Yeni Osmanlı mı, Demokratik Cumhuriyet mi?

Suat BOZKUŞ

1. Cumhuriyet öldü, ruhuna el fatiha!

90 yıllık 1.Cumhuriyet bütün kurum ve kuruluşlarıyla yıpranmış ve yetersiz hale gelmişti.

Liberaller cumhuriyeti reformlarla dönüştürüp „ikinci cumhuriyeti“ kurmak için çok çalıştı ama başaramadı. Özal dönemi bunun en ileri ifadesiydi.

Tükenmiş sistemin çıkmazını gören ve seçenek olarak demokratik özerkliğe dayalı bir „Demokratik Cumhuriyet“i öneren Kürdistan Özgürlük Hareketi oldu.

Kürtlerin ve solun cumhuriyeti demokratikleştirme, demokratik özerklikle toplumun en geniş kesimlerini etkin hale getirme çabaları da sabote edildi. Ama eski sistemin sürdürülmesi de olanaksızdı. Hem dünya ve bölge şartları hem de halklarımızın direnişi statükoyu zora sokuyordu.

Egemenler devletin bekası korkusuna kapılmışlardı. Bu şartlarda AKP açılımları gündeme getirildi. Bu açılımlar ciddi bir reformdan çok halkı bunlarla oyalamak ve çözülen sistemi restore etmek amacını taşıyordu.

AKP kurulduğu ilk günden beri CHP ile sessiz-zımni bir ittifak içinde oldu. Bu şartlardan dolayı Erdoğan için anayasa değiştirilip başbakan olması sağlandı.

Yüzde 32 oy almış olan AKP, meclisteki sandalyelerin yüzde 65’ine sahip olup tek başına iktidar oluyordu. Tek parti iktidarı içte ve dışta yeteri kadar desteğe sahipti. Ama bunlar yapısal sorunları çözmeye yetmiyordu.

2011-15 arasındaki ateşkes ve diyalog çabaları bir çözüme ulaşmadı ya da AKP tarafından ulaştırılmadı.

2015 seçimlerinde halklarımız tercihini net olarak ortaya koydu. Tek adam-tek parti diktasına hayır dedi. Ama Erdoğan etrafında birleşen tüm güçler (ki HDP hariç Bahçeli’den Perinçek’e, CHP’ye kadar hepsi de birleşti) halkın tercihini tanımadı. Bazı CHP’lilerin bu duruma itiraz etmiş olmaları sonucu değiştirmeyen basit bir ayrıntıdır.

Erdoğan şefliğinde bir Türk-İslam sentezi darbesi yapıldı.

2015 yazında inkar-imha savaşı başlatıldı. Ardından Efrîn işgali ve Şengal-Kerkük’ü işgal senaryoları gündeme getirildi.

Bu savaş eski devlet yapısıyla sürdürülemezdi. Üstelik devlet içine yerleştirilen Fethullahçılarla da yollar ayrılmıştı.

Erdoğan, Ergenekoncularla içeride Kürt Özgürlük Hareketinin ve solun tasfiyesi, dışarıda da „bakiye toprakları“ kurtarma temelinde anlaştı.

„Milli Birlik ve beraberlik içinde“ 1. cumhuriyete son verilip Yeni Osmanlı da denilen 2. cumhuriyete geçildi.

2. Cumhuriyet de Kürt inkarına-imhasına, Alevi, işçi ve demokrasi düşmanlığına dayanıyor. Zaten bu tek tekçi, tek adam diktasına cumhuriyet demek de yanlış. Ya da olsa olsa Saddam’ın cumhuriyeti gibi bir cumhuriyet olur.

Erdoğan, anayasa değişiklikleri gündeme geldiğinde Hitler anayasasını ya da CHP’nin tek parti diktasını örnek gösteriyordu. Yani tepede yasama-yürütme-yargı tek elde birleşecek, hükümet, meclis, yargı tek adam diktasını örten bir şala dönüşecekti. Tabanda AKP il başkanı-vali-belediye başkanı tek kişi olacak.

Böylece OHAL yönetimi kalıcı hale gelmiştir. OHAL KHK’leri yerine tek adamın ağzından CB KHK’leri çıkarılmaktadır.

Siyasi hayatı boyunca „vesayete son“ deyip güya statükoya savaş açan Erdoğan ve kafadarları, bugün statükonun en inançlı bekçisi, muhafızı ve fedaisi olmuşlardır. Bütün amaçları statükoyu yeni tekçi kafayla sürdürebilmektir.

Darbe yapılmıştır ama bu yapının yerleşmesi zaman alacaktır. Daha doğrusu yerleşip yerleşemeyeceği de belli değildir. Bu nedenle yapılan seçimlere rağmen yüksek gerilim sürmektedir. Bu yapı nasıl kurulur, nasıl yaşar belli değil, göreceğiz.

Hukukçular da bu nedenle ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi denilen bu ucube sistemin hiç bir hukuki dayanağı yoktur. „Kanuni“dir ama hukuki ve meşru değildir. Ya da Hitler, Saddam, İran Şahı, Evren vb. ne kadar meşru ise o kadar meşrudur.

Bu sistem içinde hak-hukuk aramak kayıp değirmenin çakıldağını aramak gibidir. Bu nedenle „yerel seçimler“e umut bağlayanlar yanılıyor. Artık seçimlerin yapılıp yapılmayacağı, nasıl yapılacağı bir yana yeni sistemde belediyelerin yeri de belli değildir. Daha önce konuşulduğu gibi belediyeler valiliğe-içişleri bakanlığına bağlı bir daire haline getirilecektir.

„Eski Osmanlı“ bile „Yeni Osmanlı“dan daha demokratikti.

Ya „CB hükümeti“ adı altında tekçi bir faşist dikta rejimi ya da demokratik özerkliğe dayalı bir demokratik cumhuriyet!

Gerçek mücadele budur ve uzun da sürse, zor da olsa Demokratik Cumhuriyet ve halkların özgürlük güçleri kazanacaktır.