Şiir kaderdir

MURAT ALPAVUT/DÜSSELDORF

Şiir’in hep hayatında olduğunu belirten Şair Ömer Faruk Hatipoğlu, “Bir tercih”ti ve çok şeyden “vazgeçiş“ti diyor. İç Anadolu’nun sürgün Kürt şairi Ömer Faruk Hatipoğlu’yla yakın zamanda Öteki Yayınları’nda çıkan “Düştüğüm Yer Kadarmış Dünya” adlı yeni şiir kitabı ve şiir üzerine söyleştik. Yüreği kadar büyük, yüreği kadar engin dizeleri dizdi karşımıza. Sözleri şiirdi, şiirleri ise alıp götürüyordu bazen kavgaya, bazen aşka ve hüzne. Şiirle ilişkisini Hatipoğlu şöyle tarif ediyor: 

‘’Yüksekokul hayatım olmadı ve edebiyat okuma hayâlimi gerçekleştiremedim. Bu yüzden şiirde “okullu” olamadım, ‘alaylı’ da değilim! Ticaretle uğraştım, ticaret de benimle uğraştı. Rakamların dünyasında sözcükleri yeğlemek de neymiş… Ne kadar anladık bilmiyorum! Bildiğim, bir ömrün ancak anlamakla geçtiği ve sonuna doğru anlaşılanın, bir ömrün anlamaya yetmediği…’’ 

Sizi şiire yönelten neydi? 

Çocukken karalardım bir şeyler. Dilin içine doğmak gibi şiir sevdasının içine doğmuştum. Bir tavsiye, bir örnek, bir zorlama olmaksızın, kendiliğinden… Bir dölleyici oldu mu bilmiyorum. Belki Mehmet Akif ve Yunus okuyan bir baba ve o babanın varsıl kitaplığı pay sahibidir. Ortaokul yıllarında, renkli, süslü püslü bir defterimin olduğunu anımsıyorum. Sekiz-on yaşlarımdayken babamdan sinema parasını şiirle istemiştim. O an babamın yanında bulunan ve şiirle yapılan bu talebi gören öğretmen arkadaşı bana antoloji armağan etmişti. Lise yılları ve sonrasında hep bir karalama defterim oldu. Şiir olduğunu sandığım sözleri sürekli yazıyordum. Kendimi programlamadan, şartlandırmadan her şeyi; duyguyu, düşünceyi, olayları kendimce şiire çeviriyordum.

Zaman içinde şiirin öğretilen bir şey olmadığını öğrendim. Her yazılanın şiir olmadığını fark ettim. Yazdıklarım, yazılanlara karşı bakışım değişti. Yazdıkça, yazdıklarımı da sorgular oldum. Zamanın son sözü söyleyeceğini anladım. Haddimize çekildik! Çok okunur olmanın, okunmamanın, ödüllerin, göreceli olduğunu, bir ölçü olmadığını; önem / değer dengesindeki kaymaları kavradım.

Şiir hep hayatımda oldu. Sonra sonra bir gün hayatım oldu. “Bir tercih”ti ve çok şeyden “vazgeçiş” demekti…

İlk şiir kitabınız ‘Düş Değil’i, ‘İnce’ ve ardından diğer kitaplar takip etti. Şiirlerinizi kitaplaştırma serüveni nasıl başladı?

“Düş Değil” Memleket Yayınları’ndan 1995’de çıktı. Edebiyat dünyasına uzaklığımız şiirlerin kitaplaşmasını geciktirmişti. Sosyalist piyango dağıtıcısı(!) Remzi Kılıç’la rastlantı sonucu karşılaşmasak, elimizden tutup Toplum ve Memleket Yayınevi sahibi, öykücü Remzi İnanç’a götürmese şiirlerim ne zaman kitaplaşırdı hiç bilmiyorum. Ayrıca şimdiki aklım olsa yayınlar mıydım onu da bilmiyorum!

“Düş Değil”den sonra aynı yayınevinden 1997’de “İnce” çıktı. Sonra sırasıyla 2000’de “Sevdim Çocuk Yanımla”, “Ateşi Utandıran Yangın”, “Şiir Sözlüğü/Sözcüklük”, “Siz Hiç İsmail Oldunuz mu”, “Parçalanmış Yalnızlık” ve en son aşk şiirlerinden oluşan “Hep Uzak” yayımlandı. Bir de İsveç’te şiir CD’si çıkmıştı RO Müzik’ten. “Ateşi Utandıran Yangın”dan okuduğum bazı şiirleri içeren bir CD’ydi…”Düştüğüm Yer Kadar Dünya” dokuzuncu şiir kitabım.

Hangi damardan besleniyorsunuz?

