Ulus, millet vesaire notlar

Çok oldu. 20 yıl kadar önceydi. Latin Amerika’da o zaman Türkiye neredeyse hiç bilinmiyordu. 1900’lerin başında Osmanlı pasaportu ile gelen Suriye, Lübnan, Filistinlilere, Araplara Türk deniyordu. Mesela Arjantin’in neoliberal devlet başkanı Lübnan’lı Arap Carlos Menem ya da El Salvador’un gerilla komutanı, Filistin’li Shefik Nadal oradakilere göre Türk’tü. Şimdi de hala da öyle derler. Kolombiya’nın Atlas okyanusunun kıyısında küçük kıyı kasabasındaydık. Panama’ya kaçak geçmeye çalışıyorduk. Vize vardı ve çok uzun sürüyordu vermeleri. Biz sınırları sevmiyorduk ve aldırmıyorduk. Bir şekilde geçiyorduk. Bir balıkçı gemisiyle geçme niyetindeydik. Sadece gemicilerin, barların ve fahişelerin olduğu bir yerdi. Bir lokantada yemek yiyorduk. Garson bir kadın geldi. Nerelisiniz dedi. Türkiye’den geldik dedik. ‘Ha burada çok Türk var’ dedi. Uzun süredir Latin Amerika’daydık. Kime Türk dediklerini biliyorduk. ‘Gerçek Türk mü?’ diye sorduk. Evet evet gerçek Türk. Burada Lübnanlı Türk var, Çin’li Türk var, Filipinli Türk var, Hintli Türk, Avustralyalı Türk var dedi. Geçen hafta hep aklıma bu geldi. Bütün Dünya Türk’tür.

Anlamadığım şey şu. Neden bir bilim insanın bunu söyleyemeyeceği sanılıyor? Zaten esas olarak ‘bilim’ kategorize eder, sınıflar ve ayırır. Irkçığın kökeni olan şeydir ‘bilim’. Nazi Almanyası bilimseldir. -Bilimsel sosyalizm olur mu kuşkuluyum ama bilimsel faşizm olduğu kesin- Auschwitz Toplama kampını geziyordum. Çok intizamlıydı. Fabrika ya da okul nizamıydı. O günlerde yönetim binasının, giriş kapısının altından, tren içeri giriyordu. Zararlılarla doluydu, komünistler, muhalifler, Çingeneler ve Yahudiler… Yükü boşaltıyorlardı. Sağlamlar ve çürükler ayrılıyordu. Sonra çürüklerin, fazlaların yararlı kısımları ayıklanıyordu. Giysileri bir yere, ayakkabıları bir yere, mesela tahta bacakları varsa bir yerde toplanıyordu. -Bir oda dolusu tahta bacak görmüştüm. Her bir tanesi muhtemel bir insandı ya da bir gözlük dağı vardı odanın ortasına yığılmış ve yine her tanesi bir insan.- Sonra saçları kesiliyordu, ziyan etmiyor tekstil yapıyorlardı. Ardından toplumu arındırıyorlardı. Gaz odalarında öldürülüyor ve fırınlarda yakılıyorlardı. Her şey, kategorize etme, sınıflandırılma ve ayırmayla başlıyordu. Bilginin hiyerarşisinin, iktidarının adı değil mi ‘bilim’?
 ‘Ancak devlet kuran millet, ulustur.’ tanımı tabi ki bilimseldir ve faşisttir. Sadece bir üstünlük durumu içermesinden değil, doğrudan hiyerarşiyi inşa etmesinden ya da sadece devleti yüceltmesinden bile böyledir. Bütün devletler katildir. Sizin devlet dediğiniz katliamların, iktidar cinayetlerinin toplamı değil mi? Hatta dünyada ulus devlet dediğiniz burjuva medeniyeti, giyotinden elektrikli sandalyeye uzanan süreçten başka nedir ki? Kürtler, Türkmenler ve Anadolu’nun, Mezopotamya’nın diğer halkları eğer devlet kurmadılarsa ne mutlu onlara. Bugün devleti aşan, devleti reddeden Kürt hareketi; siz devlet kuramadığınız için eşit sayılamayız denilmesini kendisi için onur sayar.
Bir Temel fıkrası vardı. Temel California’da otobüs şoförlüğü yapıyormuş. Her gün siyahlar öne oturabilir, oturamaz diye tartışmalar çıkıyormuş otobüste. Gene şiddetli bir tartışma çıktığında, Temel durmuş, el frenini çekip ayağa fırlamış; ‘Ne bu her gün kavga her gün kavga, farz edin ki hepiniz mavisiniz…’ Tartışanlar durmuşlar, haklı ya demişler. Herkes otururken Temel bağırmış; ‘Açık maviler ön tarafa, koyu maviler arkaya otursun.’ AKP’nin eşitlik anlayışı da bu ve Nedense, biz koyu maviler, kendimizi hep arka sıralarda buluyoruz.
Millet, Ulus vesaire, katil devletlerinizin canı cehenneme…