Yeni bir soykırım yılına girildi

Türkiye’de ilköğretim yılı başladı. Bu, aynı zamanda Bakurê Kurdîstan’da Kürtler için yeni bir soykırım yılının başlaması anlamına geliyor. Kuşkusuz Türkiye’de yaşayan Kürtler için de. Kürt sorununu yaratan en temel konu da asimilasyona dayalı inkar ve bu temelde Kürtlerin tüm temel haklarının reddedilmesidir. Asimilasyon inkar demektir. Özellikle günümüzde anadilde eğitimin olmaması tam anlamıyla inkar ve asimilasyondur. Bu gerçeklik anlaşılmadan ne bugünkü Kürt sorunu anlaşılabilir, ne de Kürt halkının soykırımcı sömürgeciliğe karşı verdiği mücadele anlaşılabilir. 

Bugün Bakurê Kurdîstan’da soykırım değirmeni son sürat çalışmaktadır. Kürt dili, kültürü, duygusu bu değirmende öğütülmektedir. Bugün Kürtler soykırım değirmen taşlarının arasında ezilmekte ve öğütülmektedir. Önder Apo bu nedenle demokratik ulus çözümü adlı savunmasının diğer adını “soykırım kıskacında Kürtler” olarak koymuştur. Hatta ilk ad olarak bunu tespit etmiştir. Şu anda Kürt gerçeği tamı tamına bu tespite uygundur. Kendisini soykırım kıskacında görmeyen, bu durumun gerektirdiği duyarlılığı göstermeyen ve bu soykırım politikasına karşı mücadele etmeyen her Kürt gaflet içindedir ve kendini ölüme yatırmıştır. 

Bugün asimilasyon var mı? Var. Hem de bu asimilasyon on yıllar öncesinden daha ağır mı? Ağır. Dört dörtlük bir asimilasyon çarkı işlemektedir. İletişim ve bilişim çağındayız deniyor. Okullardaki asimilasyonu bırakalım, iletişim ve bilişim araçlarının tümüne yakını Türkçe değil mi? Şimdi çocuktan yaşlıya kadar herkesin elinde yeni nesil telefonlar var. Yaşamın yarısı bu telefonlara bağlanmış. Peki, bu telefonlardaki dil ne? Türkçe! Yani artık soykırım okulla, devlet daireleriyle, çarşı pazarla sınırlı değil; her saniye asimilasyon değirmeni çalışıyor. Bu da Kürt’ün bitirilmesi değil midir? Bu politika ve uygulamalar inkar ve soykırımın gerçekleşmesi değil midir? Sözde Kürt’ten söz edilse ne kıymeti var? Hatta şimdi Kürt’ten söz etmek bu gerçeği örtmek içindir. Kürt lafı edilerek Kürt lafının edilmediği dönemlerden daha ağır bir asimilasyon ve soykırım politikası yürütülüyor. Kuşkusuz Kürtler onlarca yıldır mücadele veriyor. Bu kimlik bilinci ve bu kimliğin var olma ve özgürlük mücadelesi veriliyor. Bu bilinçli ve örgütlü Kürt’ün mücadelesidir. Ama Türk devleti ve hükümetleri ise asimilasyoncu, inkarcı ve soykırımcıdır. Bu konudaki bir yanılgı ve gevşeklik kesinlikle gaflet ve kendini ölüme yatırmaktır. 

