İran-Türk ilişkileri ve Kürtler

Türkiye ve İran Ortadoğu’nun güçlü kabul edilen iki devletidir. Türkiye-İran ilişkilerinin tarihi çok eskilere dayanır.
İran devletinin 2500 yıllık devlet geçmişine karşın, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişini Selçuklulardan itibaren ele alırsak 940 yıllık bir devlet.
İran ve Türkiye devletinin ilişkileri Osmanlı-Safevi İmparatorluğu döneminde başlar. Tarihin her döneminde olduğu gibi 16. yy’da da Kürdistan her iki ceberrut imparatorluğun ilgi alanıdır. Osmanlı İmparatorluğu ile Safevilerin ilk temasları Yavuz Selim ile Şah İsmail’in dönemine rastlar. Her iki imparatorluğun Kürdistan’daki hegamonya mücadelesi Çaldıran Savaşı ile başlar, günümüze kadar devam ede gelir.
Osmanlı-Safevi İmparatorluğu arasındaki hegemonya savaşı yüz küsür yıllık mücadele sonrasında 1639 yılında Doğu Kürdistan’ın Kasr-i Şirin kasabasında yapılan anlaşma ile Kürdistan’ın ikiye bölünmesi ile noktalanır. Kürdistan’ın kuzey-batısı Osmanlıların, doğusu ise Safevi İmparatorluğu’nun hegemanyosuna girmiştir. Ancak her iki imparatorluğun mücadelesi bundan sonrada üç asır kadar devam etmiş, Kürdistan’ın bölünmüşlüğü ve statüsüzlüğü Lozan Antlaşması’nda bir kere daha tescil edilerek günümüze kadar gelmiştir.
Kemalist Türkiye ile İran Şehin-şahlığı döneminde de her iki devletin Ortadoğu’daki süper güç olma rekabeti devam ederken, Kürt sorunu nedeniyle her iki devletin gizli ilişkileri, açık ittifakları da sürdürülmüştür.
Kemalist cumhuriyetin bölgede ilk anlaşmasını İran Şehinşahı 1.Rıza Şah Pehlevi ile yapması tesadüf değildir. 1928 ila 1930 yılları arasında sürdürülen Ağrı Milli Harekatı sırasında her iki sömürgeci devlet Ağrı Milli Kurtuluş harekatının bastırılması için birbirlerine Kürt topraklarını ihsan etmiş ve hudut düzenlemelerine gitmişlerdir.
8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’daki Sadabad Sarayı’nda TC, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan Sadabad Paktı bölgede gelişmekte olan “Kürt milli harekatlarına“ karşı yapılmıştı. Bu anlaşmanın 7. maddesine göre; “Taraf devletlerden herbiri kendi sınırları içerisinde, diğer taraf devletlerin kurumlarını yıkmak, düzen ve güvenliğini sarsmak ve politik rejimini sarsmak için, silahlı çeteler kurmak, birlikler oluşturmak, örgütler kurulmasını ve eyleme geçmelerini önlemeyi yüklenir.“
Dikkat edilecek olursa her bir devletin politik düzeni ve rejimi ayrı ayrı (cumhuriyet, krallık, şehinşahlık) olmasına rağmen taraflar sadece ve sadece Kürt sorunu konusunda birleşmektedirler. Ve de aralarındaki rekabete devam etmektedirler. Bacanaklar (TC, İran ve Irak) 1958 yılında Bağdat Paktı’nda da bir araya gelecekler, CENTO’da ise İran ve TC’nin yanında Pakistan yer alacaktır.
Sömürgeci Irak ve İran rejimleri aralarındaki Şattülarap ve Kuzistan sorununa rağmen sırf Kürt tehlikesini önlemek için 6 Mart 1975’te Cezayir’de aralarında anlaşacaklar, ancak beş yıl sonra 1980 yılının Eylül ayında tekrar sekiz yıl süren bir çatışma yaşayacaklar, sömürgecilerin çatışmalarından en büyük zararı ise yine Kürtler görecektir.
İran İslam Cumhuriyeti 1999 yılına kadar Kemalist sistemle olan çelişkisi nedeniyle Kürdistan’ın kuzeyinde PKK öncülüğünde yürütülen özgürlük hareketine ufakta olsa (gıda malzemeleri satışı, yaralıların tedavisi yapılmış, ki birçok gerillayi kasten yanlış tedavi ederek fiili mücadeleden uzaklaştırmıştır) yardım ederken, ateşkes ilan edilmesi üzerine bu ufak desteğini çekmiş ve de Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı tarihi müteffiki Kemalist TC ile birlikte gizli ittifaklara girmiştir. Bugünde AKP Hükümeti’nin Suriye-Libya sorununda ABD’ye yaklaşmasına rağmen İran İslam Cumhuriyeti(!) Kürt sorunu konusunda bacanakları TC ve Suriye rejimi ile ittifakını sürdürmektedir.
İran ordusu bugünde Kandil’de 15 kilometre uzunluğunda yeni bir saldırı cephesinde Kemalist bacanağı TC ordusu ile birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı aynı saflarda operasyonlarını sürdürmektedir. İran rejimi (Şahlık ve Molla rejimi) döneminde Kemalist TC ile arasındaki rekabete, çelişkiye rağmen her zaman bacanağı ile alttan ilişkilerini sürdürmüştür. Bunların aralarındaki rekabetin hududu Kürt ve Kürdistan sorunudur. Kürt siyasi hareketleri bu şer cephesine karşı net tavır takınmalıdırlar.
Kürt siyasi hareketlerinin yakın tehlikelere karşı net tavırlı olmamaları, birlikte hareket etmemeleri cellatlarının ekmeğine yağ sürmektedir. Kürtlerin tümünün zararına olmaktadır.

KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* HEP milletvekillerinin başlattığı Özgürlük ve Demokrasi yürüyüşü 25 Temmuz 1991’de Diyarbekir’de yapılan görkemli bir miting ile son buldu.
* HİK (Harekata İslamiya Kürdistan) kuruluş kongresi 25 Temmuz 1993’te Kürdistan’ın güneyinde çalışmalarına başladı.
27 Temmuz 1912 tarihinde ilk Kürt öğrenci derneği “HEVΔ İstanbul’da kuruldu.
* 28 Temmuz 1943 tarihinde Van’ın Özalp İlçesi Sefo Deresi’nde 33 Kürt köylüsü Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın emri ile sorgusuz, sualsız kurşuna dizildi.
* Özgür Halk dergisi Batman muhabiri Cengiz Ababay 29 Temmuz 1992 tarihinde Batman’da kontra saldısında şehit düştü.
* 30 Temmuz 1979 tarihinde Hilvan Kırbasi Köyü’nde AP Urfa milletvekili M.Celal Bucak’a yönelik eylem gerçekleştirildi. Eylem sırasında Salih Kandal şehit düştü. PKK’nin kuruluşu ilan edildi.
* 30 Haziran 1983 tarihinde ırkçı-faşist BAAS rejimi tarafından Barzan aşiretine mensup 8000 Kürt gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan bir daha haber alınamadı.
* 31 Temmuz 1992 tarihinde Yeni Ülke gazetesi Gercüş muhabiri Yahya Benekay uğradığı kontra saldırısında şehit düştü.