Türk-İslam sentezinin çöküşü

1980 öncesinde, ezilenlerin mücadelesi yükseldikçe tekçi statüko sarsılmaya başladı. Tekçi statükoyu ayakta tutmak için klasik milliyetçi-ırkçı ideoloji yetmez oldu. O zaman Türk-İslam sentezi teorileri piyasaya sürüldü. Ama teoriyi piyasaya sürmek yetmiyor. Bunu gerçekleştirecek bir politik güç lazım. O da 12 Eylül faşist askeri darbesiyle oluşturuldu. Anayasasıyla, mecburi din dersleriyle, adını anmadan Kürtçeyi yasaklamasıyla, devlet başkanı hacı Evren ile Türk-İslam sentezi iktidar oldu. Türkçü-asker ağırlıklı bu sentez tam yerine oturmuyordu. Yıllarca iktidar içinde her zaman bir Türkçü-İslamcı çekişmesi de sürdü gitti. AKP’nin tek parti iktidarıyla Türk-İslam sentezi tamamına ermiş oldu. Halk milliyetçilik ve dincilikle bastırılıp susturulacaktı.13 yıllık tek parti diktası bunun denemesi oldu. AKP, her yolla halkların özlemlerini sömürüp kalkınma, demokratikleşme ve reformlar vaadiyle halkları oyaladı. Ancak halkların direnişi ve mücadelesi AKP’nin oyununu bozdu. 7 Haziran 2015 seçimleri bunun göstergesi ve ispatı oldu.

2013 Newroz’unda, Öcalan’ın tarihi çağrısıyla başlayan çözüm süreci, on maddelik Dolmabahçe deklarasyonuyla yeni bir aşamaya yükselecekti. AKP çözüm süreci diyerek barış rantçılığı yaptı. Seçimlere çözümü ve barışı gerçekleştiren bir parti gibi görünerek girmek ve tek parti diktasını sürdürmek istiyordu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Bütün anketler HDP oylarının arttığını, AKP oylarının ise düştüğünü gösteriyordu. AKP yandaşı kalemşörler, "Çözüm süreci HDP’ye yaradı" diyerek süreci sabote ediyordu. Sonunda bu gidişata son vermek isteyen Erdoğan bütün halkın aklıyla ve istemleriyle alay eder gibi "Süreç yok, görüşme yok, taraf yok, masa yok, sorun yok"  diyerek noktayı koydu. Erdoğan bu "haşin" tavrıyla milliyetçi oyları toplayıp tek parti diktasını sürdürmek ve başkanlık sistemine geçmek istiyordu. Bunu garanti etmenin bir yolu da HDP’yi barajın altında bırakmaktı. HDP’nin seçime girmesi bile suç sayıldı, darbecilik denildi. HDP’yi bastırmak için de katliam, tehdit, suikast dahil her yol denendi. Ne var ki, halk ağır bedellere rağmen kahramanca bir mücadele sergiledi. 7 Haziran seçimlerinde tek parti diktasının bütün oyunları bozuldu. Tek parti devri halkın oylarıyla bitti.

Bu sadece AKP diktasının iflası değildi. Türk-İslam sentezi adı altında oluşturulan projenin de iflası ve çöküşü demekti. Halkları tek kalıba sokup tekçi sistemi sürdürmek isteyenler yenilmiş, bütün ezilenlerin eşitliği, özgürlüğü ve kurtuluşu bayrağını taşıyan HDP kazanmıştı. AKP çetesi, hesap vermekten kaçmak için, her şeye rağmen diktasını sürdürmek istiyor. Bu nedenle halkın iradesini hiçe sayıyor. Düşük AKP hükümeti üç aydır tek parti diktasını sürdürüyor. Bu hükümetin her saniyesi gayrimeşrudur ve suçtur. Yine Erdoğan ve AKP çözüm amacıyla ciddi bir koalisyon hükümeti kurmak yerine, bütün koalisyon olasılıklarını boşa çıkararak yeniden seçime gidiyor. CHP’nin meşhur 1946 seçimleri gibi yeni bir seçimle, her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmaya çabalıyor. Artan katliamlar, sivil halka yönelik insanlık sınırlarını aşan saldırılar bunun içindir. Zaten Erdoğan "Sistem değişmiştir" diyerek yaptığı gayrimeşru darbeyi ilan ve ikrar ediyor. Ama yeni Osmanlıcılığın akıbeti, eski Osmanlıcılıktan daha parlak görünmüyor.

AKP diktasının kaderini ezilen halkların direnişi belirleyecektir. Sokakta da, sandıkta da kapsamlı bir direniş göstermek, tüm demokrasi güçlerinin acil görevidir. Türk-İslam sentezinin "hazin" sonu ve çöküşü ile halkların eşitliğine-özgürlüğüne, özyönetimine dayalı yeni bir yaşam gündeme gelmiştir.

Halkların Demokratik Kongresi ve Halkların Demokratik Partisi sürecinde yeni bir umut ve güven yaratıldı. Çok entresandır: Bu süreç başladığında en başta AKP sözcüleri karşı çıktı. İşi gücü "Kürtlere akıl vermek ve iyilik yapmak olan" AKP çevreleri HDP’den çok rahatsız oldu. "Tehlikenin farkında"ydılar. Onlar Kürtlerin diğer ezilenlerle birleşmesini değil, AKP’nin kuyruğuna takılmasını planlıyordu. Ezilenler cenahında da kimisi solculuk, kimisi de Kürtçülük adına HDK-HDP oluşumuna karşı çıkıyordu.

7 Haziran seçimlerine giderken aynı çevreler seçimlere parti olarak değil, bağımsız adaylarla girilmesini tavsiye ediyordu. Hatta HDP’nin AKP ile anlaştığı, böylece barajın altında kalarak AKP’nin tek parti diktasına destek vereceği iddiaları seçim gününe kadar utanmazca sürdürüldü. Buna rağmen halkın güveni bütün oyunları boşa çıkardı. Bütün baskı ve zulme rağmen, şiddetlenen saldırılara, savaş ortamına rağmen seçimlere gidilebilirse, HDP, çok daha başarılı olacaktır. HDP sadece 7 Haziran’da, kendisine oy verenlerin partisi değildir. Tek parti diktasına karşı, demokrasi ve barış isteyen tüm güçlerin, bütün ezilenlerin partisi ve umududur.