Türkiye’de her gün darbe, deliye her gün bayram!-ALİ AKTAŞ

Türk egemenleri ne zaman sıkışırsa darbe tartışması yapar. Darbeden kasıt, kuşkusuz askerin-ordunun bir gece yarısı sokağa çıkıp yönetime el koymasıdır. Bu tartışmaları önceden yaparlarki, toplum korksun alışsın. Türk derin devleti sonra kendine bağlı özel güçleri bir plan-program dahilinde sırayla harekete geçirir. Sivil yönetimin aciz, ekonomik, siyasal gidişatın kötü, iç ve dış düşmanın ise Türkiye’yi böldüğünü göstermek için çeşitli senaryolar hazırlar. İşçi-öğrenci grevleri düzenler, ekmek kuyrukları örgütler, besin kıtlığı yaratır, sokak çatışmaları körükler, sırlı cinayetler işler, mafyayı hortlatır, tecavüzü artırır, geleneksel-dini-ahlaki değerlere saldırır, kısaca toplumu bezdirip kendine muhtaç kılmak ve bir meşrutiyet zemini yaratmak için her şey dener.

Bunların hepisi de, ister apoletli ve cüppeli, ister ulusalcı ve siyasi islamcı olsun, ki ikisi de kemalisttir, darbe öncesi bu alçaklığı ve suçu işler. Kendince iç-dış koşulları hazırlamak için bu özel ve kirli işleri yaparlar. Yaparken de günah keçisi olarak hedefe Kürtleri, devrimci-sol ve biraz da dindar-müslümanları koyarlar.

Ama Türkiye gibi emperyalizme bağımlı sömürgeci-faşist ülkelerde, ki bunlar özel-kukla ülke ve devletler olup önlerine Batı-NATO-ABD tarafından özel görevler konulmuştur, bir askeri veya sivil darbenin olabilmesi için iç koşulların yaratılması yetmiyor, dış koşulların da, yanı sözü edilen dış emperyal güçlerin de onay vermesi lazım. Bunların onay vermediği bir darbe ya olamaz ya da 15 Temmuz 2016’deki gibi kötürüm olur, yanı yarı yolda kalır. Daha önce de böyle olanlar var.

Gelelim bugün Türkiye’nin bir askeri darbeye ihtiyacı var mı veya böyle bir darbe olur mu? İhtiyaç yok, ama olabilir. Nasıl?

İhtiyaç yok, zira AKP dönemi zaten darbesel işledi, yanı 12 Eylül darbesini kurumlaştırdı. ABD, AKP-Erdoğan ve Gülen’e ılımlı siyasal İslamı bölgede iktidar kılma görevi verirken, bunun darbesiz işlemeyeceğini biliyordu. Nitekim Erdoğan’ın başbakan ve Gül’ün cumhurbaşkanı olması ve sivil-askeri alanda ulusalcı-kemalist vesayetin geriletilmesi, üst üste seçimlerin kazanılması, Fethullah’ın saf dışı edilmesi, çözüm masasının devrilmesi, Kürt kentlerinin topa tutulması, Kürt belediyelere kayyumun atanması, seçilmiş Kürt vekil ve siyasetçilerin haps edilmesi, başkanlık sistemine geçiş, Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit, Kürt mezarlıklara saldırı, Türk muhalefetin susturulması, laflı muhalefetin bile hapsedilmesi, Suriye-Irak Kürdistan işgali, Doğu-Akdeniz ve Libya çıkarması hep darbesel oldu. Yanı 80’den beri Türkiye’de darbe süreci hiç bitmedi ve bitmeyecek.

Bütün bu döneme komple bakıldığında tam kırk yıldır Türkiye’de yaşanan sürecin zincirleme darbelerden ibaret olduğu görülebilir. 80’lerden beri bu süreç asla olağan işlemedi, tersine olağanüstü işleyerek hem darbeler olağanlaştı hem de faşizm kurumlaştı. Buna zincirleme darbeler süreci de denilebilir.

