Şark kurnazlığı ve İran’dan gelen nota!..

"Şark kurnazlığı" mı dincilikten, dincilik mi şark kurnazlığı sülbünden türeme tartışmasına girmeyeceğim. Çünkü, tavukla yumurta meselesi gibi bir şey bu.

Ancak, kurnazlığın adı üstünde. Kanmaca, kandırmaca, dil üstünde kaydırmaca ile bütün engelleri aşıp hedefe ulaşmanın adıdır, şark kurnazlığı. İtalyan yazar ve politikacı Niccolo Machiavelle’in faziletsizliği fazilet sayan "çıkar için bütün yol ve yöntemler mübahtır" sözünün özetidir, şark kurnazlığı…

Gerçek hayatta dinle, dindarlıkla ilgisi ve ilintisi yoktur, şark kurnazının. Ama çıkar sektörü siyaset ve ticarette, din onun başlıca enstrümanı, ağzından eksik etmediği kandırmaca repliği, yüksek sesle haykırdığı aldatma tiratı, dolandırma narasıdır.

Şarkta siyaset, emeksiz, sermayesiz büyük kazanç yoludur. Kısacası çeteciliktir. Çetesini kurup iyi yalanlar uydurmasını, hayal pazarlayıp, dipsiz kuyulardaki vaadleri sıralamasını bilen başarı basamaklarını beşer beşer koşar.

Her gün, yalanının bir yüzü ortada sırıtır, ama çetenin gölgesinde geçinip giden yandaşa vız gelir, tırıs gider. Çetebaşını asla bırakmaz. Çünkü, yalanın şan olduğunu bilir.

AKP fikriyatının emektarı, atası Erbakan’ın 24 Şubat 1994 tarihinde, Bingöl’de konuştuğu salonun girişinde, altın yaldızlı bir anahtar asılıydı. Anahtar sessiz, ama büyülü gizemi fısıltılarda saklıydı. Caddeyi tutmuş suflörler, gelene, geçene "şekilde görülen anahtar, Erbakan’ın Refah Partisi’ne oy verenlere, cennetin kapısını açacak alettir" diye fısıldıyorlardı.

Şark kurnazlığının şahikasıydı, bu. Çünkü, İslamın kitabı ve Peygamberin söylemlerinde, böyle bir şey yoktu. Ama, büyülü bir hayal pazarlanıp satılıyordu. Alıcısı çoktu. Yalanı gerçek sananlar, Erbakan’a oy vermeye koşmuş ve onu Başbakanlığa taşıyorlardı.

Çorak iklim insanların diyarı şark kurnazlığında siyaset, çeteciliktir. Çetenin baş sermayesi mugalata, münazara çürütmeciliği ve at atabildiğin kadar yalan söylemekti. Halkın çıkarı, demokrasi, hatta "ileri demokrasi" gibi kavramları diline dolayan çetebaşı, hepsini bir güzel birbirine dolayıp harmanlayarak kalabalıkların yüzüne püskürtüyordu.

Biri çıkıp yalanına ışık tutunca, "yandaşlarım, dünya beni kıskanıyor ve komplo kuruyor" diye feryat ediyor, etrafında halkalaşanların kimi hırsızlığa fetva çıkarıyor, kimi cinayetlere haklılık makbuzu kesiyor, mesleksizler, işsizler, aç ve umutsuzlar ormanında, övgüler erşu ezmana yükseliyordu.

Şark kurnazlığı kirliliğinde, şimdi cami ve minare ile, kadının eteği, saçının telini dile dolama zamanıydı. Çetebaşı, "kadınların kısa eteği, saçının perçemi beni tahrik edip aptestimi fesada uğratarak, beni günaha sokuyor" diye, düşmanlarını kahreden naralar ata ata iktidara koşuyordu, Şark’ta.

İktidar ise vatana hizmet yollarında halkın vergilerinin toplandığı hazineleri talan etmek, çalıp, çırptığının içinde debelenmekti. Yatacak yeri, yiyecek ekmeği olmayanlar, cennet vaadi sektörüne girip bankası, şirketler ormanı olan para imparatorlukları kuruyorlardı.

Çağımızda, İran mollalarının darbesi ve Amerika’nın Afganistan’ı ele geçirmek için, Suudi Arabistan destekli olarak, El Kaide’yi inşa etmesinden sonra şark kurnazlığı, evrensel ölçekte din sloganlı haydutlaşma sürecine giriyordu.

Uluslararası haydutluk, hak, adalet ve ekmek vaadiyle Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da dallar, kökler salmaya başladı. Bu coğrafyada, insan soykırımını, yangınları, talanı, soygunu, tecavüz ile kadın ticaretini "dinen sevap" saydılar. 

Bu arada, haydut dincileri besleyen, silah tedarikçiliği yapan, onları düşmanlarına karşı, kiralık katil olarak kullanıyor, bir yandan da haydutların kişiliğinde birbiriyle savaşıyorlar.

Kürtlerin evrensel düşmanları, onları Rojava ve Güney’de cellat, talancı ve daha iğrenci kinlerini emzirmek için, Kürtleri aşağılayan tecavüzcü olarak kullandılar.

AKP’nin elindeki Türk devleti, IŞİD ve öteki dinci çetelere yardım ve yataklık yaparak bölgenin gücü olmayı hayal ederken, çıngıraklı kurt yalnızlığıyla kaldı. Sadaketle bağlı olduğu Suudi Arabistan ve Katar bile resmi söylemde saf değiştirdi.

Öte yandan, Yemen’de mezhepçi savaş patlak veriyor, İran’ın arka verdiği Şiiler, Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonunun hücumuna uğruyordu. AKP rejimi koalisyonu desteklediğini açıklayarak, Suudilerin isteği üzerine, düşman Mısır’la müttefik oluyordu. Komik ama böyle…

Ancak, bu kez İran cephesinde anlaşmazlık deşiliyor, İran’lı yetkililer önümüzdeki günlerde Tahran’a gidecek Erdoğan’a, "orada dur" çağrısı yapıyor, bu arada Ankara’ya verilen bir nota’yla Yemen savaşına desteğin hesabı soruluyordu.

Şark kurnazlığı bataklığında, bir ipte bir kaç cambaz. Ankara ise Tahran’ı da kaybetmenin hüznüyle bölgenin büsbütün yalnızı olarak dipte…

Dibe vurmuş kurnazlıkta, baş olma savaşları kızışıyor. Ancak, sahada ayak takımının da ayak takımı var. Onlar da, "ver öpim abi" tennehi ile Suudi Arabistan’a yaranmak için eğilip büküldükçe, sürüden kovulmuş kurt yalnızlığıyla kala kalıyorlar…

Şark kurnazlığının her yanı kirli, anlayacağınız…