Yadê Suad

Kimi izler vardır peşi sıra yollara düşeriz… O yol, biz yolcuyuzdur. O aşık, biz maşuk. O özlenen, biz özleyen. O eren, biz ermek için yollara düşeniz. Yolu yoldaş eyleriz bu yolculukta. Yol yolcu bir olur, bütün olur. Bu yolculuk aynı zamanda insanın kendini yaratma, kaderini yeniden yazma serüvenidir. Bilinir ki bir kez yola düşüldü mü ne yol, ne de yolcu eski haliyle kalır. Nereye gidileceği, nereye varılacağı önceden bilinebilir değildir. Ama inançla yola konulur. İnançla yetinilmez, bu uğurda büyük emek, sabır ve inatla mücadele edilir. Bunun başarılmasında yola iz düşenin hikmeti kadar iz süreninde hakikat aşkı belirleyicidir. Aşk olmadan hakikat için ne yola düşülür ne de bu zorlu kavgaya girmeye cesaret edilir. Haklılığına inanılmadan her günü azapla dolu bu yolculuğa bir gün bile dayanma gücü gösterilemez. Belki de bilgelerin bilgesinin dediği gibi; ‘yaşam anlam gücünden öte nedir ki’! Takip edilen her iz, bizi biraz daha kendi hakikatimize ulaştıran, anlamla buluşturan bir işaret değil midir?

İlk anlamla tanışma sürecini genellikle çocuk anneyle yaşar. Onunla yaşama ilk adımını atar, her deneyimi ondan öğrenir. İlk ayrılık deneyimini göbek bağının kesilmesiyle yaşar. İlk gıdanın, ilk sevmenin, ilk öpülmenin tadını anneden alır. Onunla koyulur yola, bir ömürlük zaman diliminde ayak izlerine basa basa yol alır. Ancak bilinir ki yazgısına boyun eğen kadının, kızına bırakacağı miras da bununla sınırlı kalır. Bu nedenle her iz özgürlüğe yol aldırmaz. Her iz kanatlandırmaz. Her iz derin yaralar açabilir ama sağaltmaz.

Oysa ben sağaltan, acıyı umutla, özgür bir gelecekle harmanlayan izden bahsetmek istiyorum. Kızına gah öğretmen gah öğrenci, gah yol gah yolcu olan kadınlardan… Kaçırılıp ölüler dünyasına götürülen kızı Persephone’nin tekrar yeryüzüne gelmesi için her yeri kışa çeviren Demeter’den. Demeter’in ardılları çağdaş tanrıçalardan. Daha somut bir örnekle yakın bir zamanda tanrıçalar diyarında bu soy kültürünün sürdürücüsü Hevrîn Xelef ve annesi Sa‘diya Mistefa’dan (halkın deyimiyle Yadê Suad)… Hevrîn, annesinin izinden yürüdü, onun direncini kendisine rehber edindi. Onun eğitimiyle yurdunu, ülkesini sevmeyi, onun uğruna mücadele etmeyi öğrendi. Annesinin izinde hızla gelişen iyi bir öğrenci oldu. 12 Ekim 2019 tarihinde işgalci çeteler tarafından M4 yolunda hunharca katledildiğinden bu yana bu kez Yadê Suad onun izinde yürüme ve ona yoldaş olma çabasında… Cenaze merasiminde öfkesini, acısını bastırıp, dimdik duruşuyla tüm dünyaya seslenirken onu tanıdık. Sonra Hevrîn’in ayakkabısını işgalci güçlere fırlatmak için elinde tutan ve hafızlardan silinmeyen o kareyle.

İşgalciler, yaptıklarıyla kalmamalı. İşgal edilen toprakların, toprağa düşen bedenlerin hesabı sorulmalı. Yadê Suad bir isyan, bir çığlık gibi haykırıyor tüm bunları. 6 aydır yaşanan bu katliamın failleri yargılanmalıdır, bunlar mutlaka yargılanmalı. “Hani niye Hevrîn’e yapılan vahşete karşı sesini çıkarmıyorlar. Görmüyorlar mı ki sessizliğiyle bu katliamı onaylıyorlar?” derken, tek muhatabı olmayan bu savaşta, güvendiği, inandığı insanlığın vicdanına sesleniyor. Katilin kim olduğu belli, Yadê Suad bunu ifşa ediyor, yargılanmasını istiyor. Katliam karşısında yaşanan suskunluk suç ortaklığındandır. Bundan olsa gerek Yadê Suad hiçbir devletin kapsını çalmadan inandığı ve güvendiği tek yer olan insanlığın vicdanına sesleniyor.

Sadece Hevrîn’in annesi olarak değil, onun mücadele arkadaşı, yoldaşı ve hayallerinin gerçekleşmesi için en önde mücadele eden kişi olarak. Zorlu yılların deneyiminden, acılarını sağlatmanın en etkili yolunun mücadeleyi geliştirmek ve yükseltmek olduğunu bilerek…