Yıkılan heykeller ve yüceltilen Kürt katilleri

Birikmiş, kinle karılmış bir öfke bulutu kaynıyor yerkürede. Dünya, birleşik öfkesinin ayak sesleriyle sarsılıyor. Bu farklı bir başkaldırının habercisidir. Aydınlık ve insanca…

Amerika’da, George Floyd adındaki siyahinin, bir polis tarafından sokak ortasında boğularak öldürülmesiyle patlak veren öfke, ırkçılığa, sömürü ve her türlü baskıya, kısacası faşizme başkaldırı hareketi olarak genişleyip Avrupa’ya da yayıldı.

Britanya en başta, eski sömürge imparatorluklarının merkezleri başkaldıranların haykırışlarıyla doldu. Dünün dünya egemeni olan bu ülkelerin namlı katilleri, doymak bilmeyen sömürgeciler, köleciler, ırkçılarının heykelleri yıkıldı, yıkılıyor.

Düşünebiliyor musunuz; Winston Churchill, üstünde güneş batmayan sömürge imparatorluğu Britanya’nın son gardiyanlarındandı. Irkçılık, savaş ve sömürgeciliğin tartışmasız tek söz efendisiydi. Bugün, dün dehşetin simgesi olan adı yerlerdeydi. Londra’daki görkemli heykelinin üstüne, “ırkçı katil“ diye yazılıyordu. Devlet, öfkelilerin gazabına karşı heykelini, polis barikatı ve demir kafesle koruma altına alıyor ama ötede dikili sömürge şefleri ile köle tacirlerinin heykelleri kurtarılamıyordu.

Batı dünyasının, yüzyıllardır “Amerikan kıtasının kaşifi“ diye kibirle andığı Kristof Kolomb, sömürgecilik ve ırkçılığın klavuzu olarak lanetleniyor, Amerika’daki heykeli “kovboy“ kemendiyle yıkılıyor, yerlerde sürükleniyordu.

Bütün bunlar, basit bir heykel meselesi değildir. Kült (yüce değer) katillere, artık çıplak kelimelerle “katil” demektir. Dün kutsanan “suret“lere tükürmek, putları yere devirmektir. Bu yönüyle yaşananlar, bir ilk ve ırkçılığa karşı yepyeni bir çağ başlangıcıdır.

Düne kadar Churchill’in korumaya alınması, Kolomb’un boynunda kement yerlerde sürüklenmesi “akla ziyan“ bir düşünceydi.

Amerikan iç savaşında, Güneyli ırkçı-kölecilerin baş komutanı general Robert Lee ve köle tacirlerinin heykelleri yerlerde… Bu, çağların dokunulmaz putlarının kırılmasıdır. Anlayış ve dünyaya bakış açısında büyük değişim budur; katillere katil diyebilme…

Tutunuz kendinizi, sakın gülmeyin dostlar. Dünya ayaklanmışken Recep Tayyip ve emrindeki medyası da aynı trene binmiş, gözlerimizin içine baka baka ırkçılığı kınıyordu. Sanki Kürt varlığını “Türklerin bekaa“ meselesi ilan eden, o değil General Lee veya Kızılderili katili General Custer’miş gibi. “Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan“ diyen de o değilmişçesine. Ve dahi Efrîn’de, Rojava’da ırkçı temizlik yapıp Kürtleri yurtsuzlaştıran…

Öte yandan, o “siyahi kardeşlerim“ deyip havayı yumruklarken, Topal Osman heykel olmuş, Giresun sahilinden denizi seyrediyordu. Topal Osman ise gerçek hayatında, bir hayduttu. Elleri Pontus Rumlarının kanıyla kızıldı. Alnında da “Koçgiri katili ve talancısı“ yaftası…

Talat Paşa, Ermeni Soykırımı’nın icracısıydı. Adı, Ankara’yı boydan boya ikiye ayıran bir bulvarda anıtlaşıyor. Recep Bey, bu tabelanın altından geçerek sarayına gidiyor, sonra yer yüzü insanlarının gözleri içine bakıp Amerika’da ırkçılık var, diyordu.

General Abdullah Alpdoğan, Dersim’in katilidir. 50 bebeğin, ihtiyar ve gencin celladı… Adı Dersim merkezinde, Dersimlilerin gözüne mızrak gibi sokulurcasına cadde tabelasında sırıtıyor. Dersimliler, her gün, her an, ruhlarına sokulan hançerle Abdullah Alpdoğan caddesinden geçerek, Abdullah Alpdoğan mahallesindeki evlerine gidiyor.

Türk ırkçılığı, Kürdistan dağlarının doruklarına dev harflerle yazılmış, “Ne mutlu Türküm diyene“ narasıyla sırıtıyor, Kürtlere…

Ağrı’nın orta yerine dikilmiş bir uçak maketiyle Zîlan Katliamı hatırlatılıyor ve hançer niyetine Kürtlerin yüreğine saplanıyor. En büyük Kürt katili General Salih Omurtak, en değerlileri olarak anıt mezarlıkta yatıyor.

Ben söylemiyorum. Türk aydınlarından biri olan Eser Karakaş, geçenlerde televizyon ekranında (Medya Haber TV’deki Alin Ozinian ve Ergun Babahan’ın programı) diyordu: “Dışlayıcı Türk milliyetçiliği Amerika’dan daha vahim. Türkiye’de milliyetçilik (ırkçılık) devlet politikasıdır. Amerika’da devlet politikası değildir.“

Karakaş, devlet politikasına örnek olarak Anayasayı gösteriyordu. Anayasa baştan başa ırkçılığa güzellemedir. Anayasa’nın 66. maddesi ise başka kimseye hayat hakkı tanımama konusunda açık ve nettir: “Vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür…“

İşte bu kadar.

Sokakta Kürtçe müzik dinleyen insanlar katlediliyor ama Potamya’nın Recebi, Amerika’ya dönüp “sizde ırkçılık var, kınıyorum“ diyordu.

Tutun kendinizi. Gülmeyin…