Asimilasyonla Kürtlük bitirilmek isteniyor

AKP iktidarı, yalakaları ve AKP iktidarından nemalanan bazı fosil işbirlikçiler AKP iktidarı zamanında inkarın son bulduğunu söylüyorlar. Buna da AKP iktidarının KDP ile ilişkisini kanıt gösteriyorlar. Ya da psikolojik savaş aracı olarak kullanılan şu bu kırıntıyı inkarın kalkması olarak değerlendiriyorlar. Bu bir psikolojik savaş ve Kürtlerin beynini yıkma ve uyuşturma faaliyetidir. Kürt için en büyük tehlike bu psikolojik savaşın ve beyin uyuşturmanın etkili olmasıdır. Asimilasyon en yoğun biçimde sürdürülürken; eğitim, kültür, sanat, basın ve tüm toplumsal yaşam asimilasyonun yoğunlaştırılması üzerine kurulmuşken inkara son verildi demek, Kürtlerle dalga geçmek ve Kürt’ü aptal yerine koymaktır. Asimilasyon en yoğun biçimde sürdürülecek, ondan sonra böyle bir şey yokmuş gibi inkarın sonlandırıldığından söz edilecek! Şimdiye kadar inkar ne için yapılıyordu? Kürt kimliğini resmi olarak kabul etmemek ve okullarda asimilasyonla Kürtlüğü bitirmek için! Kürt dili yok edilirse, Kürt kimliği tanınmazsa tabii ki Kürt’ün iradesi de, özyönetimi de, özerkliği de kabul edilmez. Kürtlerle ilgili bu kadar sert politika Kürt kimliğini tanımamaktan ve asimilasyondan kaynaklanıyor. Eğer Kürt’ün varlığı inkar edilmezse ve asimilasyon politikası bırakılırsa Kürtlere yönelik bu kadar sert politika uygulanmaz, sert politikaya gerek duyulmaz. Kürt asimile edilerek yok edilmek istenmezse neden Kürt resmi olarak inkar edilsin ve özyönetimleri tanınmasın? Kürtlerle niye bu kadar kavga edilsin? 

Kürt sorununda tüm kavgaların nedeni asimilasyonla Kürt dili ve kültürünün yok edilmek istenmesidir. Bundan vazgeçildiği an Kürtlerle kavga biter, Kürtlerin kimliği de tanınır, özyönetimi ve özerkliği de. Tabii ki asimilasyon ve inkara tam son verilirse! Asimilasyon ve inkara son verilmesi de günümüz koşullarında ancak anadilde eğitimle olur. Bu açıdan Kürtlerin anadilde eğitim talebi temel siyasi bir talep ve mücadele konusu haline gelmiştir. Temel insan haklarıyla ilgili bir talebi bu hale getiren Türk devletinin Kürtler üzerinde uyguladığı soykırım politikasıdır. 

Türk devleti soykırıma göre düzenlenmiştir

Türk devleti Kürtleri Ermeniler gibi tümden fiziki soykırıma ve tehcire tabii tutamıyor. 21. yüzyıl koşulları buna el vermiyor. 20. yüzyılda Ermeni, Asuri-Süryani, Pontus ve diğer topluluklar soykırıma uğratıldıktan sonra, bunun ağır töhmeti altındayken; aynı yol ve yöntemlerle Kürtleri soykırıma uğratmak mümkün olamazdı. Öte yandan hem Kürtlerin yoğunluğunun daha fazla olması, hem de büyük çoğunluğunun Müslüman olması Türk devletinin Ermenilere yaptıklarının aynısını Kürtlere yapmalarına uygun bir zemin sunmuyordu. Kürtler üzerinde asimilasyona dayalı zamana yayılmış bir soykırım öngörülmüştür. Bu nedenle eğitimden kültüre, sağlığa, basına, ekonomiye, yol ve baraj yapımına kadar her şey Kürt soykırımına göre planlanmıştır. Öyle ki, ne olur olmaz diye militarist kurumlara bile Kürtler alınmamıştır. İşbirlikçi Kürt’ün çocuğu bile orduya subay olarak alınmamıştır. Sadece çok nadir olarak astsubaylığa alınmışlardır. Benzer bir uygulama Aleviler üzerinde de yürütülmüştür. 

Türkiye’de Kürt soykırımına göre düzenlenmemiş tek bir kurum yoktur. İl ve ilçe bölünmeleri bile soykırım politikalarına göre düzenlenmiştir. Eskiden emniyet müdürlüklerinde asılı bir döviz vardı. Bu dövizde, “her suçu affedebiliriz, ama bölücülüğü asla!” yazılmaktaydı. Bölücülükten kast ettikleri ise Kürtlerin kimlik, dil, kültür haklarını talep etmesi ve siyasi iradelerinin tanınmasıdır. Özerklik ve özyönetimlerin bile bölücülük olarak ifade edilmesi, aslında nasıl bir soykırım politikası yürüttüklerinin kanıtı olmaktadır. 