Fakat buna rağmen yeni darbeler, yanı askeri biçimleri yaşanır mı, “evet, yaşanabilir“. Zira Türk devleti ve egemen güçleri, yanı derin devlet her alçaklığa, sadistliye ve faşist baskıya rağmen, ki Kürtler dışı muhalefeti bastırmış, teslim almış olmasına rağmen, ekonomik-siyasi krizi atlatamıyor, iç dış sorunları çözemiyor, yönetim krizini gideremiyor ve önemlisi de Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye edemiyor. Ekonomik, siyasi, askeri diplomatik baskılara rağmen, Kürt sorununu çözemiyor. Sırf Bakur’da değil, Başûr ve artık Rojava’da da çözemiyor. Öyleki bu durumda Kürt sorunu artık uluslararası boyut kazandı, statü sürecine girdi. Kısaca TC’yi aştı, onun bir “iç” sorunu olmaktan çıktı. Bu gidişat tabiki TC devleti veya Türkiye için tarihi bir yenilgidir.

Bu durumda Türkiye bir hamle yapıp askeri darbeye kalkışabilir mi, hem evet hem hayır. Kesinlikle ABD-NATO’nun onayını almadan yapamaz. Yaparsa 74’deki Yunan askeri darbesine benzer ve kaybeder.

Bu koşullarda dış güçlerin onayını alır mı, çok nedenle hayır. Zira Kürt savaşçısının cenazesini kargoyla yollarken, Kürt mezarlıkları tahrip ederken, Efrîn gibi yerleri bile işgal ederken, DAİŞ’le bu kadar ortakken, yargı-yasama-muhalefet tanımazken ve sözle muhalefeti bile cezalandırırken karşı çıkmadıklarına göre, hiç de gerekli olmayan bir askeri darbeye neden onay versinlerki! Ama eğer AKP-Erdoğan-Ergenekon rejimi delilik yapıp tam bir Rusya’cı olur, yanı saf değiştirip ABD-NATO-Batı çıkarlarını tehlikeye sokarsa, o zaman derin devletin askeri kanadı ile darbe yapabilirler. Ama şu an böyle bir tehlike yok. Bakın S-400’leri bile tüm şantaj blöflerine rağmen kullanamıyorlar. Niye? Zira Türkiye’deki iktidarcı kanatlar ABD-Batı-NATO’suz iktidar olamayacaklarını, olsa da iktidarda kalamayacaklarını biliyorlar.

Tabi Türkiye’de devlet içindeki kanatların sürekli iktidar mücadelesi var ve olacaktır. Bunlar bazen birbirine karşı darbe de yapabilirler, ki geçmişte kimi zaman denediler. Ama bu durumda da ABD-NATO’ya ihtiyacı var. Onlarsız olmaz, olursa alaşağı edilirler. Çılgınlık yaparlarsa Irak ve Suriye’ye dönerler, Saddam ve Esad gibi olurlar. Türk egemenlerinin bu cesareti yok. Sırtını ABD’ye vermeden savaş bile yapamazlar. Çok zalimler, kirli ve ahlaksızlar, ama korkaktırlar. Bakın Rusya ve ABD arasında mekik dokurken ne kadar ilkesiz ve yüzsüzdürler, bir cambaz, bir palyaço kadar bile karakterleri yok.

Demek bu darbe tartışmalarının amacı başkadır. Mafyalaşmış-çete devletin gündem saptırması, kafa karışıklığı yaratması, sorunların üstünü kapatma ve halkı pasifleştirme çabasıdır. Demek “Allahın Lütfü“ dedikleri koronavirüs bile sistemi, iktidarı ve devleti kurtarmıyor. Çok zordalar. Günü kurtarmaya çalışıyorlar. İşte Kürt Dil Bayramı gününde bile yeni kayyumlar atayıp Kürt belediyeleri gasp ettiler. Kürt avına çıkıp tutukladılar. Hapisteki yandaş çete, cani ve tecavüzcüleri salıp, Kürt siyasetçi, gazeteci, devrimci, alevi, demokrat, akademisyen, dindar müslüman ve insan hakları savunucularını, yanı muhalefet edenleri ölüme bıraktılar. İşte bunların hepisi idari ve siyasi darbedir. Kuşkusuz bunlara daha da devam edecekler, ama sonuç alamayacaklar, çözümsüz kaldıkça daha da batacak, daha da parçalanıp dağılacaklar. Nitekim kendi içinde çoktandır çatışıyorlar ve çatışma derinleşecek.

