Yolsuzluk ekonomisi!

Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesi; bir türlü çözülemeyen cari açık sorunu olmaktadır. Türkiye mevcut yapısıyla bu sorunu bir türlü aşamıyor, cari açığı azaltmanın yolu belli ya daha fazla üreteceksiniz, ya da uluslararası piyasalarda hizmet sunan firmalarınızla daha fazla sorumluluk üstleneceksiniz. 

Bu ikisini yapabilmek için ise; her şeyden önce dünya ile uyumlu üretim ve kaliteli eğitim odaklı bir devlet ve toplum modeli ortaya koymanız lazım. Ancak mevcut durumda bunun çok uzağında bir Türkiye gerçekliği ile karşı karşıyayız. 

Bir bakıyorsunuz; bir kamu bankası olan Halkbank İran’ın kara parasını aklamakla suçlanıyor. Yine başka bir kamu bankası olan Ziraat Bankasının Washington şubesinin hesapları ABD maliye bakanlığınca denetim altında alınmış…

Şimdilerde ise kaynağı belli olmayan para girişi kamuoyunun gündeminde; Merkez Bankasının verilerine göre; "Türkiye’ye yönelik kaynağı belirsiz döviz girişleri, yılın ilk dokuz aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52 artışla 13 milyar doları aşmış!"

Geçen yılın cari açığının 40,57 milyar dolar olduğunu düşünürseniz 13 Milyarın Türkiye açısından ne kadar önemli olduğunu görürsünüz. Bu paranın kimler tarafından getirildiğini, hangi faaliyetlerde kullanıldığını bilmiyoruz. Yani Türkiye dış finansman açığının önemli bir kısmını kayıt dışı metodlarla karşılıyor…

Bu büyüklükte kaynağı belli olmayan para girişinin yaşandığı bir ülkede hiç kimse normal tempoda yaşamını sürdürmeye çalışmaz; herkes bir yol bulup kestirmeden yaşam sürmenin yollarını aramaya koyulur. Anormal olan artık normalleşmiştir; ahlak, erdem, topluma karşı sorumlu birey olma gibi değerler, para ve güç sahibi olmayla yer değiştirir. 

Legal temposunun dışına çıkmış, birçok gayri insani uygulamalara bulaşmış; kimi zaman Soma’da, kimi zaman doğa düşmanı Hidroelektrik santrallerinde (HES), kimi zaman iş cinayetlerinde ortaya çıkan en pespaye neoliberal illegal Kapitalizm!

İşte 13 yıllık AKP iktidarının Türkiye’yi getirdiği yer burası olmaktadır! Herkesin bir gün sıranın kendisine geleceğini umut ettiği gayri ahlaki, gayri insani bir toplum gerçeği! 

Her şeyi kestirmeden yapmaya çalışan bir devlet ve bununla uyumlu olamaya çalışan bir toplum! Özal’ın hepimizin hafızasına kazınırcasına yer etmiş olan meşhur vecibesi "benim memurum işini bilir!" metaforu bütün toplumun ortak değer yargısına dönüşmüş durumda…

Kaynağı ne olursa olsun "zenginlik olmak" "servet sahibi olmak" toplumca en muteber değer haline gelmiş. Nasıl kazandığınızın hiçbir önemi yok; kazanmışsanız, servet sahibi iseniz toplumca en muteber insan olarak kabul görüyorsunuz… 

17/ 25 Aralık operasyonlarındaki iddiaların bırakın gerçek olmasını; bunların iddia edilmiş olması bile, bu iddiaların muhatabı olan kamu görevlilerinin en azından soruşturmalar sonlanıncaya kadar kamu görevinden ayrılmaları için yeterli olmalıydı. Bunca iddiaya rağmen kimse o koltuklarda oturamamalıydı…

Ama olan bakın; bu iddiaların muhatapları yüzde elliye varan bir oy oranıyla; hiç sorgulanmadan yeniden iktidar oldular. Biz sivil yurttaşlar olarak mahkemelerin yerine geçerek karar veremeyiz belki, ama kamu vicdanı diye bir şey var! 

En azından bunca iddia ortada dururken kamu vicdanı bundan sonrası adına muhtemel bir yargılanmayı olanaklı kılacak politik bir tutum içine girebilmeliydi. Ama Türkiye Kamuoyu bunun tam tersi bir tutum aldı. 

Özal’ın "benim memurum işini bilirin" başka hatta daha tehlikeli bir versiyonu ile karşı karşıyayız. Türkiye Kamuoyunca kabul gören yeni yaklaşım "Çalıyor ama çalışıyor adamlar!" Korkunç değil mi? Çalıyor olmayı, çalışkan olmakla ilişkilendiriyorsunuz! 

Yolsuzluk bir bulaşıcı hastalık gibidir; hızla yayılan virüsler gibi önlem alınmazsa bütün topluma yayılır. Bir kez bulaşıp, yaygınlık kazandı mı tedavi etmek de çok kolay olmaz. Güney Afrika’da ANC’nin devrim sonrası en temel problemlerinden bir tanesi de; ANC saflarında ortaya çıkan yolsuzluk skandallarını önlemek olmuştu…

Bazılarından ne yapmayı; bazılarından da ne yapmamayı öğrenir insan! Biz de bu adamlardan ne yapmamayı öğrendik! Asla bunlar gibi olmamalıyız!