Türkiye’de gericilik topyekün iflas etmiştir!

Başarısız darbe girişimininden sonra; darbenin muhatabı olan bütün çevreler hasar tespiti ve yeniden yapılanma çalışmaları başlattılar. 

İlk etapta bu süreçten en fazla avantaj elde eden çevre, AKP ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan gibi gözükse de bu sürecin orta vadede en büyük kaybedeni AKP ve Erdoğan olacaktır!

Söz konusu başarısız darbe girişiminden sonra; Türkiye’de sadece Fethulah Gülen gericiliği değil; başta AKP olmak üzere her türlü gericilik ağır hasar almıştır. 

17/25 Aralık soruşturmaları ile başlayan en son yaşanan başarısız darbe girişimi ile devam eden süreçte kim ne derse desin; halk arasında üzerine hiç düşünülmeksizin bir ön kabul olarak var olan “alnı secdeye değenler toplumun geri kalanından daha ahlaklıdır!" yaklaşımının toplum nezdinde bir süre sonra hiç bir kaşılığı kalmayacaktır.

Bu ifadeden, “bu günden yarına AKP ve Tayyip Erdoğan siyaseten tasfiye olacak!" anlaşılmamalıdır; ancak sahte dindarlık üzerinden üretilen şehir efsanelerinin sonuna geldik. Geri kalan sadece günlük menfaat ve çıkar ilişkileridir ki; bunun bir süre sonra hayat karşısında hiç bir karşılığı kalmayacaktır.

Bu başarısız darbe girişiminden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan artık; yanılmaz, şaşırmaz, kuvvetli, kararlı halkına yol gösteren ilahi bir lider olmaktan çıkıp; yanılan, sürekli aldatılan, darbecilerin şerrinden halka sığınan dünyevi bir lidere dönüşmüştür. 

Yine bu sürecin en hayırlı işlerinden birisi de; Fethullah Gülen Cemaatinin toplum nazarında maskesinin düşmesi olmuştur. Gülen Cemaati, halka gitmeyi bile zul gören; başka tür bir “Beyaz Türklük" icad ederek; toplumu yukardan aşağıya teslim almaya çalışan bir şebeke gibi faaliyet gösteriyor.

Eğitimde fırsat eşitliği bir toplumun en önemli sosyal adalet ölçülerinden birisidir. Cemaat oluşturduğu paralı eğitim kurumları, dersaneler üzerinden yoksul insanların çocuklarının eşit koşullarda mücadele ederek kendilerine bir gelecek kurabilme imkanını da ortadan kaldırdı. Sınav sorularını çalıp kendi yandaşlarına vererek aslında sadece toplumun geri kalanının gelecek umutlarını çalmakla kalmıyor, aynı zamanda biri biriyle dayanışabilen bir toplum olma duygusunu da yok ediyor.

Herkesin bir “Gülen Cemaati Hafızası" var; biz Gülen Cemaati denince; KCK operasyonlarını ve Fethullah Gülen’in Kürt halkına yönelik beddualarını hatırlıyoruz. Halbuki önce Kemalistler 12 Eylül darbesi sonrasında, daha sonra AKP ise neredeyse iki yıl öncesine kadar bütün iktidarları boyunca Cemaate destek oldular. Cemaatten ilk darbeyi; Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davalarında Kemalistler, daha sonra ise 17/25 Aralık sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’liler yediler.

Kürt siyasetçiler cemaatçi polisler ve savcılar tarafından bin bir türlü kumpasla tutuklanıp, cezaevine gönderilirken alkışlayanlar, sonra aynı şeyi kendileri de yaşayınca “kandırıldık, aldatıldık!" diye bağırmaya başladılar. Böylece herkes cemaaten kazık yemiş olma ortak paydasında buluşmuş oldu.

Bu sürecin en büyük kaybedenlerinden bir tanesi de; Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davalarının muhatabı olmasına rağmen Türk halkı nezdinde itibarını bir parça da olsa koruyan Türk ordusu olmuştur. 

Peygamber Ocaklığı da dahil; birçok paye yakıştırılan Türk Ordusunun darbeci subayları 27 Mayıs 1960 darbesinde “kırmızı şeritli İstiklal Madalyası" sahibi zamanın Genelkurmay başkanı Mustafa Rüştü Erdelhun’u Genelkurmay karargahında tokatlayarak göz altına almışlardı. 

Şimdi aynı uygulamayı Fethullahçı olduğu iddia edilen subaylar yıllardır yanlarında çalıştıkları komutanlarına reva görüyorlar. Anlatılanlara bir bakın; düğün basıp küfürler eşliğinde babaları yaşlarındaki komutanlarını derdest edip göz altına alıyorlar. Genelkurmay Başkanının boğazını sıkıp darbe bildirisi imzalatmaya çalışıyorlar. 

Hemen bir kaç gün sonra başarısız darbe girişimine kalkışanların ne hale getirildiğini basına yansıyan görüntülerde hepimiz net bir şekilde gördük; hatta uluslararası İşkenceyi Önleme Komitesi, darbeci askerlerin göz altında tecavüze uğradıklarını iddia etti!

Muhattabı olduğumuz durum budur işte; sizce bu linç kültüründen kurtulmadan bu ülkede Kürt sorunu da dahil, her hangi bir konu konuşulabilinir; her hangi bir sorun çözülebilinir mi?