Talep nettir, muhatap devlettir

72 gündür açlık grevinde olan Davut Önder, gönderdiği mektupta şunların altını çizdi: “Talep nettir, muhatap devlettir. Eylemin nedeni, uygulanan tecrit ile birlikte topluma dayatılan sınırsız faşizmdir. Bu savaş politikaları sürdükçe, yaşanabilecek olumsuzlukların tek sorumlusu da AKP devletidir.”

Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 72 gündür açlık grevinde olan Davut Önder, sözün bittiği yerde eylemin başladığını belirterek, “İmkanımızın yetmediği her türlü eylemselliği halkımız yerine getirebilir” dedi.

Mardin’in Savur ilçesinden olan ve 1989’da Mersin’de dünyaya gelen, Aralık 2009’da tutuklanarak 24 yıl ceza alan Davut Önder, tutuklu bulunduğu Kırıkkale Cezaevi’nde, 72 gündür sürdürdüğü açlık grevine dair bir mektup kaleme aldı.

Eylemlerin dışında olmak  daha zor

 Daha önce 12 Eylül 2012’de büyük açlık grevi öncesi 25 günlük açlık grevine girdiğini aktaran Önder, “Çok zorlandığımı hatırlıyorum ama hiçbir şey böylesine irade gerektiren eylemlerin dışında kalmak kadar zor olamaz. 12 Eylül 2012’deki eyleme girememiştim ve o dönem arkadaşların 68 gün süren eylemi beni çok etkilemişti. Onca süre eylemi nasıl sürdürebildiklerini anlamak istiyordum. Tarihsel örnekler vardı fakat bu sefer bizzat şahit oluyordum. Zaman içerisinde amaca inanma, kilitlenme ile birlikte moral motivasyon düzeyinin yüksekliğinin insan iradesinde nelere kadir olabileceğini anlamış oldum. Bundan dolayıdır ki itirazımı bu yöntemle güçlü bir şekilde geliştirme şansına eriştim” dedi.

Toplumun prototipi gibi tasarlanmış

Açlık grevine girme nedenlerinin PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit olduğunu hatırlatan Önder, şunları yazdı: “Tecridin kendisi zaten ağır bir işkence ve insanlık suçudur. Bir diğer boyut ise Sayın Öcalan’ın önderliksel vasfı ve hakikatidir. Bundan hareketle ‘Öcalan’a tecrit’ şeklinde iki olguyu birleştirirsek talebimizin hayatiliği iyi anlaşılmış olur. Tersten bir yaklaşımla neden Sayın Öcalan’a böylesi bir tecrit uygulanıyor ve bunda ısrar ediliyor? Bu sorunun muhatabı AKP devleti/hükümeti olsa da cevabı gayet nettir. Devlet de Sayın Öcalan’ı demokrasinin, cinsiyet özgürlüğünün, ekolojik toplumun, komünal ekonominin özcesi demokratik ulusun önderi, temsilcisi olarak gördüğü için en başta İmralı’ya yöneliyor.

İmralı Ceza İnfaz Kurumu toplumun bir prototipi gibi tasarlanmıştır. Bunu biz değil, son 20 yıllık tarih söylüyor. Haliyle Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan mutlak tecrit ile topluma karşı tırmandırılan her türlü savaşın, toplu kırımın tesadüf olmadığını anlamak için zeki olmaya dahi gerek yok. Boşuna merminin fiyatı sorulmuyor ve bizim itirazımız bunadır.”

Eylemin bitmesi, devlete bağlı

 Açlık grevi eylemini ne zaman sonlandıracaklarının tamamen AKP hükümetinin kendi yasalarına uyumasına bağlı olduğunu aktaran Önder, “Talep nettir, muhatap devlettir. Bu nedenle belli başlı bazı çevre ve odakların iyi niyetle de olsa eylemin sonlandırılmasına dair çağrılar yapmasının anlamı da önemi de yoktur. Eylemin nedeni, uygulanan tecrit ile birlikte topluma dayatılan sınırsız faşizmdir. Bu savaş politikaları sürdüğü müddetçe, yaşanabilecek olumsuzlukların tek sorumlusu da AKP devletidir” diye vurguladı.

