Vurdumduymazlık

Korona virüsü salgını sınır tanımıyor, dünyanın haber alınabilen köşelerinden her an yeni ölüm haberleri geliyor. Bunun karşısında kapitalizmin “her koyun kendi bacağından asılır…” ahlakı ise çözüm üretmekten bir hayli uzak. Bencilliğin bile lüks olduğu bazı ırkçı ülke yönetimleri de virüsü mültecilerle özdeşleştirerek bir taraftan kendi iktidarlarını tahkim edip bir yandan da herhangi bir tedbir almayarak kapitalizmlerine yük gördükleri yaşlı nüfusu yok  etmeye çalışıyorlar. Ne de olsa onların ahlakı her şeyin kaç para ettiği ettiği üzerine kurulu….

Dışarıdan saldırı olarak algılanan virüs salgınına karşı öncelikle saldırı-şiddet muamelesi yapmak yerine kendi yarattığımız bir durum yani doğaya dönük durmayan tahribatımızın (Buna kuşkusuz sentetik olarak virüslerin üretimi de dahildir.) neticelerinden biri olarak görülüp; sorumluluk ve yapılacaklara bu düzeyden başlanabilir. Çünkü giderek artacağı açık olan bu “felaketler” tıpkı depremler, seller, kasırgalar, yangınlar, çekirge istilası gibi gelişmeler insanların dünya üzerinde yarattığı yıkımdan ayrı değerlendirilebilecek şeyler değil. Önemli ölçüde bizim aklımızın tetiklediği ürünler. “Felaketler” farklı politik tercihler ve farklı toplumsal yapılar dahilinde çok daha rahat çözülebilir daha az zararla atlatılabilir. Örneğin Çin’in bugün yaptığı gözetim-denetim teknolojileri ve silah sanayine yatırım yapmak yerine ilk sorunuz “İklim krizine karşı öncelikle alacağımız tedbir ne?” diye sorarak başlayabilirsiniz. Bunu siz yapmazsanız tıpkı bugün olduğu gibi başka şeyler makinelerinizi durdurabiliyor, gökyüzünü temizleyebiliyor…

Gerçeklerle arası hiç de hoş olmayan ABD-Trump zihniyetine gelince, bugün 20 milyonun üzerinde insanın ABD’de sağlık sigortası yok yani bir hastalık durumunda parası olmadığı için bu insanlar tedavi olamıyor, olamayacak. Trump insanların hayatı yerine acaba borsanın durumu ne oldu diye derin bir endişe içinde. Korona nedeniyle oluşabilecek “kayıplar” onu terletiyor. Mesela bu yıl Amerikan hava yolu şirketleri 113 milyar dolara kadar kardan mahrum kalabilirlermiş. Elbette ABD yönetimleri için bunun yerine her tür kamu hizmetini ücretsiz hale nasıl getiririm gibi sorular sorma olasılığı diye bir şeyden bile bahsetmek en azından şimdilik fazlasıyla saçma. Fakat Amerikan toplumunu dünyada yaşanmakta olan sürecin zorladığı artık görülüyor. Nasıl Trump mevcut kapitalist sefilliğin en ihtişamlı simgesiyse, Sanders türü kişilikler de olanlara tahammül edemeyenlerin arayışını temsil ediyor. “Demokratlar”a hakim olan sağcılığın vurdumduymazlığı devam ettiği sürece bunun Amerikan toplumunda zaten var olan çatlakları büyütmesi kaçınılmaz. Yani “Önce Amerika” siyasetiyle birlikte Amerikan liberalinin pervasızlığı pekala bilinen Amerika’nın da sonu olabilir….

Dünyanın geri kalanı pek mi farklı? Kimi borsadaki düşüş derdinde, kimi petrol fiyatlarındaki azalmayı sıkıntı yapıyor. Tabii daha sakin davranıp elinden geleni yapmaya çalışanlar da var. Bu açıdan onlara haksızlık yapmam istemem ama pekala hepimizin meselesi olması gereken bu problemi ortaklaşa, dayanışarak çözmenin bu gayretler maalesef yerini alamıyor, alamaz. Çünkü malum ve mevcut dünyada “insanlık” zengin olmadığınız takdirde pek hesaba katılan bir kategori değil.

Moskova aşağılanması sonrası mülteci şantajına daha kuvvetle asılan ve bunun karşılığı yine NATO’dan sırt sıvazlama, AB’den biraz daha fazla fidye koparacağı anlaşılan rejime karşı gösterilen tavırda da aynı vurdumduymazlık var. AB bu yaklaşımıyla katliamlarında ve tehditlerinde daha ileri gitmesi için rejime cesaretten öte bir şey bahşetmiyor. Bugün özellikle Batı Avrupa, oluşturduğu “yaşam standardı”yla adeta bir “Yeni Atlantis” görünümünde. Lüxemburg’da toplu ulaşımın ücretsiz olması bu anlamda elbette tesadüf değil. Fakat dünyanın sorunlarına gerçekten ortaklaşa köklü çözümler üretilmediği sürece Schengen gibi burçlar bu “harikalar diyarı”nı korumaya yetmez…