İnsansız gelecek senaryolarına geçit verecek miyiz?

1 Kasım seçimlerine az kala senaryolar birbiri peşisıra yazılmaya devam ediliyor. Enerjinin afaki tartışmalarda harcanmasını doğru bulmamakla birlikte bu kere, toplumun neredeyse tamamını içine alan ve iktidar tarafından yönlendirilen bu tartışmaların göz ardı edilemeyeceğini düşünüyorum.

Kısaca değinirsek, bu senaryolarda daha önce de defalarca önümüze getirilmiş dört nokta dikkat çekiyor, biri; AKP nin halen ciddi bir güç kaybına uğramadığı ve öyle ya da böyle yerini koruyacağı düşüncesi. Diğeri; Kürtlerin AKP’den beklentisi olduğu ve bir şekilde uzlaşma arayışında olacağı düşüncesi. Üçüncüsü; AKP siz bir hükümetin iç savaş ve bölünmeye götüreceği düşüncesi. Ve dördüncüsü ve belki de en önemlisi bu senaryoların hiç biri insani kaygı ve beklentileri içermiyor, insan varlığını iktidar için bir oy biçiminde araçsallaştırıyor. 

Senaryolara gelince; seçimlerin hiç yaptırılmaması güvenlik sebebiyle erteleneceği de bir senaryo tabi ki. Bir senaryoya göre de HDP seçimleri boykot edecek ve AKP tek başına iktidar Erdoğan başkan olacak. "Süreç" devam edecek, Öcalan İmralı’dan çıkacak. Bir diğerine göre; HDP’nin baraj altında bırakılması yahut boykot kararı almasının sonrasında AKP iktidar Erdoğan Başkan olacak ancak "süreç" devam etmeyecek ve Kürtler artık birlikte yaşama ısrarından vaz geçip bağımsızlık hedefine yönelecek. Ve bir diğeri; AKP siz ve sürecin devam etmeyeceği bir iktidar, iç savaş ve bölünmeye gidecek. Seçim sonrasında CHP, HDP ve MHP ile ortak hükümet olmaktan söz eden CHP li senaryolar da var tabi ki…

Senaryoların illa AKP’li yazılıyor olmasının da iki nedeni var zannımca. Biri; bu senaryoların üretilmesinde AKP’nin doğrudan etkin olması. İkincisi ise; AKP’nin, muhaliflerinin zihninde dahi halen "güçlü" imajını koruyor olması.

Başbakan Davutoğlu’nun yakın dönem açıklamalarında; seçim sonrasında terörle mücadelenin süreceği ancak çözüm sürecinin devam edeceğine, seçim barajının düşürüleceğine, yeni anayasa yapılacağına ve emekli maaşları ve asgari ücretin yükseltileceğine vurgu yapması da seçim sonrasında da işbaşında olacağız algısını kuvvetlendirme çabasından başka bir şey değil…

Ancak yaşanan son kimi değişiklikler iç ve dış dengeleri sarstı ve AKP’nin korumaya çalıştığı konumu oldukça zora soktu. Şöyle ki; AKP’nin devlet terörünü tırmandırarak yaratmaya çalıştığı etki bir anlamda ters tepti. Kürtleri zayıflatmak, iç ve dış kamuoyu önünde haklılığını gölgelemek için yaptığı her şey kendisini vurdu. AKP bu süreçte her türlü ölümün ve zulmün sorumlusu olarak görülüyor. Seçim hilelerine açık vize anlamına gelecek sandık taşıma kararlarının YSK tarafından iptal edilmesi ve öte yandan ordunun hükümetin güvenlik politikalarını tasvip etmediğine, askeri şehir merkezlerine indirme kararına ve sınır dışına yapılacak operasyonlara dair çekincelerini açıktan paylaşması, üstüne Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi ile bölgede Türkiye aleyhine değişen dengeler ve bir bölge savaşı tehdidi de eklenince…

Her seçim iktidar hesaplarını içerir bunda bir terslik yok denilebilir. Ancak insansız gelecek hesaplarına karşı duramazsak, sadece seçimler değil yaşamın kendisini hatta anlamını iktidar olmaya indirgersek; iktidardakinin belki adı değişir ama yine Suruç’ta katliam olur, yine Cemile’ler buzdolabında bekler, yine henüz 35 günlükken yaşamdan koparılır Muhammed, yine ölü bedenine işkence edilir Hacı’nın ve Ekin’in, yine asker cenazelerinde birbirine karışır Türkçe ve Kürtçe ağıtlar…