Varolmanın anlamını yakalamak

Bugün insanlık olarak mevcut iktidarı egemen sistemin bizlere yaşattığı krizler, herşeyi yeniden ele almamız ve inşa etmemiz gerektiğini çok çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Bu iktidarcı sistemin yarattığı eski yaşam alışkanlıklarıyla, eski zihniyetle mi yaşacağız? Yoksa doğanın, insanın, var olmanın anlamını, değerini korumak için yeni zihniyeti, yeni yaşam alışkanlıklarını mı seçeceğiz? Evren, ekoloji, toplumsal varlık alanları; ‘varlık-yokluk sınırında’ olduğumuzu ve artık bir seçim yapma aşamasında olduğumuzu, yaşadığımız kaos ve kriz örnekleriyle bizlere göstermektedir.

Mevcut ‘küresel salgın’ gündemi birçok tartışmayı derinleştirmektedir. Bu salgının nedenleri, nasıl başladığına, nereye doğru gidildiğine dair yorumlar oldukça fazla ve bu sorgulamalar ve arayışlar devam edeceğe de benziyor. Elbette ki bizler, mevcut sistem ve onun yarattığı sorunlarla mücadele edenler olarak sorgulamalarımızı daha da derinleştirmemiz gerekir. Ama sadece bununla sınırlı kalmamız mevcut sistem kaos ve krizini aşmaya yetmeyecektir. Pratikte yaşamsal bir somutluğa, forma ve sisteme dönüşmeyen alternatif sorgulamalar ve arayışlar, dönüp dönüp eski sisteme mahkum olmaktan kurtulamazlar. Ekoloji, doğadaki varlıklar dünyası, mevcut kapitalist sistemin onun dünyasına yaptığı müdahale ile bozulan yaşam dengesini kendi diliyle bizlere anlatıyor: Kar hırsı için, her şeyi kontrol etme hırsı, egemenliğini yayma çılgınlığı insanlığı böyle hasta eder işte… Doğa nasıl nefes alamaz hale getirilmişse, insanlık olarak biz de böyle nefes alamaz hale geliyoruz…

Toplum olarak hepimizin stratejik sorunlarımızı doğru ele almamız gerekiyor. Mevcut aşamada bireysel kaygı-hırs içinde, bencillik içinde boğulan, ‘ben ben ben’ dese de iradesiyle kendisi olamayan insanlık olarak gerçek sorunlarımızın çözümünü hızla yaşamsallaştırmamız gerekiyor. Dünya egemen güçleri insanlık üzerinde yeni br kontrol çağını inşa etmeye çalışıyorlar. Bunun farkında olarak esas sorun kaynağının bu sistem ve sistem güçleri olduğunu unutmamalıyız. Esas zararlı virüs, bu iktidarcı, tekçi, sınıflı, ataerkil sistemdir.

Tarihsel-toplumsal sorunların en temeli iktidarcı zihniyet inşası ve onun kurumlarıdır. Bunun başında devlet, ordu, erkek egemenlikçi tek yanlı aile kurumu vb gelmektedir. Devlet sistemi, toplumun tüm yaşam alanlarında inşa edilmiştir. Öncelikle zihniyet alanında inşa edilmiştir. Egemen güçlerin, özellikle kapitalizmin en yoğun uygulamalarından biri algıları yönlendirmek, zihniyetleri işgal etmekle işe başlamaktır. Zihniyette köleleştirilenler, köle olduklarını anlamazlar, hatta gönüllü köleliği özgürlük sanırlar. Bugünün kadın ve erkek gerçekliğine baktığımızda, bunu çok çarpıcı görürüz. Kapitalist uygarlıkla uyumlu olmak, modernlik olarak algılanıyor. Buna uyum sağlamayanlar ise ‘vahşi, geri, barbar, çağdışı’ olarak görülüyor.

Zihniyette teslim alınmak, ardından diğer teslimiyetleri getiriyor. Toplumun demokrasi ve eşitlikten kopuşu ile birlikte ahlak ve politika sorunu, cinsiyetçiliğin yarattığı kadın-erkek sorunu, aile krizleri, endüstriyalizmin yarattığı ekoloji, ekonomi, kentleşme sorunları… Kentleşme kanserleşme aşamasında artık. Bu kentleşme eğitimden bürokrasiye, adaletten sağlığa, kültürden manevi alana kadar sorunları derinleştirmektedir. Bugün yaşadığımız Covid-19 virüsü bu sorunların sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Kanser, göç, yoksulluk, açlık ve diğer hastalıklar bunun devamıdır…

Bugün ulus devlet sistem güçleri, ABD’den Çin’e, Rusya’dan AB devletlerine kadar milliyetçiliğe, dinciliğe, cinsiyetçiliğe dayalı politikalarının sonucu yarattıkları tüm bu sorunların hesabını vermeleri gerekiyor aslında. Korona için ‘aman dışarı çıkmayın, biz devlet-hükümet olarak çözümü size getireceğiz, bize güvenin, tek çare biziz’ diyorlar. İşte bu sistemin kurnazlığı burdan geliyor: Sorunu yarat, çözümün gücünü elinde tut ve toplumu kendine bağımlı kıl…

Toplum olarak, toplumsal gücümüzü inşa etmediğimiz, iktidarcı sistemle bağımızı koparmadığımız müddetçe, binlerce yıllık toplumsal, siyasal, ekonomik, özsavunma, teknolojik deneyim ve tecrübelerimizi ortaya çıkarıp birleştirmediğimiz müddetçe daha bilmediğimiz çok daha fazla virüsle boğuşacağız.

Hep sorulur ya… Neden komün, neden kadın meclisleri, neden halk meclisleri diye..? İşte bu korona günlerini, insan kayıplarını, büyük acıları bizlere yaşatan sisteme mahkum olmamak için… Kendi hayatımız hakkında kendimizin karar vermesi için… Kendi sorunlarımızı kendimizin tespit etmesi, kimsenin kar-sermaye hırsına kurban olmadan, herkesin eşit temelde çözüm kaynaklarına ulaşması için… İçinde yaşadığımız, ondan geldiğimiz evrenle hakikat aşkı temelinde birlikte yaşamak için…