Türk devleti artık bir hukuk devleti değil. Toplum ve halk nezdinde, hatta uluslararası kamuoyu nezdinde meşrutiyetini kaybetmiştir. Kürtler için bu devlet zaten sömürgeci-faşist bir devlettir. Kürt ölüsüne ve mezarına bile saldıran bir devletin değil meşruluğu, düşmanlığı bile anlamsızlaşmıştır. Kendi hukukunu bile terkeden bir devlet Türkler ve dünya nezdinde de giderek daha fazla mafya-çete bir nitelik, bir karekter kazanacaktır. Zaten akşam-sabah iç ve dış faşist-islamcı çetelerle kalkıp oturuyor. Hakeza çoktandır kara para aklayan kirli havuza dönmüştür. Yanı nerden bakarsan sokağa çıkmış sarhoş veya cinnet geçiren cani misali artık herkesi rahatsız ve tehdit eden iki ucu boklu değneğe dönmüştür. Bunların yapacağı bir askeri darbe de lağım olacaktır.

Şimdi böyle herkesin hakına-hukukuna tecavüz eden bir rejim ve devletin geleceyi tabiki yok. Bunlar tüm Türk muhalefetini yok etse bile, ki etmişler, yine de ayakta kalamazlar. Bu sefer birbirlerinin canına okuyacaklar, yanı iktidar ekibi, klik ve tekel kanatları birbirine girecek. Karşı muhalefet bitince bu kez bu klikler muhalefeti başlayacak, içteki kanlı-kirli müttefikçiler çatışacaktır. AKP ve Fethullaçılar gibi, apoletli ve cüpeci kemalistler, ulusalcı ve siyasi-islamcılar, Batıcı ve Avrasyacı klikler, İstanbul ve Anadolu sanayiciler; tarım, ticaret, sanayi ve mali tekelci güçler, ithal ve ihracatçı baronlar, kısaca daha birçok iktidar ortağı, yandaşı ve işbirlikçisi çevreler çatışmaya başlayacaktır.

Darbe tartışmalarının bir yüzü de bu çelişkilerin kızışıp çatışmanın başladığını gösteriyor. Çünkü Türk muhalefeti hal etmiş veya susturup teslim almışlarsa bile, ki önemli kesimi, hele sahte solcu, demokrat ve liberal kesimi, Kürt karşıtlığı  yüzünden gönüllü yandaş oldular, diyorlar ya “anayasaya aykırı, ama evet, içimiz yanıyor, ama evet“, Kürt muhalefetini, yanı özgürlük mücadelesini hiç yenemezler. Kaldıki dış muhalefeti de şu an kolayca çözemezler. Öyleyse daha fazla birbirlerini suçlayıp çatışacaklar. Mevcut savaş zihniyeti ve faşist yöntemle hiçbir zaman ekonomik ve siyasi krizi de, ki üstüne bir de korona salgı vurdu, asla çözemezler ve battıkça batacaklar.

Bu durumda kuşkusuz birbirlerine karşı darbe arayışı içine girebilirler. Ordu ve diğer güvenlik güçlerini veya derin devlet kiliklerini yanına çekmek arayışı içinde olabilirler. Her kesim bu şekilde konumunu güçlendirip iktidarda ağırlığını sağlamak veya soygundan daha fazla pay almak isteyebilir. Ki bunun için de iki ezbere ihtiyaç var. Birincisi toplumun, ikincisi de dış güçlerin desteğini almaları gerekiyor. Bu olmadıktan sonra hangi kanat tek başına darbe yapmaya kalkarsa, 15 Temmuz gibi darbe yer. Bu nedenle bu tartışmalarda bir göz kırpma, bir zemin yoklama, bir işaret ve hatta tatlı bir tehdit var, ama sırf o kadardır, ciddiye alınamaz, kısaca Karagöz ve Hacivat oyunudur. Kanlı-kirli ittifakı bir arada tutma, uysal veya yandaş kıldıkları CHP, DİSK ve TBB gibi sol kemalist muhalefeti daha da hizmetlerine alma taktik ve çabasıdır.