Psikolojik baskı da var

 Kilo kaybı yaşadığını ve tansiyonunun genelde düşük seyrettiğini aktaran Önder, “Bunlar eylemin doğal sonucudur ve buna bir itirazım yok fakat talepte bulunmama rağmen ilk 35 gün B vitamini verilmedi. Bizzat kurum hekimi tarafından bir kontrole tabi tutulmuş değiliz. Sağlık kontrolleri ve sayımın o an bulunduğumuz yerde yapılması için kurum hekiminden rapor talep ettik fakat  ‘beni ilgilendirmez kurum müdürü ile halledin’ denildi. Kurum müdürü ise raporu şart koşuyor. Böyle olunca mevcut kontrolleri de artık yaptıramaz olduk” dedi.

Önder, yapılanların psikolojik bir baskı, enerjilerini erken tüketmeye yönelik bilinçli bir uğraş olduğunu belirterek, ekledi: “Moral, motivasyon anlamında kendimizi çok iyi hissediyoruz. Haklı olduğumuzu biliyor; iyiye, güzele ve doğruya vesile olacak bir hedefin yolcusu olmak bize yetiyor.”

Eylemin kendisi çağrıdır

 Sözün bittiği yerde eylemin başladığını söyleyen Önder, şöyye sürdürdü: “Bu eylem de kendi başına büyük bir mesaj, çağrı değil midir? Zaten halkımız bu mesaja yabancı değildir ve bu tanıdık mesajın gereğini mutlaka yerine getireceklerdir. Mutlak tecridi mutlak anlamda kırıp başarıyı elde edeceğiz. Bunun bedeli ne olursa olsun sonuç değişmeyecektir. Bu başarının bir parçası olmak isteyenlere diyoruz ki, daha fazla geç kalınmamalıdır. Aksi halde yazılmakta olan tarihin onur sayfalarında kendilerini nakşedecek boş bir satır dahi bulamayacaklardır. Bizler devrimci olmanın ahlaki sorumluluğu gereği ‘14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucundan’, ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ eylemlerine kan-can pahasıyla yaratılan değerlere, direniş hattına layık olmaya çalışıyoruz. Bunun için tek imkanımız olan bedenlerimizi ortaya koyduk ve bundan şeref duyuyoruz. Halkımızın da bu şerefe ortak olacağına, sahip çıkacağına inandığımız için bu eyleme başvurduk. Keşke başka bir imkanımız olsaydı da onu da bu kutsal amaç için feda edebilseydik. Bizim eksik kaldığımız imkanımızın yetmediği her türlü eylemselliği halkımız yerine getirebilir. Belki bu sayede yetersizliklerimizin kısmi bir özeleştirisini geliştirebileceğiz ve birbirimize layık olabileceğiz. Bunun için bütün halkımızı bir an önce harekete geçmeye çağırıyoruz. Başta Leyla Güven yoldaşımız olmak üzere bütün direnenlere selam olsun.”


Eylemci tutsaklar darp edildi

Elazığ Cezaevi’nde ‘robokop’ kıyafetli gardiyanlar, açlık grevindeki tutsakları darp etti.

Elazığ 1 ve 2 Nolu Yüksel Güvenlikli cezaevlerindeki ağır hak ihlalleri devam ediyor. Cezaevinde hak ihlallerine maruz kalan tutuklular, aileleri aracılığıyla yaşananlara ilişkin bilgi verdi. Her iki cezaevinde de muhalif gazeteler ile bazı kitaplar “yasaklı” olduğu gerekçesiyle verilmezken, bu kez de Fox TV kapatıldı.

Açlık grevi eyleminde olan tutsakların tek kişilik hücrelere konulduğu ve burada sistematik işkence ve tehditlere maruz kaldıkları öğrenildi.

Cezaevindeki ‘robokop’ elbiseli gardiyanların, aynı cezaevinde bulunan ve açlık grevi eylemini sürdüren Mazlum Deniz ve Zülfü Dönmez adlı tutsakları darp ettiği ve vücutlarının çeşitli yerlerinde darp izlerinin bulunduğu, her iki tutuklunun darp edildiğine dair doktor raporu aldıkları aktarıldı.

Ayrıca Elazığ E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve isimleri öğrenilemeyen 8 tutsak, başka cezaevlerine sürgün edildi.

Sadece sosyal medyada değil, alanlarda sesimizi yükseltin

Diyarbakır D Tipi ve Karabük T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan tutsaklar çağrıda bulunarak, “Bu direnişi sadece sosyal medyaya sığdırarak değil, alanlarda sesimizi yükselterek cevap olabilirsiniz” dedi.

Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde 16 Aralık’ta Sercan Gümüş, Rıdvan Kaya, Nimetullah Cinkılıç, Hayati Üzmen ve Cüneyt Aslan’ın başladığı eyleme 1 Mart’ta 100’ü aşkın tutsak dahil oldu. Görüşe giden tutsak yakınları yaptıkları görüş sırasında açlık grevi eylemcilerinin, talepleri karşılanıncaya dek eylemlerinden vazgeçmeyeceklerinin altını çizdiklerini kaydetti.

Tutsakların açlık grevlerine ilişkin dile getirdikleri şu şekilde:  “Bizler Leyla Güven’in öncülüğünü yaptığı ve ardından dalga dalga yayılan eylemlere karşı sessiz kalamazdık. Arkadaşlarımız her gün gözlerimizin önünde erirken ve en haklı talepleri kabul görmezken sadece oturup bekleyemezdik. Bugün 100’ü aşkın arkadaşla birlikte eylemdeyiz ve bu eylem Önder Apo üzerindeki tecrit son bulmaya kadar devam edecektir. Önder Apo şahsında toplumun tümüne tecrit uygulanmaktadır. Bugün sessizce yerinde oturup izlemekle yetinenler yarın yaşanacaklara ortak olacaktır. Bu insani bir eylemdir ve bu eyleme demokrat, insan hakları savunucuları, barış isteyenler, özgürlük isteyenler, akademisyenler, avukatlar destek olmalıdır. Demokrasiden yana olduğunu ve bu eylem talebinin kabul edilmesini sadece televizyon izleyerek, telefondan yapılan paylaşımlarla cevap olamazsınız. Eğer cevap olunacaksa alanlarda sesimizi yükseltmeleri gerekiyor.

Artık bıçak kemikte

Bıçak kemiğe dayanmadığı sürece birçok kişi yerinden kıpırdamıyor. Artık bıçak kemikte… Onlarca Kürt evladı şuan bedenini açlığa yatırmış ve tüm toplum üzerindeki tecridin kaldırılmasını talep ediyor. Yeni neslin geleceği için bedenini ölüme yatıran bizlerle ya bugün direnir ya da sessizliğinizle kalıp yarın evlatlarınızın yüzüne bakamayacak halde kalırsınız. Biz kimsenin bu şekilde bir yaşamı yaşamasını istemiyoruz. Her aile, her insanım diyen ve barış isteyen her birey bulunduğu yerde direnişi yükseltmek için elini taşın altına koymalıdır. Biz kimseden ölüme bedenini yatırmasını istemiyoruz. Tek isteğimiz demokratik eylemselliklerle devletin baskısına karşı direnişe sahip çıkmasıdır.”

Evlatlarınıza sahip çıkın

 Karabük T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 5 Ocak’ta Ali Haydar Elyakut, Seyfettin Kurt ve Murat Kozat eyleme başladı. Üç tutsağın yanı sıra Karabük T Tipi Cezaevi’nde de 100’ü aşkın tutsak 1 Mart’ta açlık grevine dahil oldu. Tutsaklarla görüşen yakınları, morallerinin tüm olumsuzluklara rağmen yüksek olduğunu ve eylemlerinden vazgeçmeyecekleri mesajının kendilerine iletildiğini belirtti. Karabük’teki tutsakların ilettiği mesaj ise şöyle: “Açlık grevi eylemimiz ikinci ayını geride bırakırken yüzü aşkın tutsak arkadaşımızda bu direnişe ses oldu. Direnişimiz tecrit kalkana dek devam edecek. Eğer bu tecridi sadece Önder Apo şahsında ele alan varsa yanılıyor. Bu tecrit tüm Türkiye halkları ve Kürdistan halkları üzerinde yürütülüyor. 8 Mart ve 21 Mart tarihleri yaklaşırken direnişin öncülüğünü yapan Sayın Leyla Güven’e yürek dolusu mücadele dayanışması yolluyoruz. Biz halkımıza şu çağrıda bulunuyoruz; Bugün bu mücadele tüm insanlığın kapısını çalmaktadır. Gelin direnişe dahil olun ve sessizliği bozun. Tehditlerle, baskıyla, gözaltıyla sizleri bastırmak isteyen zihniyete karşı evlatlarınıza sahip çıkın. Eylemsellikleri sadece sosyal medyaya sığdıran anlayıştan sıyrılıp bir an önce harekete geçilmelidir. Aydınlık geleceği hep birlikte yaratalım.”