Yoksulların koronadan ölmelerine devletler üzülmez

Yalnız Türk devletini yönetenler değil, özellikle gelişmiş kapitalist sistemlerin tüm yönetenleri pişkin. Sanki yaşananlarda payları yokmuş gibi timsah gözyaşı dökerek halkı koronavirüsünün (Covid-19) yayılmasını önlemek için kurallara uymaya çağırıyorlar. Günlerdir televizyonlarından dikte ettikleri şey ise zorunlu olmadıkça sokağa çıkmayın, sosyal mesafenizi koruyun, hijyene uyun falan…

İyi hoş. Hepsine uyulsun. Elimizi yıkayalım. Alışverişe gençleri gönderelim. Evden çıkmamaya özen gösterelim. Kimseyle tokalaşmayalım, öpüşmeyelim, sosyal mesafemizi koruyalım.

Bitti mi? Bunları yapınca her şey güllük gülistanlık mı olacak?

Merkel bağırıyor, “Alman toplumunun yüzde 80’i enfekte olacak” diyor. Uzmanlar ise bunların yüzde 6’sının enfeksiyonu ağır yaşayacağını belirtiyor.

Merkel’in dedikleri ne anlama geliyor, biliyor musunuz? Almanya’da yaşayan en azından 2 milyon insanın yoğun bakıma ihtiyaç duyacak düzeyde enfekte olması yani en iyimser rakamla yüzbinler, hatta belki milyonu aşacak ölüm yaşanacak demek.

Bunu, bütçesi her yıl 20-30 milyar euro fazla veren bir ülkenin başbakanı söylüyor. Eğer Almanya’da durum bu ise bütçesi ucu ucuna çıkan, ya da hep açık veren az gelişmiş veya yoksul ülkelerde durum ne olur?

Onu da ben söyleyeyim.

Türkiye gibi bir ülkede 5-6 milyon insan yoğun bakıma ihtiyaç duyacak düzeyde virüsten etkilenebilir. Ortadoğu’nun diğer ülkelerinde, hele savaşın, çatışmaların hala durmadığı Suriye’de, onyıllardır ağır baskı altında yaşayan ekonomisi çökmüş İran’da toplumlar tamamen kırılabilir. Hiç kuşkusuz Kürdistan’da bu süreçten en faza etkilenecek coğrafyaların başındadır.

Merkel gibilerin tek derdi, hastalığı zamana yayıp sağlık sistemi çökmeden tedavi sürecinde etkili olabilmek. Parası var, süreci kontrol altına alarak en az insanın ölümüyle riskin üstesinden gelebilir.

Peki, Erdoğan halka dua etmelerini önermenin dışında ne yapıyor? Açıkladığı önlem paketi ile neyin üstesinden gelebilecek durumda? İsmailağa Cemaati’nin başmüritlerinden olan Sağlık Bakanı’nın şirinlikleri ile virüsü yenebilecek mi? Her gün iki elham, bir kulvallah okuyarak koronayı defedebilecek mi?

Bunları yapamayacağı gün gibi aşikar. Açıkladığı paket de bunun göstergesi. O pakette toplumu koronadan koruyacak bir şey yok ama sermayeyi koruyacak çok şey var. Yani Erdoğan bir kez daha açıkça yoksullar ölecek, zenginler korunacak, dedi.

Yaşanan rezaleti “özel bir önlem almayacağız” sözleriyle açıklayan İngiliz hükümeti aslında Merkel gibilerden de, Erdoğan’dan da daha şeffaf davrandı, denebilir. İngilizler önlem almak yerine ölümleri, enfeksiyon oranlarını paniğe neden olmayacak biçimde saklayarak hastalığı zamana yaymayı yeterli buluyor. Böyece “sürü bağışıklığı” yöntemi ile “kalan sağlar bizimdir” politikasını benimsediğini açıkça ilan ediyor.

Söylemler farklı olsa da Merkel de, Erdoğan da, Johnson da, ABD’den Fransa’ya diğer devletlerin yönetimleri de aynı politikayı izliyor. Çok sayıda insanın öleceğini biliyorlar ve bunların öyle iddia edildiği gibi yalnız yaşlılar değil, yoksullar olacağı da çok açık. Bakmayın koronanın insanlara eşit davrandığı iddialarına. Bu virüs zengini tesadüfen hasta eder yoksulu ise yok eder. Yani yine ölecek olanlar yoksullardır ve devletler bir yükten kurtulacakları için bu ölümlere sevineceklerdir.

Doğrudur, risk çok büyük. Koronadan korunmak için kurallara uymak gerekir ve bu zararımıza değil. Ama bilelim ki en büyük virüs aslında yönettikleri toplumların başına bela olan Erdoğan türü yöneticilerdir. Kitlesel kırımlar bile onların umrunda değil. Dertleri sistemlerinin bu süreçten en az zararla çıkması. Bu arada sistemlerini restore ederek iktidarlarını da korumak istiyorlar.

Halk artık bu haramzadelere dersini vermek zorunda. Korona var, eleştirmeyelim, demenin kimseye yararı yoktur. Katilleri, tecavüzcüleri, hırsızları koronayı gerekçe edip serbest bırakan ama her biri birer onur abidesi olan politik tutsakları hapishanelerde tutmaya devam edenleri eleştirmeyeceğiz de ne yacağız.

Savaş koşullarının, zor ekonomik koşulların, yaşanan sıkıntıların ardına sığınarak eleştiri zamanı değil diyenlere bir kez daha hatırlatmak lazım. Eleştirinin, hatta yerden yere vurup hesap istemenin zamanı tam da şimdidir. Çünkü onlar ölenlerin yoksullar olacağını hesaplayarak adım atıyorlar. Öyle ise yoksullar, onlar hamasetlerinin ardına sığınmadan konuşmalı, tepki vermeli, sözünü de sakınmadan dile getirmelidir. Söz söylendikçe güç artar. Başka seçenek yok.