Türkiye’nin İranlaşması!

Kasım Süleymani’nin ABD tarafından bir hava saldırısında öldürülmesi kuşkusuz son yıllarda Ortadoğu’da yaşadığımız en önemli gelişmelerden biridir. Bana göre bu olay DAİŞ lideri Abubekir Bağdadi’nin ABD tarafından öldürülmesinden çok daha önemlidir.

Ayrıca Kasım Süleymani’nin Ebubekir Bağdadi’nin öldürülmesinden çok kısa bir süre sonra öldürülmesini de bir yere not etmek gerekir. Süleymani’nin öldürülmesini DAİŞ sonrası İran Şiiliğinin Ortadoğu’da kontrolsüz güçlenmesini önleme çabalarının bir parçası olarak görmek gerekir.

Astana süreci, Türkiye’nin bölgede kontrolsüz davranışları, Lübnan’da Hizbullah’ın güçlenmesi, Haşdi Şabi’nin Irak’ta ‘burada gerçek devlet benim’ tavrı, Yemen’de İran etkisinin artması ve daha da önemlisi Suriye’de Rejimin ayakta kalmasını kendi başarısı olarak gören İran cephesinde yaşanan özgüven patlaması ABD’yi bölgenin geleceği açısından endişelendirmeye başlamıştı.

İran’ın güçlenmesi ABD’nin bölgede inisiyatifi tamamen kaybetmesi kaygısı, Rusya’nın cüretkar tutumları ABD’nin bölgede izole olma sürecini hızlandıran başka bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Bir de buna Türkiye’nin kontrol dışı davranışlarını eklerseniz, ABD açısından gelinen noktada durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Bu noktada Türkiye’nin ABD açısından kontrol dışı hale gelmesinde İran’ın etkisini anlayabilmek için gelin biraz Türkiye İran ilişkilerine bakalım.

Erdoğan Rejiminin dış politikayı içerde iktidar üretmenin bir parçası olarak kullanması; Türkiye İran ilişkilerini tamamen değiştirdi. Daha öncesinde İran’ın bölgede düşmanı İsrail, fakat rakibi Türkiye’ydi. İsrail hala İran’ın düşmandır; fakat Erdoğan Rejiminin ne kadar İran’ın rakibi olduğu bölgede yaşanan son gelişmelerden sonra tartışmalı hale gelmiştir.

Her ne kadar iki ülke Ermenistan /Azerbaycan geriliminde görüş farkları yaşasa da, Suriye iç savaşında yaşanan gelişmelerden sonra bu konu tamamen tali hale gelmiştir. Asıl olarak Erdoğan Rejiminin İran’ı aratmayan batı karşıtlığı ve İsrail düşmanlığı iki ülkeyi yakınlaştırmıştır.

Her ne kadar Türkiye İran’ın nükleer silah sahibi olmasını istemiyor gözükse de; gerçekte İran’ın nükleer güç olmasından fazla endişe etmemektedir. Tam tersine böyle bir gelişmenin kendisinin de nükleer silah sahibi olmasının önünü açacağını düşünmekte ve gelecekte nükleer silah sahibi olmanın hazırlığını yapmaktadır.

Erdoğan Rejimi bölgede İran’ı taklit etmektedir. İran, İsrail karşıtlığıyla Şii İslamın tartışmasız lideri haline gelmiştir. Erdoğan Rejimi de aynı şeyi yaparak Sünni İslamın lideri haline gelmek istemektedir. İran nükleer güç olarak rejimi güvenceye almak istemektedir, şimdilerde “bizim de nükleer güç olma hakkımız var!” diyen Erdoğan da İran’ın açtığı yoldan ilerlemek istemektedir.

İran silah ihtiyacını Rusya ve Çin’den sağlayarak, politik alanda kendi başına davranabilmektedir, Türkiye ise NATO üyesi olmasına rağmen benzer bir süreç işletmektedir. Erdoğan Rejimi bu yolla asıl olarak iç politikada elinin daha rahat olacağını; uluslararası denetimden kurtulacağını düşünmektedir.

En önemlisi bölgede İran’a gönüllü bağlılık gösteren paramiliter grup vardır; bu gruplar kendileri ve İran arasında güçlü bir bağın olduğuna inanmaktadırlar. Erdoğan Rejimi de aynı şey kendisi ve cihadist yapılar arasında gerçekleşsin istemektedir.

Bölgede güçlenen İran ve her geçen gün inisiyatifini artıran Rusya’nın yarattığı güçlü çekim kuvveti Türkiye’nin batı ittifakından dolayısıyla ABD’den kopuş sürecini hızlandırmıştır. Dolasıyla İran, ABD açısından sadece İran olmaktan çıkmış; başta Türkiye olmak üzere bütün bölgeyi derinden etkileyen bir soruna dönüşmüştür.

Irak’ta yaşanan son gelişmelerden sonra İran’ın durdurulması ABD açısından ertelenemez bir göreve dönüşmüştü. Aksi halde başta Türkiye olmak üzere bütün bölge bir tür İranlaşabilir ve ABD bölgede inisiyatifi tamamen kaybedebilirdi.

Bu anlamda Kasım Süleymani ABD açısından çok önemli bir hedeftir. Zaten sonrasında yaşanan gelişmeler de bunu doğrular nitelikte olmuştur. Kasım Süleymani bizzat yaşayan İran’dı ve ABD onu öldürerek bölgede moral üstünlüğü yeniden ele geçirdi. ABD’nin bundan sonra yakaladığı bu moral üstünlük üzerinden İran üzerindeki askeri ve siyasal baskısını artıracağını bekleyebiliriz.

Ayrıca bu yolla başta Türkiye olmak üzere kontrol dışına çıkma eğilimindeki diğer güçlere dolaylı yoldan “ben buradayım ve bu bölgenin patronu her şeye rağmen hala benim!” mesajı verilmiştir.