Vekil Meclisten çıkarsa müvekkil sokağa çıkar

HDP Edirne’den Hakkari’ye yürüyecek.  AKP hemen “yürüyemezsin” dedi.

Kılıçdaroğlu ne dedi?

“AKP bizi sokağa dökmek istiyor” dedi.

Dedikten sonra da “sokağa çıkmayacağını” ekledi.

Sokağa çıkmıyor, TBMM’ye gidiyor. Kürsüye çıkıyor, ama Berberoğlu’nun vekilliği düşürülüp, hapse atılınca vekilini de savunamıyor.

HDP “demokratik ittifaktan” söz ediyor.

Kılıçdaroğlu vekilliğinin düşürülmesini önleyemediği Berberoğlu’nu “demokrasi için en başta bedel ödeyen” bir kahraman olarak ilan ediyor, HDP’li vekillerin, yüzlerce gün açlık grevi yapan ve o nedenle her an koronavirüsünün hedefi olacak Leyla Güven’in bile adını anmıyor.

Anmayınca bundan ne anlıyoruz?

CHP çaktırmadan HDP oylarıyla bir “zafer” peşinde koşarken, “ittifaka” yanaşmamış oluyor.

Sokağa çıkmıyorsun; TBMM’de kendini bile savunamıyorsun; ittifaka da yanaşmıyorsun.

Ne yapıyorsun?

Bekliyorsun.

AKP’nin oyu yüzde 30’un altına düşmüş. Seçim “olursa” diyorsun. “Olursa” iyi olur da, ya olmazsa?

Erdoğan’ı kaybedeceği aşikar olan seçime nasıl mecbur edeceksin?

Sokağa çıkamadığına, TBMM’de kendini savunamadığına, ittifaka yanaşmadığına göre, yani hiçbir şey yapamadığına göre, demek ki seçimde zafer kazanmayı Erdoğan’ın aklını yitirip seçim yapmasından ve HDP seçmeninin sana oy vermek zorunda kalmasından bekliyorsun.

Boşuna beklersin.

Ne Erdoğan sana seçim zaferini altın tepside sunar, ne de HDP seçmeni dürüst, açık, resmi bir ittifak olmadıkça yerel seçimlerde “bağrına taş basma” halini bir daha tekrar eder.

Bu durumdan nasıl bir sonuç çıkarılabilir?

CHP ya faşizmin zorbalığından korkuya kapılmış, “muhalefetten” kurtulma, iktidar olma umudunu kaybetmiş, kaderine razı olmuştur. Ya da saflarındaki kripto ve hatta tescilli Ergenekon uzantılarının dayatmalarına boyun eğmiştir. Belki de ikisi birden geçerlidir. Bir kısım CHP’li yönetici korkuyla “bekleme” halindedir, bir kısmı da zaten iktidarın gizli destekçisi, hatta gizli ortağıdır.

Korkan CHP’li korkusu yüzünden HDP’yle açık bir ittifak yapmaktan da korkmaktadır; sızıntı Ergenekoncu ise zaten iktidarın Kürt düşmanı stratejisinin ortağı olduğu için demokratik ittifak ihtimalini var güçle baltalamaktadır.

O zaman da CHP ne sokağa çıkabilmekte, ne TBMM’de kendini savunabilmekte, ne de demokratik ittifaka yanaşabilmektedir.

CHP tabanının bu gerçeği görme zamanı gelmiştir. CHP’li demokrat-yurtseverler, destekledikleri partinin kitlendiğini, kendini TBMM’ye zincirlediğini, bu nedenle kıpırdayamadığını, seçmeninin özgürlüğünü, işini, aşını, doğal çevresini savunma imkanını yitirdiğini artık görmelidir. İslamo-faşist rejimin az sonra Kürdistan’da yaptıklarının bire bir benzeri olmasa bile, adım adım son yerel seçimlerde kazanılan belediyelerden başlayarak ve fezlekeleri raftan indirip saldırıyı CHP içindeki sol kanada yönelterek CHP’yi enkaza çevireceğini fark etmelidir.

Faşizm durduğu yerde duramaz. Ekonomi çöktükçe, savaş sürdükçe, diplomasi iflas ettikçe, oyları eridikçe yoluna daha beter suçlar işleyerek devam edecektir.

Yarın Ayasofya diyecek, CHP ne yapacak? Karşı çıksa AKP tabanındaki kararsızları kazanamayacak, evet dese kendi laik tabanını bölecek.

Ne kadar basit değil mi?

Ünlü efsanedir; Kristof Kolomb’un yumurtasından söz ediyorum. Bir türlü dik durmayan yumurtayı Kolomb’un dibini kırarak dik durdurması; ya da İskender’in “çözülemeyen kördüğümü” bir kılıç darbesiyle çözmesi aklıma geliyor.

CHP’nin dürüst, milliyetçi olsa bile Kürt’e düşman olmayan ve vatanını seven ne kadar üyesi ve taraftarı varsa Kolomb’un yumurtasını ve İskender’in kılıcını hatırlamalıdır.

Bir vuruşta yumurtayı dik oturtmalı, kördüğümü kesip atmalıdır.

Önce mırıltı halinde, sonra yüksek sesle, ardından da kulak zarlarını patlatırcasına “TBMM’den çekil, faşizme meşruiyet verme ve onu devirmeyi TBMM kulislerinde dolanmak yerine, bize halka devrettiğini açıkla” diye haykırmalıdır.

CHP tabanı böyle bir “devirme” işinde tecrübesizdir. Öyledir. Ama tecrübe pratikte atılan ilk adımlarla kazanılır. İşten atılan, bekçiden dayak yiyen, gözaltına alınan ve tutuklanan CHP’li, eğer Kılıçdaroğlu onu “ölme eşeğim ölme, seçim yapılacak, AKP kaybedecek, CHP kazanacak, o güne kadar işsiz kal, dayak ye, tutuklan, sonunda iyi olacak” diye oyalamaktan vazgeçerse, Türk halkının demokrat kesimi faşizmi nasıl devireceğini, tıpkı Kürt halkı gibi adım adım öğrenecektir.

Muhterem Kılıçdaroğlu; madem sokağa çıkamıyorsun o halde TBMM’den çıksana…

Müvekkilinin haklarını koruyamayan Avukat, ondan aldığı vekaletnameyi iade eder. Sen de et!