Vedat Aydın’ın anısı

Selim FERAT

Vedat Aydın, İtalya Komünist Partisi Başkanı ve kültür ve aydınlarla ilgili tezleriyle, Marksist öğretide çığır açan Antonio Gramsci’nin tarifiyle, görevli olmayan bir aydındı.

“Organik bir aydın” olarak, Kürdistan’daki siyasetin natürel dünyasına yansıyan ender şahsiyetlerden biri olarak, tarihe geçti.

Olağanüstü birşey yaptı: 1990’da yapılan İHD’nin 3. Genel Kurulu’nda Kürtçe konuştu.

Sonra da Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanı oldu.

Mutlak red ve sindirme politikasının sistematik olarak yükseldiği 90‘lı yılların başında, Aydın, direniş odaklarından biri olan, Diyarbekir’e yakışan eylem insanıydı.

Tahammül etmediler:

Vedat Aydın 17 yıl önce, Diyarbekir’deki evinde gözaltına alınmadı, kaçırıldı.

İki gün sonra, işkenceyle katledildikten sonra, Maden’e yakın bir köprü altına bırakılmış halde bulundu.

Kitlelerin tahammülü de aştı ve yüzlerce araçlık konvoy ve onbinler Vedat Aydın’ın cenaze törenine katıldılar.

Devletin güvenlik güçleri töreni kana buladılar: 8’den fazla kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı.

Bir yıl sonra Ekim ayında Musa Anter katledildi.

O zamalar, JİTEM’in kaçırma yoluyla katli, basın tarafından “faili meçhuller” olarak kanıksatılırdı.

Sonra, deşifre oldular…

Ve buna rağmen, sanıkları bulmadılar.

Katl zaman aşımına uğratıldı…

Zor yıllardı…

90’lı yıllarda, Kürdistan toplulukları, kişinin yüz hatlarından ve davranışlarından, kime dair konuştuğunu anlarlardı.

Diyarbekir sokaklarında dolaşan her bireyin, kimliği bilinirdi.

Kimin sözünün eri, kimin yalan ve dalavereyle dolaştığı saptanırdı.

O yıllarda Diyarbekir’den gelenler, yüzü pak insanların dolaşmak istemedikleri sokaklardan bahsederlerdi.

Renkler berraktı.

Qırıx’ların hileye bulaşmış adamları tesbit etmeleri uzun sürmezdi.

Ondan sonra da bu adamlar sadece bir semte, o semtin sokaklarında dolaşabilirler ve bir kabus dünyasının nüfusuna ait olur, kendilerini küçük bir dünyaya hapsederek, yaşarlardı.

Görevlendirildiklerinde, gizli bir görevi yerine getirmek için, sabahın karanlığında hedefe yönelir, sonra kaybolup giderlerdi.

Gece yarısı, Vedat Aydın’ın kapısını çalan adam da muhtemelen, şimdilerde bilinen, o karanlık dünyanın görevledirdiği ölüm mangasının görevlilerinden biriydi.

Daha sonraları, Batman, Diyarbekir ve özellikle de Silvan’da onlarca Kürt aydını sokak-cadde ortasında alanen kurşuna dizildiler.

Kolonyal devlet, katli saklamadı.

Direnen odaklar hedef haline getirildiler.

Uzun bir deneyim sürecinden sonra, toplumsal ve ulusal kurtuluş mücadelesi kollektif bir topluluğun kimliği oldu.

Devlet’in katline karşı, politik bir nüfus direnişi başlatıldı.

Böylece, katle ve şiddete dur hareketi başlatıldı.

Ve bunun temelinde, dağlarla kentlerin buluşmasının ender adreslerinden biri olan Vedat Aydın da emeği var…

Anısına Vedat Aydın’dan öğreniyorum: Gelecekteki başarının sırı, geçmişi bugünle bağdaştırdığın ve karşıtlarını beklenmedik hamleyle altedeceğin eylemde saklı.