Okulların açılmasıyla birlikte tabii ki Kürtlerin bu inkarcı ve asimilasyoncu sisteme karşı bir tutum almaları gerekir. Bu asimilasyon sisteminin kabul edilmemesi ve bu sisteme karşı bir mücadelenin yürütülmesi gerekir. Bu eğitim sistemine karşı tutum alıp mücadele edilmeden Kürt’ün varlık ve özgürlük mücadelesi yürütülemez. Hatta mücadelenin ilk adımı bu asimilasyoncu eğitim sistemine karşı tutum almak olmalıdır. Ancak bu konuda bir zayıflık var. Ya da klasik ulusal kurtuluşçular gibi soykırımcı sömürgeciliği kovarız, ondan sonra kendi eğitim sistemimizi kurarız gibi yanlış bir eğilim var. Asimilasyon konusu bir gün bile beklenecek ya da ertelenecek husus değildir. Özellikle Kürtler üzerinde uygulanan soykırımcı politika dikkate alındığında bu sisteme karşı anlık mücadele vermek önem kazanmaktadır. 

Mevcut eğitim sistemi reddedilmeli

Her yıl bir haftalık okul boykotuyla bu asimilasyoncu eğitim sistemine karşı bir tutum konuluyordu. Bu iyi bir tutumdu. En azından Kürtler bu eğitim sistemini kabul etmediklerini gösteriyorlardı. Bu eğitim sisteminin kendileri için meşru olmadığını ortaya koyuyorlardı. Belki bazen iyi örgütlenmiyordu; ama doğru ve gerekli bir tutum oluyordu. Bu yıl okul boykotu olur mu, olmaz mı bilmiyoruz. Çünkü gündem o kadar yoğun ki, gündemler öyle hızlı değişiyor ki, bu konu üzerinde ne kadar yoğunlaşıldı ya da örgütlendi bilmiyoruz. Hatta sadece bu yıl için bu yöntemi uygulamayalım önerileri de varmış. Bu yılki yaşananlar ve gündem yoğunluğu düşünülünce bunun da anlaşılır bir yanı var. Herhalde ilgili kurumlar en doğru ve uygun kararı alırlar. Ancak bu eğitim sistemine karşı mutlaka açık ve net bir tutum konulması gerekir. 

Bu yollardan biri de her yıl gerçekleştirilen okulların açılış günü aileleri ve çocuklarının il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin önüne yürüyüş yapması ve anadilde eğitim talebini dile getirmesidir. Bundan daha meşru demokratik bir talep olamaz. Kuşkusuz OHAL denilerek neredeyse iki kişinin bir araya gelmesi bile engelleniyor. Ancak demokrasi mücadelesi zaten bu tür engelleri tanımama ve aşma mücadelesidir. Demokratikleşmenin başka türlü gelişmesi; toplumun taleplerinin dikkate alınması mümkün değildir. Eğer Kürtler her il ve ilçede çocuklarını alarak Milli Eğitim Müdürlükleri önünde anadil eğitimini talep ederlerse, bu sadece bir talepte bulunmak olmaz; aynı zamanda bu eğitim sistemini reddetmek anlamına gelir. 

Anadilde eğitim konusu özellikle Kürtler için çok hassas bir konudur. Ancak Kürdistan’da bu konunun önemi hala yeterince anlaşılmamıştır. Toplum bu konuda yeterince bilinçli hale getirilip tavır sahibi kılınmamıştır. Hala asimilasyon değirmeni okullardan bir gelecek beklemek, Kürtlerin önemli bir kesiminin paradoksudur. Özellikle küçük burjuva ve orta sınıf kesimin bu okullardaki eğitimi çocuklarına bir gelecek hazırlama olarak görmeleri, soykırımcı sömürgeciliğin ideolojik egemenliğin bu alanla ilgili tam kırılamadığını göstermektedir. Aslında bu durum bir yönüyle de Kürtlükte gelecek görmeme ve Türklüğe koşmadır. 

Kuşkusuz çocukların eğitim görmesi önemlidir; ama nasıl bir eğitim gördükleri de önemlidir. Eğer Kürtlüğünden koparılıp asimile edilerek Türkleşme sürecine sokulursa bu eğitimin kabul edilmesi bir yönüyle soykırımı kabul etme anlamına gelmektir. Sanki asimilasyon yuvaları eğitim veriyormuş; çocukları cahillikten kurtarıyormuş gibi düşünmek, soykırımcı sömürgeci egemenliğin ideolojik etkisi altında düşünmektir; soykırımcı sömürgecilik ufkunu aşamamaktadır. Her nedense bu sorun çok fazla tartışılmıyor. Yine bu yönlü alternatifler üzerinde yeterince yoğunlaşılamıyor. Eğer eğitim sorunu diploma sorunu değilse; soykırımcı sömürgeci bir devlet kurumuna kapaklanmak değilse Kürtler kendi eğitim sistemlerini kurabilirler, çocuklarını orada her bakımdan daha iyi eğitebilirler. Yeter ki eğitim ve aydınlanma bir diploma alıp soykırımcı sömürgeci sisteme kapaklanmak olarak görülmesin. 

