İran faktörü

KDP’ye yakınlığıyla bilinen BasNews haber sitesinde Temmuz ayında “İran YNK ve Goran’ı Süleymaniye’yi KBY’den ayırmaya cesaretlendiriyor’” başlıklı bir haber yayımlandı. Başlık, görüşleri aktarılan bir akademisyenden alıntılanmış olsa da, söylemin kendisi bilinmedik değil. Bu ayın başında da yine aynı yayında “Goran ve birkaç başka parti İran eliyle Barzanî karşıtlığını yapıyor” başlıklı bir röportaj yayımlandı. 

İran’ın özellikle de YNK üzerindeki etkisi biliniyor, Türkiye/AKP’nin KDP’yle yakın ilişkileri bilindiği gibi. İlginç olan, her sorunda sorumlu olarak İran’ın gösterilmesidir. Daha da ilginç olan, bu dönemde özellikle de KDP ile İran arasında geliştirilen ilişkilerdir. 

Geçtiğimiz günlerde Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Münih Güvenlik Konferansı Hazırlık Toplantısı’na katılmak üzere Tahran’a gitti. Burada bir dizi ikili görüşmeler de gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif, Parlamento Başkanı Ali Laricani, Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri ve Milli Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şemhani ile görüştü. Barzani’ye İran ziyaretinde eşlik eden Hükümet Sözcüsü Sefîn Dizeyî, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “İran Kürdistan’daki durumun sakin olmasını istiyor” dedi. 

İran elbette ki Güney Kürdistan’daki siyasi gelişmeleri büyük bir dikkatle izliyordur. Şu veya bu düzeyde müdahil olduğu da açıktır. Ve bu pozisyonunu önümüzdeki süreçte daha da kapsamlı hale getirmeyi amaçladığı da çok net görülür. Bunun için –Tahran’da resmi temsilciliğe sahip- Güney Kürdistan’ın İran ile ilişkilerindeki birkaç noktaya bakmak yeterli olacaktır. 

Güney Kürdistan, İran’la Sünni Araplar arasında bir nevi tampon bölgesi oluşturuyor. Özellikle DAİŞ tehdidine karşı Güney’in İran için önemi büyüktür. Hatırlanırsa geçen sene DAİŞ Güney Kürdistan’da ilerlediğinde askeri destek gönderen ilk dış güç İran olmuştu. 

Diğer önemli bir faktör, Bağdat’taki Sünni-Şii dengesidir. İran geçtiğimiz yıl Güney’in Bağdat’ta Ebadi hükümetine katılması için epey dayatıcı olmuştu. Tahran Güney’in devletleşmesine ise karşı çıkıyor. 

Bununla birlikte başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da güç sahibi olan/olmaya çalışan Batılı güçlere (özellikle ABD ve AB) karşı içinde yer aldığı ittifakı güçlendirmeye çalışmaktadır. Batı ile ilişkilerini yeniden düzenleyen İran, bu dönemde daha etkin olabilmek için Güney Kürdistan’la (özellikle de KDP ile) ilişkilerini derinleştirmeyi amaçlıyor. 

İran’ın 3 sınır kapısına sahip olduğu Güney Kürdistan’la geliştirdiği ticari ilişkilerin değeri yıllık 4 milyar doları geçmiş durumda (Irak’la ticaret sonucu sağlanan gelirse 12 milyar dolar). Ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi amacıyla serbest ticaret bölgesinin oluşturulması kararlaştırıldı.  

Ayrıca yeni bir enerji anlaşması yapılacak. Türkiye ile olan enerji anlaşmasına benzer biçimde hem petrol hem de gaz ihraç edilecek. Güney’in petrol ticareti KDP’nin denetiminde olduğu için, YNK ne siyaseten ne de ekonomik açıdan Güney’in petrolünden faydalanıp konumunu güçlendiremedi. KDP, İran’a kurulacak petrol ve gaz hatları ile artık Asya’ya da açılım sağlanmasını amaçlıyor. 

İran, 1994’te patlak veren KDP-YNK savaşında önce KDP’yi, ardından YNK’yi destekledi. O dönemi iyi hatırlayan KDP taraftarlarındaki derin İran korkusunun sebebi bu. O nedenle de sıkışık durumlarda sık sık “İran kartı” devreye sokulur. Mesela ne zaman ki PKK’nin Güney’deki itibarı zedelenmek istense, arkasında İran’ın olduğu söylenir. 

Bir yandan bu tarz söylemler yoğunca kullanılırken, diğer yandan İran ile ilişkilerin bu kadar geliştirilmesi tuhaf gelebilir. Güney’den bakınca çok tuhaf değil aslında, ancak insan kaygılanmadan da edemiyor. Zira uzun vadeli ve geniş perspektifli bir siyasetten ziyade kısa vadeli ve günübirlik çıkarlar doğrultusunda geliştirilen politikalar, bölge devletleri ile ilişkilerde genelde Kürtleri zararlı çıkarmıştır. Ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda ortak politika belirlemeyi içeren ulusal birlik bunun için de hayati bir ihtiyaçtır hepimiz için.