Vedat Aydın ve o çocuklara

Kimi kilometre taşları vardır. Oradan geriye düşemezsiniz. Vedat Aydın, 1990 yılında İHD Genel Kurulunda ana dilinde Kürtçe konuşma yapmaya karar verdiğinde bunun sonuçlarını, devletin hışmını üzerine çekeceğini tahminden öte biliyordu elbet. Ancak onun da öngöremediği bir sonuç yarattı bu hareketi. Kürtçe konuşmaya başlaması ile kopan fırtına sadece tarihe bir not olarak yazılmadı; zihinlere, yüreklere kazındı. Kürtçenin özgürleşmesinin fitilini bir de oradan, o salondan ateşledi Vedat Aydın… Devlete kafa tutmuş Türkiyeli aydınların ırkçılıkla ilk canlı sınavı, ilk iç muhasebesi orada, o salonda başladı. İlk orada oldu gizli ırkçılıklarıyla karşılaşmaları. İlk orada yaşandı o büyük yüzleşme ve de ayrışma.    

Bu ülkede Kürt var demenin, Kürtçenin zinhar yasak olduğu zamanlardı. Kürtçe üzerindeki yasağın, Kürtler üzerindeki baskının inkar edilemeyecek derecede aşikar olmasını sağladı o hareketi ile. Egemenlerin kardeşlik edebiyatının teklik algısına hapsedilmiş olduğunu gösterdi.

‘91 Temmuzu’nda, Temmuz’un 5’inde evinden gözaltına alındı ve 7’sinde işkence edilmiş ölü bedeni bulundu. Tam yirmi dört sene evvel bugün, 10 Temmuz’da on binler uğurladı. 80’den sonra ki ilk büyük buluşmaydı Vedat Aydın’ın cenazesi. Sadece bir yas buluşması değildi, acı kadar isyan da vardı. İşkencenin, tutuklamaların gırla gittiği o zamanda devlet güçlerinin gözünün içine baka baka Bijî PKK sloganları atıldığını görenler anlatıyor. Özgürlük hareketi alanlarda, devletin gözü önünde, halkla buluşuyordu yani. 

Bu büyük buluşmaya karşılık, cenazeye saldırı ile başlayan devletin yanıtı çok sert olacaktı; bunu şimdi biliyoruz. Cenazede insanları öldürmekle, tutuklamakla kalmamıştı iş,  ‘90’ların karanlığı başlamıştı. Faili meçhul cinayetler ardı ardına geldi. Musa Anter öldürüldü. Köyler boşaltıldı, zindanlar kadar toprağın altı da dolduruldu… 

Vedat Aydın, 80 cuntasının hışmına uğramış, sonrasında İHD Diyarbakır Şubesi kurucusu ve başkanı olmuş, 1991 de de Diyarbakır HEP İl başkanlığına seçilmişti. Kararlılıkla yoluna devam ederken katledildi. Sadece kin kusmadı devlet, inkar ve imha siyasetinin en sıcak yaşandığı zamanlardı. Uslanmayanı öldürecek, kalanları da korkuya boğacak, susturacaktı. 

Oysa on beş yıl sonra karşılaştığım Amed’in çocukları, devletin bu planının tutmadığını göstereceklerdi.

2006 yılı Mayısı’nda Amed’de, İCAD ve YAKAY DER’in ortaklaşa düzenlediği Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı sırasında, kurultay delegeleri olarak Vedat Aydın’ın mezarını ziyaret etmiştik. Sur dışında, surlara sırtını dayamış, mezarlığa bakan yoksul bir yerleşim alanı vardı. Ellerinde koca koca silahlarla, korkutucu suratlarıyla ve giysileriyle sayımızın on katı polis  etrafımızdaydı. Çocuklar bir anda çıktı ortaya ve bize karışıverdiler. Polisin uzaklaştırma çabası sonuç vermedi. “Kimiz, niye buradayız” diye merak ediyordu çocuklar. Vedat Aydın için orda olduğumuzu öğrendiklerinde gözlerinde beliren kıvançla, sevinçle karmaşık duyguyu nasıl anlatabilirim bilemiyorum. Onların kıymetlisini anmak için gelmiştik ya, daha bir sokuldular her birimize, dost sıcaklığına sarılır gibi sarıldılar. 

Sadece bu kadar değil elbet. Aynı çocuklar, polisin o dehşet görüntüsüne ve tehditlerine rağmen, karşılarında dimdik, korkusuz durarak bizi sloganlarla uğurladılar. Orada, halkının yüreğine zihnine kazınmaktan çok öte bir şeydi Vedat Aydın; yüreklerde cesaret, kararlılık, ses olmuştu. Ve o çocukların dilinde Kürtçe slogan olmuş yenmişti devleti, yıkmıştı yasaklarını.