Şiir, hayata ne kadar dâhil bilmiyoruz ama nerdeyse hayatta ne varsa şiire dâhil. Aşk, savaş, barış, yoksulluk… Başta yalnızlık olmak üzere insanın tüm halleri… Doğa; coğrafyamız; acının, zulmün, savaşın, talanın coğrafyası bu sebeple sanatın her dalı için ve elbette şiir için mümbit. Ama sanat, karanlık yüzlü zulmü, zulmün yıkımını tam anlamıyla dillendiriyor mu o ayrı bir bahis. 

“Şiir Sözlüğü” kitabımda şöyle bir kısım vardı:


Mutluluk
şair çıtasına bir yetse
şiir mutsuz dize eneze

Her şair şiire aşkla başlar. Sonra ruhsal durumunuz, hayat hikâyeniz, çevre, sizi de şiirinizi de etkiler. İbn-i Haldun “Coğrafya kaderdir” der. Biz bu coğrafyanın çocukları yangın kaderliyiz. İki dünya savaşının toplamının dört katı zamandır kederin coğrafyasında savaş var. Çocukların öldürüldüğü yerde şiir yazıyoruz. Sur’un, Nusaybin’in, Cizre’nin yerle yeksan edildiği; Sur ve Cizre Madımakları’nın yaşandığı zamanda şiirleyiz. Adorno’nun dilimize pelesenk olmuş “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarlıktır” sözü, “şiir yazmayın” anlamına geliyor mu bilmiyoruz ama tam da sanata, şiire sarılmanın zamanıdır. 

Sur, Cizre bodrumlarında insanların yakıldığı zaman! “Canavara ayna tutma”nın zamanı… Suskunluk, zulme alkış, savaşa mermi, yoksul sofrasına bıçak gibidir. Bu yüzden dimağınızdaki sözcükler, dilinizden ve kaleminizden; insanlığın, onurun, ahlâkın, geleceğin kalbine dökülmelidir. Naçizane şiirimiz; barışın, adaletin, mazlumun, ötekinin yanında dururken huzur içindedir. Çağının tanığıysa şair, o tanıklığı korku ikliminde teklemeden, yüksek sesle dile getirebilmelidir.

Hasılı aciz şiirimizin teması; insanın hallerinden, aşka; aşktan, barışa; barıştan, yolunu şaşıran iklime; Ceylanlar’dan Taybet Analar’a; Sur’dan Kobanê’ye gezinip durmaktadır. Yazılanlar şiir olacak mıdır, kalacak mıdır, buna zalimleri de yiyip yutan zaman yanıt verecektir.

Şiir’i nasıl tanımlarsınız?

Bu soru defalarca bendenize de sorulan kadim bir soru ve nerdeyse şiirin kendisiyle yaşıt. Şiir aslında tanımsız… Yazılan her şiir, şiirin yeni bir tanımıdır. Her parmak izi nasıl benzemezse birbirine, bir şairin şiiri de başka birininkine benzemez… Taklit olsa bile bir farkı vardır, ta intihale kadar. Öyleyse şairin tanımı da benzemez! Bir şair şiirin tanımını yaparken kendi şiirinin tanımını yapar çoğunlukla… Daha önce sorulduğunda Melih Cevdet’in şu sözleriyle yanıtlamıştım: 

“…Bütün şiir tanımları üç aşağı beş yukarı buna benzer. Çıkar yol şiiri tanımlamaktan vazgeçmektir. Çünkü tanım akıl işidir, şiir akıl dışıdır.”

Son kitabınız “Düştüğüm Yer Kadarmış Dünya”nın ortaya çıkış serüveni nedir? 

Aslında bugüne denk düşen başka bir dosya “Ateşi Utandıran Yangın” ve “Parçalanmış Yalnızlık”ın bir devamı, adı da belki “Tünelde” olabilecek, yaşadığımız günlerden izler taşıyan bir dosya vardı. Tam demlenmediği için sırasını “Düştüğüm Yer Kadarmış Dünya”ya verdi. Kitap, 96 sayfa. Dört bölüm altında 43 şiir var içinde. Doksanlı yıllardan da, iki binli, iki bin onlu yıllardan da şiirler var. Hatta 1989 tarihli bir şiir bile konuldu kitaba! 

Kişisel tarihimizden son 25-30 yılın duygu ve düşüncesinden, hayata bakışından izler taşıyor. O izler sözcük sözcük dönüşerek dize oldular ve en nihayetinde şiir oldular. 

Şiirin kaderi malum, okunmuyor, şiir kitapları satılmıyor. Yayınevlerinin tutumu da anlaşılmalı bu yüzden. Yayınlama sorunu, özen, titizlenme, okura saygı, kendime karşı acımasızlık, hazırlık safhasını bir hayli uzatıyor. Dosya üstünde yıllarca dönüp dönüp çalışmışlığım var. Öteki Yayınevi sahibi yazar Vedat Yeniçeri’nin dosyayı kabulüyle son bir yıl yoğunlaşıldı ve son halini alana dek, belki on beş kez kapatılıp yeniden açıldı. Şiir bitmiyor, kitaplaşsa bile…

Kitaba adını verdiğiniz “Düştüğüm Yer Kadarmış Dünya” şiirini öne çıkaran nedir?  

