TC, Ergenekon, çetecilik ve şantaj

Ava NEŞE KALP

Türk ırkçılığını tanımlamak için ırkçılık kavramsal olarak yeterli değildir. Mesela başka bir ülkede belli bir etnisiteye, ırka dayandırılan üstünlük, imtiyazlılık, kayırmacılık vb. gibi özellikler ırkçılık olarak değerlendirilir. Ancak Türkiye’de bunların hepsini kapsamakla birlikte daha da fazladır. Öyle bir ırkçılık biçimi ki kendisine ırkçı dedirtmeyecek biçimde “ırkçılık karşıtı” cepheyi de tasarımlamaktadır. Üstüne üstlük onu enternasyonalist sol ve ulusal sol diye her iki cepheye de yerleştirebilme meziyetine sahiptir. İsmail Beşikçi “Kemalizmin en büyük başarısının kendisini sosyalistlere savundurtmasıdır” der çok haklı olarak. Bu yüzden Türkiye’de ırkçılığın adı bile konulmaz, yumuşatılarak “milliyetçilik” kıvamına çekilir. Türkiye’de ırkçılık devlet sponsorluğunda, zorla yaptırılır. Bireyler ırkçılık pozisyonunu almadan kamusal kaynaklardan yararlandırılmaz, hiçbir yaşamsal güvenceleri olamaz. Bu nedenle Türkiye’nin ötekilerinin asimilasyonunda, asimile edilmeyeceklerin yurttan kovulmasında, mallarına çökülmesinde sürekli olarak zorla ırkçılık mekanizma kullanılır. Şimdi bu artık yurt dışında, üstelik Avrupa’nın göbeğinde de kullanılmaktadır. Son Avusturya olayları bunun en yakın örneğidir. Yoğunlaşmış halde Kürtler ve muhalifler arasında düşürdükleri kişilerin yerleştirildiği görülmektedir. İnsanları bunu gönüllü olarak yapmayacaklarını, paradan çok başka zorlama metotlarının kullanıldığını hatırlamalıyız. Bu konuda çok iyi bir Filistin filmi var; Omar. Hany Abu-Assad’ın 2013 yılında gösterime giren filmi. Bence Kürtlerin bu filmi dikkatle incelemeleri gerekir. Orada mesela gençlerin nasıl düşürüldükleri, örneğin haklarında söylentiler yayılarak direnen insanları nasıl ajan olarak damgaladıkları, esas ajanların nasıl kamufle edildikleri ve yönlendirildikleri, hangi metotların kullanıldığı konusu çok iyi işlenmektedir. Türk devleti de benzer bir yol kullanıyor yıllardır. Tek tek insanların hedeflendiği bu uygulama yaygın olarak kullanılmaktadır. Birkaç örnek vermek gerekirse; örneğin Kürt hareketinin “kadının beyanı esastır” ilkesi kullanılarak başka türlü düşüremedikleri Kürt aktivistlere yönelik, kadınlar kullanılarak taciz iddialarının yöneltilmesi bunlardan biri. Hareketin bu ilke nedeniyle konuya dar hiçbir şey yapamadığı bilindiğinden, en aktif üyelere bu yolla operasyon çekilebilmektedir. Başka bir yöntem de sosyal medya üzerinden, özellikle politik olarak aktif erkeklerin, gerçek veya sahte hesaplarla, sol söylemler, Kürt kadın isimleri vs. kullanılarak ilişki kurulması ve sonrasında ise bu ilişkinin şantaj ve taciz aracına dönüştürülmesine kadar uzanan metottur. Bütün bunlar planlı olduğundan, ürettikleri ve elde ettikleri verilere göre şantajla kontrol altına alınmaktadırlar. Bu konuda dirençli olanlar ise özellikle bilgisayar ortamlarına sızılarak bilgilerinin çalınması aşamasına geçiliyor. Bilgisayarlardaki dokümanların yanında özellikle ev ortamlarının fotoğraflarının ele geçirilmesi çok önemli. Bu fotoğraflar ele geçirildikten sonra, salon, yatak odalarının görsellerinin üzerine monte edilen uygunsuz resimlerle oluşturulan görseller kullanılıyor. Mesela bireyin portresini çıplak bir bedene oturtup çeşitli cinsel ilişki pozisyonlarıyla, evin belli alanları içinde gösterip tehdit edebiliyorlar. Devletin olanakları ve yüksek teknoloji ile desteklenen bir kumpastan bahsedildiğinden, bireyin bununla başa çıkması zaten mümkün değildir. İçeride kullanılan tutuklama, işkence vs. metotlar kullanılmadığı için, yurt dışında bu metoda ağırlık verilmektedir. Bu yolla diğer devletin kolluk kuvvetleri de kullanıma sokuluyor. Yine bilgisayar ortamlarına sızarak özellikle Türkiye’den organizasyonla sanatçı, konuşmacı getirenlerin bilgilerini çarpıtıp, sanki insan kaçakçılığı, kadın ticareti yapılıyormuş imajı verilerek belge üretimi ile de şantaj yapılabiliyor. Bunları bulundukları devletin polisine vermekle tehdit edebiliyorlar. Mülteciler için bunun ne anlama geldiğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Hedefledikleri kişilerin özel hayatları takip ve kayıt ediliyor. Gönül ilişkileri özellikle de taraflardan birinin veya her ikisinin evli olması çok işlevsel. Kürtlerin özellikle cinsellik konusundaki tutumları, ağır bir şantaja neden olabiliyor. Küçük bilgi talepleri ile başlayan şantajlar daha ileride cinayet de dahil başka suçlara kadar uzatılabiliyor. Bu yolla Kürt hareketlini kriminalize edecek deliller de üretiliyor. Tabi devlete çökmüş bu ideolojik çete, sadece Kürt ve solculara yapmıyor bunu. Bu konuda sağda bile işlerine yaramayanları elemek için kullanmaktadırlar. MHP’li işadamı İsa İlyasoğlu’nun Almanya’da MİT’in çalıştırdığı sauna ve görüntü trafiği ile ilgili verdiği bilgi oldukça dikkate değerdir. Türkiye’de Ergenekon, Gülen Cemaati ve şimdi AKP, bu trafiğin en önemli alıcıları ve yayıcılarıdır. Ergenekon gibi terörist bir organizasyon, devlet kadrosu kılığında bu yolla ayakta kalmaktadır. Sonuç olarak bu tür durumlarla başa çıkacak bazı metotlar bulunmalıdır. Özellikle şantaja uğrayanların bu konuda daha fazla zarara uğramadan ve uğratmadan Kürt kurumlarına başvurarak yardım talep etmelerini mümkün kılacak yöntemler için kafa yorulmalı. Kürt hareketinin itirafçılarla ilgili insani yaklaşımı hatırlanırsa, bu durumla da başa çıkmanın yöntemlerini geliştirmek gerekir. Yoksa daha pek çok insanımızı kaybedebiliriz.