Tayyipvari saygı ancak öldürür

10-17 Aralık İnsan Hakları haftasındayız…
Güne, gözaltılar ve tutuklamalarla uyandık. Hak aramanın, özgürlük istemenin suç olduğu zamanlarda takılıp kalmışlığımızın sıkıntısını yaşıyoruz yine.
 Kadın, işçi, asker, gerilla…her gün onlarca yaşam hakkı ihlali ekleniyor sırtımızdaki yüke. On binlerce Kürt cezaevlerinde.
Hukuk mukuk hak getire, Tayyip cesaret etse yarın darağaçları kurulacak meydanlara.
Kadın cinayetlerinde devlet zafiyeti ayyuka çıkmış. Devletin valisi, koruma isteyen kadına “en fazla ölürsün” diyor. Ve kadın ölüyor en fazla.
Katiller, işkenceciler baş tacı edilmiş, memleket yönetiyorlar.
Roboskî’de ortaya saçılan kollar bacaklar hala sahiplerini arıyor, sorumluları devlet sırrı…
Nerede insan hakları, mı dediniz?
İnsan hakları, Tayyip’in dilinde. “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 64. yılı…” diye başlayıp, “insan haklarına saygı…” diye biten bir açıklama yayınladı, zira.
İnsan hakları, 12 Eylül darbe anayasanın 2. maddesinde  “Türkiye Cumhuriyeti… insan haklarına saygılı… bir… devlet”tir.
(Koca anayasada sadece bu maddede anılmış insan hakları. O da “saygıyla”.)
Tayyip’in de 12 Eylül darbesinin de icraatları malum. Görüyoruz ki saygıyla öldürüyorlar, tutsak alıyorlar, yasaklıyorlar, aç bırakıyorlar. O halde, nedir bu saygı? 
TDK Türkçe Sözlüğüne göre “saygı”; değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye karşı veya bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusudur. “Saygılı” ise; “saygısı olan, saygı gösteren, demek.
Kimi anayasacılarımızın tespitlerine göre de “insan haklarına saygılı devlet”; değeri, üstünlüğü, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla insan haklarına karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranan devlet demekmiş.
 Bu nasıl olacak derseniz, TC devleti ve Tayyip’in icraatlarına bakacaksınız artık…
Bazı gerçekleri reddedemezsiniz. Mesela; Bu gün yaşadığımız tüm sorunların kaynağında, insanı devletin bekası için bir araç olarak gören, bu nedenle de, insan haklarına zorunluluk gerektirdiği ölçüde saygı gösterilecek durumlar olarak bakan, devlet yapısı var.
İnsanı temel alan, amaç edinen bir yönetme anlayışı kazanılmadığı müddetçe de, devlet ve iktidarların insan haklarına yaklaşımları, Tayyipvari bir saygının ötesine geçemeyecek…
Anayasada ya da yasalarda ne yazdığı kadar hatta daha da çok, iktidarın ve uygulayıcıların zihniyetlerinin önem taşıdığını yaşayarak öğrendik. Ancak yine de anayasa başta olmak üzere yasalarda ve bağlı düzenlemelerde, insan haklarının sadece saygı gösterilecek bir olgu değil, temel alınacak bir unsur olarak tanımlanması için yürütülecek mücadelenin, özel bir anlamı var.
Aksi halde; “insan haklarına saygılı devletler”, başka temel amaçları yanında insana ve insani değerlere lütfen saygı gösterir pozisyonlarını anayasalarında tescillemiş olmakla,  insan hakları ihlallerinin önlenmesi konusunda yürütülen mücadeleleri sınırlamakta, anayasa bir anlamda bu mücadeleye karşı bir bariyer olarak kullanılmaktadır.
Bu nedenle, yeni anayasa yazımında, “insan haklarına saygı” yerine “insan haklarını esas alan” terimi ile durumun tarif edilmesi, anayasaya bağlı olarak yapılan yasaların ve uygulamaların insan haklarını, insanı temel almaya zorlanmasına imkan yaratacağından yabana atılmamalı.
Sözü bir bilmeceyle bağlayalım; “saya saya, seve seve ihlal edilen şey nedir?”