Yerel seçimler ve HDP

31 Mart 2019 yerel seçimleri için ortam iyice kızışıyor. Çünkü her ne kadar yerel seçim olsa da sonuçları sadece yerel olmayacak, genel siyaseti de etkileyecek, belki de belirleyecek. Bundan ötürüdür ki genel seçimlerin, Cumhurbaşkanlığı seçiminin yeni yapılmış olmasına rağmen yerel seçimlerin gerilimi erkenden başladı. Çünkü yerel seçimlerde bozguna uğramış bir AKP-MHP cephesinin ayakta kalması da çok zorlaşacaktır.

Erdoğan da bunu gördüğü için yerel seçim kampanyasını erken ve pervasızca saldırganlaşarak başlattı. HDP’li belediyelere yönelik tutuklama ve yerine kayyım atama usulsüzlüklerini muhtarlıklara kadar yaygınlaştırdı. Normal olarak görevden alınan belediye başkanlarının yerine belediye meclisi kendi içinden geçici olarak birisini seçer. En kısa sürede de yeni seçime gidilir. Ama AKP’nin hiç kazanma şansı olmadığı için hukuk ve demokrasi dışı kayyım usulünü icat etti. Bu keyfi yöntemle kendi uşaklarını halkın başına bela etti. Halkın elindeki tek demokratik kırıntılar olan yerel yönetimleri de halkın başına bela olan, halkın varlığını talan eden birer devlet kurumu haline getirdi.

AKP kurmayları bir ara yasal değişiklik yaparak belediyeleri tümüyle valilere-kaymakamlara bağlı birer şube haline getirmeyi tartışsalar da cesaret edemediler. Ama fiili durumu sürdürmek için her türlü zorbalığa başvuracaklarını da ilan ettiler.

Erdoğan “Gene teröristler seçilirse onları da görevden alır ve yerine kayyım tayin ederiz” diyerek halka meydan okudu. Bu açıkça hukuk dışı bir kabadayılık demektir. Adaylar ortaya çıkıyor, Seçim Kurulları onları kabul ediyor ama seçilirlerse siz teröristsiniz denilip yerlerine kayyım atanacak. Böylesine keyfi diktatörlük olur mu? Halk buna boyun mu eğecek?

Sadece bu tavır bile yerel seçimlerin sadece yerel seçim olmadığı, sonuçlarının geneli de belirleyeceğini gösteriyor. AKP-MHP cephesinin bu kadar saldırganlaşmasının, hukuku ayaklar altına almasının sebebi de budur.

Bu durumda bu faşist diktaya gerçekten karşı olanların ortaklaşa bir direnişi büyütmeleri ve diktatörlüğe karşı mücadelede birleşmeleri şarttır. Yerel seçimlerde HDP ve HDP’de yer almamış olsa da tüm demokratik-muhalif çevreler bir araya gelip ortak adaylar belirlemelidir.

Demokratik-sol çevreler HDP ile birlikte görünmeme korkusunu bırakıp AKP-MHP diktasının gaspçı uygulamalarına karşı HDP ile birlikte mücadele etmelidirler.

İçeride ekonomik kriz ve iktidar oylarının düşmesi, dışarıda AİHM ve Yüksek Adalet Divanı kararları AKP-MHP cephesini iyice köşeye sıkıştırıyor. İçerideki her türlü muhalefeti kriminalize ve terörize edip bastırmak için her türlü dış ve iç güçle her alanda işbirliği yapan AKP-MHP cephesi dışarıda da yalnızlaşma sürecine giriyor. Onlar, “AB’ye girmek istiyoruz ama kurallarına da uymayız, kararlarını tanımayız“ diye kabadayılık taslıyorlar. Yargı kararlarına uymuyorlar. Bu halleriyle çok tutarsız ve ciddiyetsiz ve zorba olduklarını gösteriyorlar. Amiyane benzetmeyle “Biz tenis kulübüne üye olmak istiyoruz ama etekle oynamayız, bizi bozar, Kırkpınar usulü kispetle oynarız. Bize karışamazsınız” diyorlar. Kenan Evren de Komünist parti yasağının kalkmasını isteyen AB çevrelerine karşı “Biz onlara sizde faşist parti niye yok, niye yasak diyor muyuz?” diyerek tarihi bir ayar vermişti. Herhalde Erdoğan da “Siz niye DAİŞ çetelerini tutukluyorsunuz?” diyerek Türkiye’nin de AB kadar hatta daha fazla demokrat olduğunu iddia edecek. Dünyaya böyle madara olacaklarına, diktalarını sürdürebilmek için işgal-savaş ve katliamlar yerine kendi halkları ve komşularıyla barışçı çözüm yoluna girseler bütün sorunların çözümü de kolaylaşacaktır.

Ne var ki meclisi, iktidarı ve belediyeleri gasp etmiş bulunan AKP-MHP cephesi faşist çete diktasını sürdürebilmek için her türlü melaneti yapacağını ilan ediyor.

ABD ve AB kendi çıkarları uğruna Erdoğan diktasıyla nereye kadar işbirliğini sürdürür bilemeyiz. Ama halklarımızın bu çeteye tahammülü kalmamıştır.

Bu dönemdeki temel mücadele her alanda HDP ile „tek adam rejimi“ yani diktatörlük

arasındadır. Herkes bunu dikkate almalıdır. Bu dikkate alınmazsa yerel seçimlerde başarı kazanılamaz. Bazı adaylar tesadüfen kazansa da genel tablo içinde onlar da anlamsızlaşacaktır.