Yenikapı mı, yeni Türkiye mi?

15 Temmuz darbe teşebbüsü Erdoğan diktasının ilanı için bir fırsat ve bu nedenle de  Allah’ın Erdoğan’a bir lütfu oldu.

7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını tanımayıp "Kim ne derse desin, fiilen başkanlık sistemine geçildi" diyen Erdoğan, bunu resmileştirme ve kalıcılaştırma fırsatını gökte ararken yerde buldu.

Asker-sivil bürokrasi ve tüm siyasi parti liderleri Yenikapı ruhu diyerek Erdoğan diktası arkasında toplandı. Rojava devriminden sonra hepsini de saran Kürt korkusu onları tek cephede birleştirdi.

CHP, atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra biraz itiraz etmeye başlasa da artık çok geçtir.

MHP ise zaten ilk günden beri Erdoğan ile yakın iş ve amaç birliği içindedir.

Yenikapı ruhu dedikleri şey, her türlü muhalefetin ezilerek tek adam tek-parti diktasının resmen kurulmasıdır. Demokratik kırıntıların tümüyle temizlenmesi ve 1924 anayasasıyla girilen tek parti diktası dönemine dönüştür.  Yasama-yürütme-yargı ve medya tek diktatörün emrindedir.Yani, Yenikapı eski Türkiye’ye açılıyor.

Tek parti döneminde muhalif partiler fiilen yasaktı. Erdoğan diktasında da öyledir. Ana hedef olan HDP’ye yönelik olarak başlayan saldırı ve tutuklamalar, bundan sonra CHP-MHP hatta AKP’lilere yönelik olarak da yapılabilir. Vekillerin tutuklanması diğer tüm vekiller için de bir tehdittir.

Tek parti döneminde basın iktidarın emrindeydi. Erdoğan diktasında da öyledir. Zindanlar sayısı her an artan gazeteci, akademisyen ve farklı görüşlerden aydınlarla doludur.

Halkın nefes alabildiği tek yer olan belediyeler birer birer işgal edilip ezilmiştir. Belediye eşbaşkanları zindanlarda tutsaktır. Muhtarlıklara kadar kayyımlar atanmaktadır.

Tek parti döneminde valiler genellikle aynı zamanda CHP il başkanı ve belediye başkanıydı. Şimdi resmen yapamasalar da fiilen öyle olmuştur. Her yere kayyım atamışlardır.

Erdoğan döviz kuru ve faizleri bile kafasına göre belirleyebileceğini sanıyor ve belirlemek istiyor.

Türkiye içteki ve dıştaki tüm sorunlarını çözmek için demokratikleşme yoluna girebilir ve biraz sancılı olsa da bir kurtuluşa gidebilirdi.

Ama o "devlet aklı" denen akıl ya da akılsızlık demokratikleşmeyi tehlikeli buldu. Devletin ve milletin bölünmesi olarak gördü ve korkuyla Erdoğan faşist diktası arkasında birleşti.

1925’lerin tek parti diktasına dönerek, bütün muhalifleri, farklılıkları ezerek çözüm bulacağını, birlik ve beraberliği sağlayacaklarını sanıyorlar. O günlerin "tehcir ve tenkil" politikalarına, katliamlara geri döndüler. DAİŞ vb. örgütlerle yaptıkları işbirliği bunu gösteriyor.

Bazılarının Erdoğan’a ikinci Atatürk demesi ve Erdoğan’ın bununla da yetinmeyip Abdülhamit’e ve halifeliğe özenmesi boşuna değildir.

Onlar Türk-İslam sentezi diyerek, seçimle yıkılmayacak-değişmeyecek yeni bir dikta döneminin temelini atacaklarına inanıyorlar. 36 yıllık Evren nizamnamesini bile gevşek bulup anayasa değişikliği adı altında yeni bir dikta yönetmeliği getiriyorlar.

Oysa günümüzde hiç bir milliyetçilik, dincilik, mezhepçilik ve cinsiyetçilik bir ülkenin birliğini, huzurunu sağlayamaz. Tam tersine paramparça eder.

Zaten bu yanlışta ısrar edildikçe devletin bütün kurumlarında da, bütün siyasi partilerde de ayrışmalar-bölünmeler başlamıştır. Bugün ne AKP ve MHP de, ne de CHP de huzur var. Çünkü hepsinde de egemen olan tekçi zihniyet ve paslanmış tekçi kalıplardır.

Bu tekçi kalıplarla barış, çözüm olmaz. Sadece savaş yaygınlaşır, şiddetlenir ve uzar.

Bu kalıpların parçalanıp bütün farklılıkların eşit ve özgür yaşamını, herkese en geniş demokrasiyi garanti etmedikçe ne barış ne de huzur olur.

"Yenikapı ruhu" dedikleri tekçi zihniyet yıkılıp eski Türkiye’ye son verilip gerçekten Yeni Türkiye kurulmadıkça kanlı bataklıkta patinaj devam edecektir.

Yenikapı ruhu değil, yeni Türkiye!

OHAL-Erdoğan faşist diktası değil, herkese, hemen en geniş demokrasi!