Tahir Elçi’yi öldüren kurşun

Vietnam kurtuluş mücadelesinde, ABD tarihine talihsiz “Kahraman” (?) olarak geçen adam, Savunma Bakanı Robert S. McNamara’ydı. Ve o “süper güç”ün yenildiğini bildiğinde: “Dünyanın en büyük süper gücünün geri kalmış ufak bir ülkeyi ne faydası olduğu çok tartışmalı bir konuda yola getirmeye çalışırken, haftada bir sivili öldürmesi ya da ağır yaralaması, hiç hoş bir manzara yaratmıyor” demesini nasıl yorumlamak gerekiyor?

Buna cevap aranabilir.

Ancak, Osmanlı’nın devamı ve 2023’te Osmanlı restorasyonuna hazırlanan ve adına Türkiye Cumhuriyeti denen bir ülkenin, Türk halkına ne faydası olduğu meçhul bir konuda yola getirmeye çalıştığı Kürdistan’da, onbinlerce sivilin katledilmesine neden olan haksız bir savaş yürüttükten sonra, üç yıl önce Tahir Elçi’yi Diyarbekir’de katletmesi, sadece hoş olmayan bir manzara yaratmadı, izleyenlerin ve orada olanların sırtına hançer gibi sapladı.

Kalleşçe bir infaz olduğu, Londra Üniversitesi’ne bağlı Forensic Architecture adlı şirketin raporunda incelemeleri sonucunda, tesbit edildi.

Bu rapora karşı beyhude bir itiraz olacağını ve katillerin tesbit edilmesini geciktirecek adımlar atılacağını ve katil veya katillerin ceza sahası dışına çıkarılacaklarını tahmin etmek mümkün.

Buna rağmen son dönemde, özellikle de Cizre katliamıyla ilgili Türkiye lehine karar veren AİHM yeni bir davada, bir insan hakları savunucusunun katledilmesiyle ilgili karar verecek.

Hatırlanırsa ve yukarıda atıfta bulunulan raporun tesbitine dayanır ve Türkiye’de Erdoğan’ın talimatı olmadan, bir polisin konuşmacı birine silah sıkmayacağı de göz önünde bulundurulursa, bu katli kimlerin azmettirdiğiyle ilgili aşikar ipuçları elde edilebilir.

Bir yerde, arka planda, önceden planlanmış bir katl var.

Hatırlarsak, Tahir Elçi, Ahmet Hakan’ın programında: “PKK terör örgütü değildir” demişti.

Sonra Tahir Elçi sosyal medya yoluyla Ahmet Hakan’ın zarar görmemesi için: -Ahmet Hakan sözlerime katılmadığını aynı programda birkaç kez tekrarladı. Ne yapsaydı daha? Beni linç mi etseydi?” dedi ama, Türkiye’de son yıllarda, Erdoğan’ın korunaklarının başında gelen Ahmet Hakan, Tahir Elçi’yi yargılayanlar kürsüsüne müdavim olmaktan kurtulamadı.

Türkiye Cumhuriyeti yargısı üç yıl boyunca, Tahir Elçi’nin katlinden sorumlu devletin Başbakanı Davutoğlu’nun: “Bu olay mutlak surette aydınlatılacak, bizim dönemimizde faili meçhullere izin vermeyiz. Hedef sadece Tahir Elçi değil, Türkiye’dir” ifadesine inandı. Davutoğlu, cinayetin sorumluluğunu PKK’ye yüklemişti. İtiraz Londra Üniversitesi’nin forensik inceleme yapan kuruluşundan geldi. Türkiye ile ABD ve daha birçok “zanlı” iktidar arasındaki benzerliklerden biri, bu iktidarların tüm çabalarına rağmen, güven eksikliğinin oluşturduğu, o meşhur gediğin bir anda dipsiz bir kuyuya dönüşmesi(Hannah Ahrendt)’ne neden olmaları.

Türkiye’nin Tahir Elçi örneğinde içine düştüğü bataklıktan kurtulması mümkün olmayacak.

Bu bataklığı, Türkiye’dekiler ve dışarıdakiler de farkediyorlar.

Ancak Türkiye’deki egemenler: “aktif ve agresif inkar becerisi” (Ahrendt)‘nin kendilerini kurtaracağına inanıyorlar.

“Yalanlar çoğu zaman gerçeklikten çok daha makul, akla çok daha yakındır, çünkü yalancı, izleyenin ne duymak istediğini ya da nasıl bir beklenti içinde olduğunu önceden bilmenin sağladığı büyük avantaja sahiptir.”(Ahrendt) Türkiye‘de yalanı izleyen ve yalancıya ne söyleyeceği ile ilgili “Sipariş“ verenler, ve yalanı söyleyenler de olguları bertaraf edemiyorlar.

Yalancı, yalana inananları, onlar olgunluğa ulaşmamışlarsa, yalana inandırabilir.

Ancak kendi sonunu getirecek olan, toplumların iyi yanını kazanacak umudun kesin zaferine engel olamayacağını en azından Vietnam kurtuluş mücadelesinden bu yana biliyorlar; Tahir Elçi’yi öldüren kurşun, öncesi ve sonrası bu yenilginin hikayesi olacak.