Türk Diyaneti, Fetih suresi ve koronavirüs 

       Cihan EREN

Devletçi sistemin yalan üretmek için en çok kullandığı, Ortadoğu iktidar geleneğindekindeyse hem temelinde hem de birinci sırasında yer alanı dindir. Koronavirüs tehdidinin artması ile birlikte egemenlerin topluma din adı altında ne türden yalanlar söyledikleri, iktidarın çıkarlarına ters olacak en küçük bir düşünce ve arayışı nasıl küfür sayıp insanları katı dogmalar içine hapsettiğini bir kez daha görmüş olduk. Kuşkusuz koronavirüs tehlikesi karşısında din istismarcıları başta olmak üzere her türden egemen kesimin ‘itirafçı’ olmalarının asıl nedeni koronanın egemen köle ayrımı yapmamasıdır. Şayet virüs egemenlerin kendilerini koruyacağı bir imkanı tanımış olsaydı tedbirler adı altında tartışılanlar çok daha başka olacaktı.

Virüsün yayılmasını engellemek ya da geciktirmek için şimdiye kadar din istismarcıların koşullar ne olursa olsun mutlak suretle yerine getirilmesini istedikleri kimi vecibeleri bir bir geçicide olsa yasaklamaları, toplum din ilişkisinin hiçte söyledikleri gibi olmadığının zoraki itirafı olmuştur. Hac farizası başta olmak üzere, umre, Cuma namazları gibi cemaat namazları, kilise ve sinagoglardaki ayinler, kutsal türbelere toplu ziyaretler vb… yasaklama ve kısıtlamalar farkında olunmasa da bir dogmanın kırılmasıdır. Demek ki toplumsal hayatın gereklilikleri, yaşama hakkı, sağlıklı birey ve toplum olmaya karşı tehdit ve tehlike büyüdüğünde değiştirilmeyecek hiç birşey yokmuş. İslami dile ile belirttirsek geçmişte birçok örneği görülen içtihat çok zor bir mesele değilmiş. Yeter ki gerekliliği kabul edilsinmiş.

Virüs ile mücadele kapsamında tüm İslam ülkelerinde yaşam hakkı için, dini alandan da tedbirler peşi sıra devreye konuldu. Bu doğru ve gerekli bir adım olmuştur. Çünkü dinler kendi zamanlarında toplumsal yaşam en ahlaki, en doğru ve en güzel sürsün diye gelmiştir. Virüs böyle bir yaşama ciddi bir tehdit olarak kendisini dayatıyor. Burada kısa süreliğine de olsa içtihat sayabileceğimiz atılmış adımlara gerekçe yapılan tehlikenin büyüklüğü belirleyici olmuştur.

Bu son gelişmelerle irtibatlı mevzuda tüm Müslümanların üzerinde düşünmelerini önereceğimiz başka bir konu daha vardır. O da şudur; bu virüs gibi İslam alemini yüzlerce yıldır sarmış, her gün onlarca insanın yaşamına mal olan, ahlaki ve güzel yaşam imkanlarını adım ortadan kaldıran dinden beslenen siyasi, askeri, ekonomik sitemin ürettiği hastalıklara karşı neden içtihat yapılmıyor? Yapmak isteyenler ‘recim’ ediliyor? Koronavirüsün neden olduğu olacağı ölümlerden katbekat fazla ölüme yol açan açlık ve yoksulluğu ortadan kaldırmak için neden toplumsal ahlak ayetleri esas alınmıyor? DAİŞ ve İhvan İslam’ının neden olduğu ölümlere gösterilen tepkiler neden virüsün sebep olduğu ölümlere gösterilenlerden farklı olabiliyor? Daha güncel ve çarpıcı olanı ise virüsün insanları öldürmemesi için camilerde cemaat namazı kılmayın diyen Türk Diyaneti, neden Türk ordusu ve bağlı çeteleri Kürtleri öldürmeye giderken dolsun diye çağrı yapıyor? Diyanet ve başındaki zat bizzat öldürücü bir virüs gibi öldürmeye ayetlerle ortak olunca hangi İslam’ı temsil etmiş oluyor? Daha açık bir ifade ile Fetih süresini koronavirüs gibi kullanınca dini bir vecibeyi mi yerine getirmiş oluyor? Sorular çok. Önemli olan Muhammed’i çizgide düşünebilmektir. Ve din adına yapılanların tümünün birer içtihat olduğunu, her içtihadın aynı zamanda yapanın dünya anlayışını temsil ettiğini bilmektir.

Virüs etkisi ve tehlikesiyle açığa çıkan doğru, Müslüman aleminde ölümlere neden olan tüm uygulamaların iktidar İslamcıların din anlayışının eseri olduğudur. Ne İslam ne de diğer dinlerin hiç birisi, birileri saray ve saltanat sahibi olsun, birileri de açlıktan ve yoksulluktan intihar etsin demiyor. Böylesi felaketleri dine uyduranlar, dini kullanarak yoksulların bu felaketlere katlanmalarını salık verenler içtihatlardır. Kutsal metinlerdeki evrensel ahlaki ilkeler görmezden gelindiği için din DAİŞ ve Erdoğan gibi adamların elinde kılıç olup insan kesiyor. İslam alemi yaşamlarını mahvetmiş etmekte olan her biri on tane koronavirüs kadar tehlikeli yanlış içtihatların kurbanıdır.

Özcesi bugün nasıl ki virüs tehlikesine karşı birileri çıkıp ‘ey Müslümanlar cemaat namazı kılmak, (tehlike sürerse) hacca gitmek gerekmiyor’ deyip dini metinlerden buna dayanak üretiyor ve en olmaz gibi kabul edilmiş bir olgu mümkün olabiliyorsa, geçmişte de her hangi bir mekanda (ki bunların hepsi biliniyor) birileri de çıkıp şöyle demiştir; ‘Ey Müslümanlar yöneticilerinize itaat edin, kaderiniz yazılıdır siz ne yapsanız da o değişmez, Allah bazılarına verir bazılarına vermez, bazıları üstün bazıları ezilen olur vb…’ demiş ve kabul ettirmiştir. Dolayısıyla bugün din diye topluma sunulup her türlü yalancıyı, hırsızı, talancıyı, fesadı, kan dökücü zalimi İslam halklarına alim, şehy ve lider gibi kabul ettiren düşüncenin birilerinin vakti zamanında yaptığı içtihadının eseri olduğunu, bunun iktidardakilerin dini olduğunu bir an olsun unutmayalım.