Kürtçe anadilde eğitim neden önemli?

Yakın tarihte Türkiye’de bir kesim türban takan çocuklarını başı açık olmayı zorunlu kılan okullara göndermedi. Hatta çocuklarını yurtdışına gönderip eğitenler oldu. Bunu, kimi doğru kimi yanlış görebilir. Ama inançları gereği bu tutumu gösterdiklerini söylediler. Kuşkusuz bu tür tutumlara saygı göstermek gerekir. Çünkü öyle doğru olduğunu düşünmektedirler. Peki, Kürtçe anadilde eğitim bundan az mı önemlidir? Bir halkın varlık sorunu az mı önemlidir? Araplar, Türkler, Kürtler ve Farslar İslamiyet’i takriben 1450 yıl önce kabul ettiler, ama Arap, Kürt, Türk ve Fars kimlikleri daha öncedir. Dünyada hiç kimse kimliğinden vazgeçiyor mu, ya da herhangi bir etnik topluluğa kimliğini bırak, sadece şu dine ya da mezhebe inan denilebilir mi? İnanç ve mezhep ne kadar kutsalsa, binlerce yıl içinde oluşmuş kimlikler, kültürler, farklı zenginlikler de o kadar kutsaldır. Yeter ki başka inançlara ve kimliklere düşmanlık yapılmasın. 

Kürtler kendilerini yok etme sistemi olan bu eğitim sistemine tavır alıp kendi çocuklarını eğitecek okullar sistemi kuramazlar mı? Rahatlıkla kurarlar. İlköğretimi de, ortaöğretimi de, yüksekokullar sistemini de kurabilirler. Yeter ki bu konuda irade ortaya konulsun. Tüm Kürtler tutum alır, biz çocuklarımızı Kürtçe eğitim verecek okullarda eğiteceğiz derse Türk devleti ne yapabilir ki? Çocuklarını soykırımcı eğitim veren okullara göndermediler ve kendi eğitim sistemlerini kurdular diye tüm aileleri ve çocukları tutuklayacak değiller ya! Tabii azınlık, marjinal bir tutum olursa bu ceberut devlet bunu da yapar. Ama toplu tutum alındığında Kürtçe anadilde eğitim sistemi kurabilirler. 

Kürt öğretmenler işlerinden atılmaktadır. Bu öğretmenler örgütlense yaygın bir anadilde eğitim sistemi yaratabilirler. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan sonra birkaç on yıl okuma yazma bilenlere kurslar vererek eğitmenlik yaptırmıştır. Birçok yerde üçüncü sınıfa kadar bunlar çocukları eğitmiş. Kaldı ki Kürtlerin imkanları o dönemden katbekat fazladır. Binlerce eğitim verecek öğretmen vardır. Mevcut öğretmenlerin en azından yarısı kısa bir eğitimden sonra ilköğretim düzeyinde Kürtçe eğitim verebilir. Bu tür sorunlar çözülebilir, yeter ki böyle bir irade ortaya konulsun ve girişim başlatılsın. 

Böyle bir eğitim sistemi için bir kampanya başlatılabilir. Toplum bu konuda ikna edilebilir. Yeter ki soykırımcı sömürgeci sistem içinde ve onların kurumlarında bir gelecek aranmasın. Sorun eğitimse, soykırımcı sömürgeci eğitim kurumlarından diploma almak hedeflenmezse, bu soykırımcı sömürgeci sistemin verdiği eğitimden yüz kat daha kaliteli ve değerli eğitim verilir. Kendi kimliğiyle yetişen özgür ve toplumcu birey böyle ortaya çıkarılır. Eğitimde esas amaç bu olursa, Kürt çocukları daha eğitimli hale gelir. İnsanlıktan çıkaran eğitim yerine, insanlaştıran bir eğitim sistemiyle Kürt çocukları çok güzel bir dünyaya gözlerini açar. 

Köle ve kendi gerçeğinden kopmuş bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi mi, yoksa özgür ve toplum için var olan bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi mi? Hangi seçenek tercih edilecektir? Mesele budur!