Washington ziyaretinin gölgesinde AB-Türkiye ilişkileri

Erdoğan ABD’ye nokta koymaya gitmişti. Nasıl döndüğü biliniyor. Her nedense aynı söylemi ve tutumu Brüksel’e gidince göstermedi. Her ne kadar AKP olağanüstü kongresinde AB’ye mülteciler konusunda “para” ve “yeni fasıllar açılsın” mesajı verdiyse de; Türkiye AB ilişkileri derin dondurucuda. 

Erdoğan’ın NATO zirvesi nedeni ile Brüksel’de. Bu arada, AB üst düzey yetkilileri ile de biraraya gelecek. Erdoğan’ın gündemi net: mülteciler için para, OHAL’e ve anayasadaki antidemokratik değişikliklere rağmen yeni fasılların açılması (sanki hiç bir şey olmamış gibi!) ve gümrük birliği anlaşmasının güncellenmesi.

Önce Türkiye ve NATO ilişkileri için kimi kriz alanlarına ilişkin bir kaç söz…

Türkiye’nin NATO içinde de problemleri var. Problem kavramı hafif kalır… resmen bir kriz durumu NATO düzleminde de sürüyor. Türkiye’deki iç gelişmeler burada da etkisini gösterdi. 15 Temmuz, 16 Nisan’da yapılan referandum tarihi kırılma anlarıdır. NATO Genel Sekreteri yaşanan bu gelişmeler karşısında müttefik ülkenin yönetimine “hukukun üstünlüğü” ve “demokrasi’ye uyun” çağrısında bulunmak zorunda kaldı. Demokrasi ve hukuk uyun çağrısının bu militer örgütten gelmesi ayrıca ironik bir durum oluşturuyor. 

NATO bünyesinde görev yapan üst düzey askerlerin bir çoğu Avrupa ülkelerine, özellikle de Almanya’ya iltica ettiler. Bu durum Almanya ve Türkiye arasında gerilime yol açtı. Türkiye’nin Almanya’ya İncirlik misillemesi bardağı taşıran son damla oldu ve Almanya yeni üs arayışında. Öyle görünüyorki Almanya, Türkiye’de bulunan askerlerini ve uçaklarını Ürdün’e taşıyacak. NATO düzleminde başka bir kriz ise Avusturya ile yaşanıyor. Avusturya’nın AB konusundaki net Türkiye tutumu, Türkiye’nin de NATO üyesi olmamasına rağmen, Avusturya’nın NATO ilişkilerine blokaj koymasıdır.

Bu örnekte görüldüğü gibi, çok katmanlı diplomatik ilişkilerde devletler, bilinenden daha kompleks ilişkiler nedeni ile, zincirleme reaksiyon yaratacak krizler yeni krizler yaratıyor. NATO düzleminde yaşanan sorunlar sadece orada kalmıyor. Farklı alanlarda yaşanan diplomatik ve siyasi krizler hiç ilgili olmayan başka bir alanda da etkisini gösterebiliyor. 

İşte, aslında NATO zirvesi için Brüksel’de giden Erdoğan, her alanda ilişki sürdürdüğü uluslararası kurum ve bu kurumların üye devletleri ile yeniden masaya oturacak. Bu gezi öncesi, Ankara’dan verilen kimi yumuşak mesajların etkili olacağını düşünmüyorum. Erdoğan’ın son ABD ziyareti bu görüşümüzü doğrulayan ip uçları barındırıyor. Oradan eli boş döndüğü biliniyor. Üstelik arkasından bir skandal ve yeni bir kriz bırakarak… Washington’da barışçıl gösteri hakkını kullanan Kürt göstericilere yapılan saldırı ABD’de infial yarattı. Orada yaralanan tüm arkadaşlara geçmiş olsun dileklerimi iletirken bu durumun ABD’ce kolay kolay geçiştirilmeyeceğini, hukuki ve siyasi sonuçlarının da olacağını belirtmek istiyorum.

Benzeri bir tabloyu ve yaklaşımı Brüksel’de de görebiliriz. 

AB masaya demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, OHAL’i, insan haklarını, basın özgürlüğünü koyacak.

Avrupa Konseyi’nin izleme süreci kararı, bu tür görüşmelerde, hep önemli bir dosya olarak el altında bulundurulacak. Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin artık şantaj konusu yapılmaması da elbette masada olacak. HDP eşbaşkanları ve milletvekillerinin durumu da elbette önemli gündemlerden biri olacak. Cezaevindeki gazeteciler ve basın üzerindeki ezici baskı kabarık bir dosya olarak masadaki yerini alacak. 16 Nisan referandumu ile tartışmalı bir şekilde kabul edilen anayasa değişiklikleride masada olacak.

Yukarıda sıraladığımız kriz alanlarının çözümü elbetteki bu ziyaretle çözüme kavuşmayacaktır. Türkiye ya herro ya merro diyecek durumda değildir. Batıya sırt çevirmesi kolay olmayacaktır. Bu değerli yalnızlık sürdürülebilir bir durum değil. İlişkilerdeki tahribat son derece büyük. Bedeli de ağır. Ve Maalesef bu ağır bedelleri Türkiye halkları ödüyor, ödemeye devam edecek. 

AKP kongresinde ki “demokrasi, değişim, reform” gibi kimi sloganlar artık ne AB’yi ne de uluslararası örgütleri ikna etmeye yetmez. AKP, OHAL ile demokrasiyi ortadan kaldırdı. Değişimden kastı ise anayasa değişiklikleri ile getirdikleri totaliter düzen. AKP hiç bir zaman reformist bir parti de olmadı. Çünkü demokrasi, değişim, reform gibi batılı liberal ilkeler AKP’nin hamurunda yok.

Tek adam yönetiminde, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birleştirildiği bir sistemde Türkiyenin demokratik ülkeler arasında yer alması mümkün görünmüyor. 

AB Türkiye ilişkilerinde kısa ve orta vadede bir ilerleme olması mucize olur. 

Bu nedenle, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini düzeltmesi uzun yıllar alacaktır.