Virüsün de durduramadığı erkeklik!

Kadına yönelik şiddet…

Yaşamımıza rutin olarak akseden bu cümle neredeyse artık çok sıradan…

Her ay rakamları takip ederek, bu ay da bu kadar kadın şiddet gördü, şu kadar kadın öldürüldü bilgisi paylaşılıyor. Çetele tutmak elbette gerekli, fakat bir süreden sonra şaşırdığımız her şey sıradanlaşıyor.

Tıpkı yaşam standartlarımızı değiştiren Koronavirüsü gibi. Her gün John Hopkins Üniversitesi’nin verilerine bakıp milyonları artık sıradan rakamlar olarak görmeye başlıyoruz. Çünkü rakamlar giderek artıyor, bu akış hayatımızda olağan bir hal alıyor.

Neredeyse kadın cinayetinin işlenmediği bir gün yok. Her gün ajandalara yeni bir isim ekleniyor.

Geçtiğimiz günlerde üye olduğum bir kadın platformundan bir bilgi paylaşıldı. Hamburg’ta yaşayan kadın arkadaşlar paylaştı bilgiyi. Yine bir erkek şiddeti. Toplumdan aldığı güçle ayrı yaşadığı kadına şiddet uygulamayı hak gören, meşru gören anlayışın sahibi erkek…

Kalender Erdoğan 7 yıldır ayrı yaşadığı Meryem Şahin’e bir sürprizi olduğunu söyleyerek çocuklarının gözü önünde bıçaklıyor, o da yetmiyor benzin döküp yakıyor. Meryem iki çocuğu ile şimdi hastanede tedavi görüyor.

Bir kadına bu vahşeti yapma gücünü buluyor erkek. Üstelik göçüp geldiği, medeniyetler beşiği olarak adlandırdığı Avrupa’nın göbeğinde.

Hamburg’ta konuştuğum bir kadın arkadaş şu anekdotu anlattı: “Olay duyulduğunda bizim de çevremizden bir arkadaş ‘kadın ne yapmış’ yorumunu yaptı.“ Eminimki tamamen saf duygularla sorulmuş bir soru. Evet bir kadın çocuklarının gözü önünde bıçaklanmayı, üzerine benzin dökülüp yakmayı hakedecek ne yapmış olabilir?

Aslında sıradanlaşmanın kodları da bu cümlede gizli. Rakamlar sıradanlaştıkça, sorular da sıradanlaşmaya başlıyor: kadın ne yapmış olabilir? Toplumsal kodlarımıza sirayet eden bu fikrin tarihsel mirası günümüzde bir kadını katletmeyi hala hak sayıyor..

Bu durumu Parlamentoya taşıyan Hamburg Sol Parti Milletvekili Cansu Özdemir iki noktaya dikkat çekiyor. Birincisi, kadına yönelik artan şiddeti. Özellikle Korona günlerinde uzmanların da uyardığı üzere artan bir kadın şiddeti söz konusu. Hamburg parlamentosu 6 Mayıs itibarı ile salgının başından bu yana ev içi şiddette artış olmadığı bilgisini veriyor.

Özdemir ise bu bilgiye şöyle karşı çıkıyor: “İnsanlar Korona döneminde izole yaşıyor ve zaten kadınlar şiddet yaşadıkları insanların kontrolünde oldukları için başvuru yapacak imkanları yok“.

İkinci, dikkat çekilen nokta ise kadın sığınma evleri. “Hamburg için söylenecek olursa, ki aslında genel bir sorun, kadın sığınma evleri dolu ve kadınların kalış süreleri oldukça uzun“ diyor Özdemir. Dolayısıyla uygulanan program yetersiz.

Sadece Hamburg’ta 2020’nin ilk üç ayında bin 211 şiddet vakası görüldüğünü belirtiyor Özdemir. Nitekim bu rakamlar da sıradanlaşıyor…

Meryem Şahin’in yaşadığı korkunç vahşetten dolayı yüz mimiklerimiz hala gerginken, hala bu vahşetin dehşetini yaşıyorken, aynı zaman diliminde başka bir korkunç katliam yaşandığını öğreniyoruz.

Almanya’nın Alsfeld kendinde Rojavalı Sadiye Ahmet ayrıldığı erkek tarafından çocuklarının gözü önünde katlediliyor. Sadiye Ahmet’in kafasına çekiçle vuran erkek, çocuklarını alıp kaçmaya çalışırken yakalandı.

Biz de soralım: Sadiye bir erkek tarafından başına çekiçle vurularak katledilecek ne yapmış olabilir?

Şîman Fettah, Zozan Ilyas, Onalia Çendy, Huriye Uçar, Yüsra Sukaya, Evin Ekrem Ali, Saray Güven, Semanur Subay, Hatun Sürücü, Besma Akınc, Yeter Polat… Almanya’da korkunç şekilde katledilmiş kadınlardan sadece bazıları.

Bu kadınlar ne yapmış olabilir.

Bunun adı kadın cinayeti değil, bunun adı kadın kırımı.

Çoğu savaş koşullarından kaçarak sığındıkları ülkelerde yine şiddetle karşılaşıyorlar. Devletin yapamadığını, miras ve hak bıraktığı erk, erkeklik yapıyor.

Kadınlar acımasızca katlediliyor.

Gelişmiş ülkelerde dahi kadın hakları söz konusu olduğunda birden sistemin bir yerlerinde tıkanıklık yaşanıyor.

Bu kırımlara karşı tek yol ise kadınların örgütlenmesinden geçiyor.