Türk tipi başkanlık (Herzaman OHAL!)

Türkiye’de daha çok uzun bir süre 15 Temmuz darbesi konuşulacak, ancak daha şimdiden iç ve dış kamuoyunun ilgisi darbenin kendisinden çok; başarısız darbe girişimi sonrası hükümetin başlattığı tasfiye hareketi üzerinde yoğunlaşmaya başladı.

İçişleri Bakanlığı aralarında halen görevde olan valilerden bekçilere kadar 8777 personelin görevden uzaklaştırıldığını duyurdu. 

Aynı gün Maliye Bakanlığı 1500 personelin görevine son verdi. Darbe girişiminden hemen sonra 2745 yargı mensubu da görevden uzaklaştırılmıştı. Arkasından YÖK 1577 dekanın istifasını istedi. Milli Eğitim Bakanlığı özel eğitim veren okullarda çalışan 20000 öğretmenin lisansını iptal etti.

Bununla yetinmeyen hükümet cephesi; yukardaki tasfiyelerin idari yargıdan dönememesi için özel yasa hazırlığını duyurdu.

Hatırlanırsa hükümet cephesi hukuku ayaklar altına alan bir anayasal düzenleme ile; HDP üzerinden başta Kürtler olmak üzere, Alevileri, Êzîdîleri, Kadınları yani toplumsal muhalefetin en dinamik kesimlerini görünür olmaktan çıkarmaya çalıştı.

“Darbe başarılı olsaydı toplumun mağdurlarının/ezilenlerinin durumu ne olurdu?”  

Daha önce gerçekleştirilen darbelerde yaşananlara ve darbe ile ilişkilendirilen kesimlerin KCK operasyonları gibi önemli politik kırılma dönemlerindeki tutumlarına bakacak olursak; kolaylıkla darbecilerinin tavrının da barış ve demokrasiden yana olmayacağını söyleyebiliriz.

Daha önce toplum; “bölücüler tasfiye ediliyor!” diye manipüle edilmeye çalışıldı; şimdi ise “Fethullahçılar tasfiye ediliyor!” diye AKP devletinde yeni bir aşamaya geçiliyor. Kimse artık devleti geçmişe ait yaklaşımlarla anlamaya çalışmamalı; bir dönemin gerçekten sonuna geldik.

Türkiye hem içerde hem dışarıda hızla sert bir viraj dönüyor; içerde nisbi burjuva demokrasisine bile artık tahammül etmeyen AKP; devleti tamamen AKP’lileştirerek bir dönemi bitirmeye hazılanıyor. Dış politikada ise gelen tepkilerden anlaşıldığı kadarıyla “Avrasyacılık” yeniden öne çıkacak!

Başarısız darbe girişiminin hemen ardından Adalet Bakanı Bekir Bozdağ; “Rus uçağını düşüren iki pilotun da tutuklandığını” duyurarak; Rusya ile yakınlaşmanın hızlanarak devam edeceğinin sinyalini vermiş oldu.

Açık ki, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Putin gibi olmak istiyor; dört yılda bir seçim olan ama asla demokratik olmayan bir toplum modeline doğru Türkiye hızla sürükleniyor. 

Bu model Türkiye halkların sorunlarını büyütür; Rusya’da nisbetten işleyen bu sistem Türkiye’de işlemez. AKP ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu modelde ısrar ederek Türkiye’yi tapulu malları haline getirmek istiyorlar.

Tıpkı Rus Avrasyacıları gibi AKP entelektüelleri de; Türk kültürünün Avrupalı bir kültür olmadığını, her ne kadar yıllardır Batı kurumlarında olmalarına rağmen; Türkiye’nin Batı’ya ait olmadığını icat ettiler; çünkü buradan çok kolay demokrasiyi, insan haklarını, çoğulculuğu inkar edebilme olanakları olacağını düşünüyorlar.

Başarısız darbe girişiminin hemen ardından ABD dışişleri bakanı John Kerry “Türkiye’nin başarısız darbe girişimi sonrasında hukuk düzenine ve demokratik kurumlara saygı duyması gerektiğini” söyleyerek aslında Türkiye’nin Batı kurumlarından her geçen gün biraz daha uzaklaştığının altını çizmiş oldu.

Türkiye hızla “Türk Tipi Başkanlık!” adı altında; insanların devlet karşısında  savunmasız kaldığı; iktidar sahiplerinin keyfi davranışlarının denetlenemediği; hiç bir sorununu uzlaşma ve diyalog ile çözemeyen bir yere doğru hızla gidiyor.

Kürdistan’da Olağanüstü Hal  (OHAL) uygulamaları ile sorunları daha da büyüten devlet aklı; şimdi aynı şeyi bütün Türkiye’ye yayıyor. 

Eğer Türkiye’yi yönetenler son bir hamle ile “Kürt Sorununda” hakkaniyetli bir çözümün önünü açmazsa; Türkiye hızla geri dönüşü olmayan karanlık bir döneme girecek. Umarım son dönemeç de geçilmeden herkes aklını başına alır.