Fakat belirtmek gerekirki Türkiye ve İran’ın bu savaş zihniyeti ve faşist tarzla asla çözemeyecekleri çok ciddi yapısal sistem ve devlet sorunları var. Kürt sorunu zaten kendi başına devasa bir sorundur ve ancak barış, demokrasi, eşitlik ve özgürlükle hal edebilir. Ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunları da mevcut tarzla çözemezler. Mevcut politika ve tutumlarda ısrar ettikçe zaten küresel güçlerle de karşı karşıya geliyorlar. ABD ve Rusya arası oynamanın sınırı var ve nitekim bitmek üzeredir. Iran her iki taraftan da topun ağzına gelmiştir. Türkiye ise yolun sonuna gelmiştir. Kısaca değil bir darbe, her gün de darbe yapsalar, ki zaten yapıyorlar, kurtuluşları yok. Mutlaka değişmek zorundalar, mutlaka Kürtlerle barışmak zorundalar. Yoksa Irak ve Suriye gibi batarlar, yazık olur!

Bilinsinki, inansınlarki Kürt sorunu ve Kürtlerin özgürlük mücadelesi nasılki Irak ve Suriye’yi, Saddam ve Esad’ı ve hatta bölgeyi çözdüyse, Türkiye ve İran’ı da çözecektir. Onlar da içteki muhalefeti zorla ya susturdu ya da yanına çektiler, sonuna kadar şiddet ve darbe dediler ve savaşı dışarıya kadar taşıyıp sağa-sola çattılar ve çok blöf yaptılar, ama sonunda yenildiler, kahr oldular. Türkiye ve İran’ın akibeti de böyle olacaktır. Yeni askeri darbe ve soykırımlara da girişebilirler, sonuna kadar barış ve demokrasiye de yanaşmayabilirler, kimyasal da kullanabilirler ama Kürtler ve Kürt özgürlük mücadelesi de sonuna kadar direnip, güç büyütecek ve çağın en devrimci hamleleriyle onları tarihe gömmeyi başaracaktır. Sürecin böyle işlediğini hiçbir darbe tartışmasıyla gizleyemezler.

Faşist askeri veya sivil darbelerin tek bir amacı-özelliği vardır. O da yaşanan yapısal sorunların üstünü örtüp sokağı boşaltmak, yanı toplumsal muhalefeti ve özellikle de devrimci-demokratik sol muhalefeti ezmektir. Başka bir işlevi yoktur. Türkiye’de bu zaten sağlanmıştır. Kürtler için, Özgürlük mücadelesi için bu tür tartışmalar anlamsızdır. Onlar zaten savaş içinde olup soykırıma karşı direniyorlar. Türk devletinin Kürt halkı nezdindeki yeri, darbeli ve darbesiz olsun hep stratejik saldırı ve soykırım olmuştur. Özgürlük Hareketi ve Mücadelesi bu süreçle, bu tarzla amansız mücadele ederek doğup, gelişti ve büyüdü. Kürtleri bu tartışmaların içine çekip, bu tehditlerle korkutma çabası boştur. Kürtlerin esas gündemi bu sömürgeci faşist devleti Kürdistan’da ve bölgede yenmektir.

Önemli olan Türkiye’nin tüm devrimci-demokratik muhalif kesimlerinin de, eğer daha varsa, bu gerçeği görüp Kürtlerle ortaklaşmasıdır. Ulus-devlet zihniyeti, tarzı terkedip eşit ve özgür vatanda birleşmesidir. Kürtler özgürleşir diye kendi faşist diktatörlerine yandaş olmak, işgalci savaşlara çanak-zemin olmak kurtuluş olsaydı, Irak ve Suriye’de olurdu. Bu sistem ve devlet, bu düzen ve iktidar yıkılacak diye hayıflanma, cesaretli ol ve doğru mücadele etki, sen de kurtulasın. Sahte anti-emperyalist ve Amerikancı blöflerden vazgeçin. En anti-emperyalist ve doğru muhalefet Kürtlerle birlikte sömürgeci faşist TC’ye karşı savaşmaktır. Kardeşlik, ortak vatan, demokratik yaşam ve federal cumhuriyet ancak böyle sağlanır. Tersi lafazanlık, boş kuruntu ve kendini kandırmaktır. Sanki ellerinde bir şey kalmış, askeri darbe gelip onu da alacaktır. Eğer darbeye umut bağlamamışlarsa, ki bu aptalık olur, korkmasınlar daha kötüsü olamaz. Ellerini çabuk tutmasalar, Irak-Suriye muhalefeti gibi sonuçta ülkelerinin yıkılmasına da seyirci kalı ve suç ortağı olurlar, günahtır.