‘Türkiye’de LGBTİ Mahpus Olmak’ Ayrımcılığa en çok maruz kalan grup

ZABEL MİRKAN

“Türkiye’de LGBTİ Mahpus Olmak” isimli kitap, veriler ve anlatımlarla LGBTİ+ mahpuslara yönelik ayrımcılığın ve baskının boyutuna odaklanıyor.

Türkiye’de, 2016 yılı sonunda ilki 2006 yılında inşa edilen Sincan olmak üzere 13 hapishane kampüsü mevcuttu. (Sincan, Tekirdağ, Maltepe, Silivri, Kocaeli, İzmir/Aliağa, Kayseri, Urfa, Hatay, Elazığ, Van, Tarsus, Diyarbakır) 2017 yılı içinde de 3 hapishane kampüsünün proje çalışmalarına başlanması planlanmaktaydı. (Çorlu, Konya, Aksaray) 2018 yılı verilerine göre Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü içerisinde 8 L Tipi, bir açık bir de kapalı olmak üzere 10 hapishane var. 2018 itibariyle burada tutulan mahpus sayısı 18 bine ulaşmış durumda.

Yeni inşa eden hapishanelerin ortak özellikleri ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Şehrin tamamen dışına inşa edilirler (Örneğin Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü, Silivri ilçesine 12 km, İstanbul’a ise 70 km mesafede bulunuyor) 
  • Sayılarının şu an için 16 olduğu ve 14 ilde kuruldukları düşünülürse, mahpusların 81 ilden buralara toplanması dolayısıyla yaşadıkları ve ailesinin olduğu illerden farklı illerde hapis tutulmaları sonucunu doğuruyor.
  • Mahpusların teşhis ve tedavi görecekleri hastane ve yargılamalarının yapılacağı mahkemeler de kampüs alanı içerisine inşa edilebiliyor. Bu durum, mahpusların haklarında verilen hüküm süresince kampüs alanı dışına çıkamamasına yol açıyor.
  • Kampüs tipi hapishanelerde, buralarda görev yapmakta olan personel ve yakınları için lojmanlar, alışveriş merkezi, oyun salonu, kuaför, kafeterya, restoran, aile sağlığı merkezi, misafirhane, ilköğretim okulu, kreş vb. de inşa edilebiliyor (Örneğin Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde tüm bu sayılanlar olmakla birlikte lojman sayısı 500’dür.)

Şiddet katlanarak artıyor

Hapishanelerde ayrımcılık, şiddet, aşağılanma ve cinsel tacize en çok maruz kalan gruplardan biri lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks (LGBTİ+) mahpuslar. LGBTİ+’ların Türkiye’de genel olarak yaşadıkları sorunları düşündüğümüzde, hapishanelerde karşılaşacakları problemlerin katlanarak artacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Ulusal mevzuatta LGBTİ+ mahpusların özel ihtiyaçlarına yönelik bir politika olmamasının yanı sıra idari personel ve ceza infaz memurlarını bu hususta eğitecek bir program da mevcut değil.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği/ Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi (CİSST/TCPS) tarafından yayımlanan “Türkiye’de LGBTİ Mahpus Olmak” isimli çalışma, var olan araştırmalardan yola çıkarak güncel durum üzerine odaklanıyor. Mahpusların sesini duyurmak adına, yürütülen mektuplaşma faaliyeti sonucunda spesifik konularda aktarılan mahpus anlatımlarına kitap boyunca yer verilmiş. Bu süreçte ayrıca LGBTİ+ ve insan hakları alanlarında çalışan dernek, araştırmacı ve aktivistlerle çeşitli platformlarda bir araya gelinmiş, bilgi ve tecrübe paylaşımları sağlanmış.

Kimliklerini açıklamamayı tercih ediyorlar

Araştırmaya konu olan kitapta belirtildiği üzere Türkiye hapishanelerinde sorunlarının ve sayılarının öğrenilebildiği mahpuslar ağırlıklı olarak trans kadınlar ve eşcinsel erkekler. Bu duruma sebep olan temel unsur hapishaneye giriş aşamasında, yerleştirmeye de etki eden görünürlük. Lezbiyenler, biseksüel kadın ve erkekler, trans erkekler ayrımcılık ve kötü muameleden korunmak adına kimliklerini açıklamamayı tercih ediyorlar çünkü. Bu sebeple onlara dair verilerin yalnızca yasal yollarla değil, mektuplaşma ile de ulaşılabilirlikleri yok denecek kadar az. 15 Nisan 2013 tarihindeki veriye göre Türkiye hapishanelerinde “farklı cinsel yönelimleri olan” 81 tutuklu ve hükümlünün bulunduğu biliniyor.

Kitapta trans kadın mahpuslardan birinin şöyle bir anlatımı mevcut: “Bana gönderilen kadın elbiselerini içeri almıyorlardı. Burası erkek cezaevi kadın kıyafeti alınmaz, dediler. ‘Sen de erkek elbiseleri giy!’ demelerine rağmen erkek elbisesi giymedim. Bu nedenle de 40 gün boyunca yıkanmadım, üstümdeki elbiseleri de hiç çıkarmadım. Eğer elbiselerimi çıkarırsam odada arama bahanesiyle gelip alırlar diye korktum. Bu yüzden hiç erkek elbisesi giymedim.” Çünkü trans kadınlar erkeklerle aynı koğuşa konuyor, gardiyanlar ve hapishane yönetimi tarafından “erkek” olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda yaşadıkları güçlükleri, tacizi ve şiddeti anlamak mümkün dahi değil. Hiyerarşik açıdan hapishanelerde en alt konumda LGBTİ+ mahpuslar bulunuyor; çünkü sol-sosyalist, yurtsever mahpusların da LGBTİ+ mahpuslara yönelik yıllardır süregelen -her ne kadar son yıllarda biraz olsun törpülense de- ayrımcı bir tutumu var. Koğuşta dışlanacağını düşünen biri cinsel yönelimini “yoldaşlarına” söyleyemiyor, çünkü muhtemelen sonrasında da dışlanıyor zaten. Kimliklerinin görünürlüğü diğer erkeklerin/erkekliklerin içinde erimesi beklenilen trans kadın ve eşcinsel erkeklerden, erkek gibi yaşamaları, erkek kılık kıyafeti giymeleri, saçlarını erkek gibi kestirmeleri istendiği yetmiyormuş gibi bir de aynı “suç” nedeniyle tutuklandığı insanlar tarafından yargılanıyor LGBTİ+ mahpuslar.

Hilal Başak Demirbaş tarafından derlenen kitap, veriler ve anlatımlarla LGBTİ+ mahpuslara yönelik ayrımcılığın ve baskının boyutunu anlamak açısından son derece faydalı.