Türkiye kaostan kurtulabilir mi?

10 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen alçakça saldırı, Türkiye toplumunda devlet-toplum ilişkilerini bir kez daha sorgulatmaya başladı. 

Tarihsel seyir, ya toplumların kendini yöneterek kendi ihtiyaçlarını karşıladığını ya da devlet organizasyonlarının toplumun ihtiyaçlarını karşıladığını gösterir.

Yine devlet ve iktidar anlayışının kendini yöneten toplumları işgal, katliam ve savaşlarla denetime aldıklarını, ancak bu talebin insanlık tarihi boyunca hiç bitmediğine de tarih sayfaları şahitlik etmiştir. 

Ayrıca toplumsal ihtiyaçları karşılamayan iktidar ve devletlerin baskıcı rejimlere dönüştüğü de görülmektedir. Eğer bir iktidarın esas amacı toplumdan çok kendi iktidarını pekiştirmekse, ortaya çıkan tablo kesinlikle baskıcı bir rejimdir.  

Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu durumda tam da böyledir. Toplumun ihtiyacı öncelikli değildir. Toplumsal ihtiyaçtan sadece maddi ihtiyaçları anlamak, sığ ve egemen bir anlayışı ifade eder. Çünkü toplumlar sadece karın tokluğuna bakmaz. Adalet, eşitlik, barış, demokrasi ve ahlak gibi değerlerde toplumlar için oldukça önemlidir. ‘Karnımız doyuyor ya yeter’ diyen toplumlar, köleciliğin hakim olduğu süreçlerdir ki isyanlarla sonlanmıştır. Dolayısıyla bugün Türkiye’de yaşananın rejim ve sistemle bağlantılı yanlarını görmek gerekiyor. Demokrasinin hakim olmadığı ülkeler, darbelere, baskılara, hukuksuzluklara, haksızlıklara, faşizme, katliama ve savaşa her zaman gebedir. Her dönem bir boyutu öne çıkar. Ancak bazı dönemler vardır ki bir çoğu aynı anda uygulanır. Şu anda yaşanan tam da böylesi bir durumdur. 

Devletin iktidarın hizmetine girdiği bir ülkede başka türlüsü de beklenemez. Ankara Katliamı bu tablonun ürünüdür. Yani en belirgin yanı güvenlik boyutu gibi görünse de sadece bu değildir.

Ankara’da yapılan yürüyüş; savaş ve şiddetin geliştirdiği ruhsal kopuşu ortadan kaldırarak barışı inşa etmek isteyen onbinlerce insanın yürüyüşüydü. Türkiye’nin dört bir tarafından yollara düşen bu devrimci, demokrat kesimler kişisel çıkar ve iktidarlarının peşine düşmemişti. Türkiye halklarının yaşadığı derin umutsuzluk ve kopuşu ortadan kaldıracak talepler için yollara düştüler. Dünya görüşleri ve toplumsal refleksleri Türkiye’de barışı geliştirmeyi zorunlu kılıyordu. Kimi kesimlerin yaptığı gibi iktidarın rantından pay kapma adına kaosa seyirci kalmayacaklardı. Ya da sadece ulus-devletin bekası için toplumun barış ihtiyacına sırtını dönmeyeceklerdi. Nitekim yaptıkları, her geçen gün memlekette artan kaosa son verip, ortak yaşamın kapılarını aralamaktı.   

Yollara düşen Türkiye’nin demokratik yüzü, barışı herkesin isteyeceğini, çok kutsal olduğunu, dokunulmayacağını düşünüyorlardı muhtemelen. Evet, barış kutsaldır. Bütün toplumların yüzyıllara varan arayışıdır. İnsanlığın evrensel değeridir. Evrensel değerleri yaşam tarzı haline getirmiş toplumlar için çok önemlidir. 

Peki Türkiye toplumsal dokusu, devlet ve iktidar mekanizmaları için bunu söyleyebilir miyiz?

Ankara Katliamı; Türkiye’yi AKP ve devlet sayesinde ‘barış istemeyen’ bir ülkeye olarak tarihe yazdırdı. 

Bu ülkede barışı istemeyenler var. 

Barış ortamını kendi çıkarlarına ters görenler var. 

Barış, demokrasi ve şeffaflığın olduğu yerde kendine yer bulamayanlar var. 

Kendi çıkarlarını Türkiye toplumunun demokratik, barışçıl, ortak geleceğinden daha fazla önemli bulanlar var bu ülkede.

İşte Ankara Katliamı’nın, Türkiyeli devrimci ve demokratlara, barış severlere öğrettiği böylesi vahim bir gerçek. Yine devletin toplumu değil, iktidarı koruduğu da yakıcı bir şekilde anlaşıldı. Özyönetim ve öz savunmanın devlete bırakılamayacak kadar hayati olduğu da bir kez daha ortaya çıktı. 

Türkiye’nin devrimci, demokrat ve sosyalistlerini bu tablonun yıldırmayacağını geçmiş deneyimlerinden biliyoruz. Nitekim ‘inadına barış’ demeleri de bundandır. Bu aynı zamanda demokratik bir ülke yaratma iddiasını da gösterir.

AKP ve iktidarı besleyen anlayış ısrarla savaşı tırmandırarak, ülkeyi bölme çabası içerisinde. Bütün ip uçları adım adım Türkiye’nin Suriyeleştiğini gösteriyor. KCK’nin ateşkes kararına karşılık, Kürdistan’ın her yerinde operasyonların artması, sokağa çıkma yasağının sürmesi savaş isteyen güçlerin Türkiye’yi yönettiğini göstermektedir. 

Savaş politikalarının boşa çıkarılarak, demokrasi ve barışın hakim kılınması Türkiye toplumunun elindedir. Kaostan çıkmanın tek yolu demokrasi ve barışın inşası ile mümkün olabilir. Bu da barış ve demokrasi isteyen kesimlerin daha fazla örgütlenmesi anlamına gelmektedir.