuk dışı zulmü sürdürmek için yüzde 10 barajına sığınılmaktadır. Faşist 12 Eylül diktası, bu barajı istikrarı sağlamak gerekçesiyle koymuştu. Açık ki, bu baraj halkın farklı eğilimlerini parlamentoya sokmamak, onların oylarını gasp etmek için konulmuş bir sistemdi. Halkın oylarını gasp eden bir sistemde istikrar olur mu? Olsaydı halkın oylarını gasp ederek yüzde 95-99 oyla seçildik diyen diktatörler hiç yıkılmazdı.
Halkların tam eşitliğine-özgürlüğüne dayalı demokratik bir çözüm olmadıkça, hiçbir iktidar hiç bir oyunla ayakta kalamaz. Sırat köprüsünden düşmeden geçmek için AKP ve devletin bunu anlayıp kabul etmesi, sadece halklarımızın değil kendilerinin de çıkarına olacaktır.