Şiirle hemhal olan biri daha baştan, kendine dar gelen bir yerde yaşıyor demektir. Şiir, dediğiniz an, huzura uzak bir yerdesiniz. Maddi bir karşılığı olmayan bir tercih şiir… Şiirin açtığı tünel ilk tüneliniz. Bir cebinizde karalamalarla yaşarken maişet derdi öteki cebinize para için yer açıyor. Kendi tercihiniz olan şiir tüneli yetmez gibi bir de rakamların size giydirdiği tünele giriyorsunuz. Sonra bir gün sistemin var olan tüneli yeni bir zalimin elinde başka bir hâl alıyor, daha da kararıyor ve başınıza geçiriliyor. Üç tünel iç içe, siz en içte… Onurdu, hayâldi içinde…

Ülkede yazmakla geçinen yazar şair sayısı çok az. Olanların da bir kısmının yazdıkları tartışılıyor. İster istemez bir meslek sahibi de değilseniz geçiminizi idame etmek için rakamlar dünyasında buluyorsunuz kendiniz. Sonra o dünyanın diliyle konuşamıyorsunuz. Sonra o dili iyi konuşanların kurnazlıkları, çelmeleri, ihanetleri… Filozof, boşuna Kapitalist Modernite’yi dert edinmedi kendine. Boşuna güçle, iktidarla, muktedirle uğraşmadı… Tüketime şartlandırılmış bir dünyada siz de, isteseniz de istemeseniz de onlara bir yerde benziyorsunuz.

“Düşündüğünüz gibi yaşamıyor, yaşadığınız gibi düşünüyorsunuz.” Vahşi kapitalizm kendisine benzetemediğini hallaç pamuğu gibi savuruyor. Birilerinin kendilerine genişlettikleri dünya, genişledikçe binler için daralıyor. Sindirilmiş çöküş, bireyleşmemiş bireyi de, topluma katkı sunacak bireyleşmiş bireyi de kendi enkazı altına alırken, yakıcı bir biçimde yalnızlaştırıyor. Düşüyorsunuz, hem de yabancısı olduğunuz yere; “İçinizdeki gurbet”le hem de… 

Ve şiire sarılıyorsunuz:

Dar dünya I. dünya ne kadar darmış, düştüğüm yer kadarmış, çammış çınarmış ne gam, kucaklayan hızarmış, hızarmış kucaklayan, tanrı diyen milyarlar, kul kadar tanrı varmış,
dünya ne kadar darmış, düştüğüm yer kadarmış
II. dünya ne kadar zormuş, tanrıyı bile yormuş, önüne koşmuş da hem, ardımdan çekiyormuş
ana karnından alıp, yere veren tüccarmış, yolu parmaktan ince, menzil bir boy mezarmış, dünya ne kadar darmış, yolun hileyle karmış, düşmek kol kırar ama, kalbi çelme yararmış,
dünya ne kadar darmış, düştüğüm yer kadarmış…
Bu şiir öne geçen bir şiir değil. Eşitleri içinde bir şiir… Yalnızca içindeki bir dize başlık olarak bir adım öne çıktığından kitap adı oldu. Ayrıca “Düştüğüm Yer Kadarmış Dünya” derken, Yaşar Kemal’in, “İnsan evrende gövdesi kadar değil yüreği kadar yer kaplar” sözüne bizi çekiyor.

Yeni bir kitap hazırlığı veya hazırda bekleyen başka kitaplar var mı?

Epeyce dosya var bitmiş sayılabilecek, içinden en az on kitap çıkabilecek! Yukarda sözünü ettiğim, yaşadığımız karanlık günlerin izlerini taşıyan şiirlerin toplamı bir dosya mesela…

9’uncu şiir kitabı

Ömer Faruk Hatipoğlu’nun şiirleri, edebiyat ve eleştiri yazıları; Kıyı, Papirüs, Çalı, Yom Sanat, Berfin Bahar, Deliler Teknesi gibi dergilerde yer aldı. 

Yayımlanmış şiir kitapları ise şöyle: 

  • Düş Değil: Memleket Yayınevi, 1995 
  • İnce: Memleket Yayınevi, 1997 
  • Sevdim Çocuk Yanımla: Toplum Yayınları, 2000 
  • Hera Şiir Kitaplığı: Yom Sanat, 2005
  • Ateşi Utandıran Yangın: Yom Sanat, 2005 
  • Edebiyat ve Eleştiri Kitaplığı, Şiir Sözlüğü: 2009 
  • Siz Hiç İsmail Oldunuz Mu: Kanguru Yayınları, 2012
  • Şiir CD’si: Ro Film Müzik, İsveç, 2013
  • Parçalanmış Yalnızlık: Sınırsız Yayın, 2015 
  • Hep Uzak: Sınırsız Yayın, 2016
  • Düştüğüm Yer Kadarmış Dünya: Öteki Yayınları, 2017