İslam ve demokrasi algısı

Düşünce sistematiklerinin tartışmaya açılmasının önündeki engellerden en önemlisi kutsallık yükleme alışkanlığıdır. Kutsallık tümüyle bir atıftır. İnsanlar kendi değer yargılarına, inançlarına kutsallık atfedebilirler. Bu anlamlandırma tercihinin başkaları için bağlayıcı olmasını beklemek ise doğru değildir.

Din ve inanç alanı kutsal inşasına son derece yatkındır. Kutsallık atfedilen alanı beşeri akılla tartışmaya açmak mümkün değildir. Rasyonel ya da pozitif bilgi ile test edilebilir, doğrulanabilir ya da yanlışlığı ispatlanabilir bir alan değildir inanç alanı.
Bu tablo inançların akıl dışılığı, ya da aklın üzerinde bir yerde konumlandığı biçiminde de yorumlanmamalıdır. Dokunulmazlık, tartışılmazlık atfedilen her alanda bir biçimde kutsallaştırmadan söz edebiliriz. Din ve inanç alanı dışında da hatta tümüyle doğasına aykırı olsa da bilimsel düşünce sistematiği içinde bile kutsal alanlar oluşturma çabası gelişebilir. Dogmatikleştirilen her ideoloji, eleştiri alanının dışına çıkarılır ve bu anlamda kutsallık atfı ile öldürülür. Gelişmeye, değişmeye açık olmayan ölür. Bu teorinin toplumsal hayattan tasfiyesidir.
Sosyalizmin devrimci yorumu yerine dogmalaştırılması nasıl yeni sorunlara çözüm üretme kapasitesini düşürürse, inanç dünyası referans alınarak toplumsal sorunlara çözüm üretmenin önündeki en önemli engel de dini düşünceyi dogmatikleştirmedir. İçtihat bu açıdan bir tür güncellemedir.
Kutsallık alanını genişlettikçe aslında değer yargılarını etkisizleştirmeye de kapı aralarsınız.
Demokrasi bir toplumsal uzlaşma biçimidir. Bir arayıştır. Birlikte yaşamı salt belli inanç gruplarına tahsis ederek dizayn etmek mümkün olmadığında bir uzlaşma ve ortak alan kurma yoluna gidersiniz. Size ait olanı başkalarına dayatmak ve böylece kendi değerlerini egemen kılmaya çalışmak ile ötekini anlamaya çalışmak farklı yol haritalarını gerektirir. Müslümanların yoğun biçimde yaşadığı coğrafyanın sorunlarını anlamaya ve çözmeye çalışmanın doğallığı hatta zaruriliği ortada durmaktadır. Çözümü kendi referanslarınızla barışık durarak aramak da son derece olağandır ve bir haktır. Hatta inananlar açısından bu bir mesuliyet alanıdır.
Dinde yenilenme anlamına gelen tecdid hareketlerine en sert tepkiyi verenler mevcut düzenin devamında çıkarı olanlardır. Egemen din algısının sorun çözen değil sorun üreten boyutları ile yüzleşmek yerine kafanızı kuma gömmeyi tercih etmek, korumaya çalıştığınız çıkarlarınız ve kaybetmekten korktuklarınızdan beslenir.
Sömürü, baskı, yozlaşma gibi temel sorunların bir kısmı yönetimlerle ilgili önemli bir kısmı da toplumsal algılarla ilişkilidir. Müslüman toplumun birbiri içindeki farklılıklara yaklaşımı ve diğer toplum kesimleri ile ilişkisini iktidar gücünün kullanımı ekseninde ele almak ciddi bir handikaptır. İktidarı ele geçirmek ve onu bir toplumsal baskı aracı olarak kullanmak elbette karşı direnişleri de güçlendirmektedir.
Toplumsal zeminde çözülebilecek sorunlar için iktidar gücünün bir müdahale aracına dönüşmesi en önemli tehdittir. Din adına yapılan zulüm ve haksızlıkların dine verdiği zarar iktidar gücü ile buluştuğunda çok daha büyür.
Bugün içinde bulunduğumuz coğrafyada İslam, yok sayılabilecek bir değer dünyası değilse çözüm arayışlarında hak ettiği yere taşınmalıdır. Tıpkı yedi ve sekizinci yüzyıldan itibaren saltanata dayalı İslam yorumuna karşı, ahlaka, toplumsal dayanışmaya, vicdan muhasebesine dayalı bir karşı duruş sergilendiği gibi bugün de benzer bir ihya ve inşa sürecinin hiç olmazsa düşünsel platformları oluşturulmalıdır.
Aksi taktirde şiddetin kutsandığı, her türlü vahşetin yaratıcı adına işlendiği ve insani değerlerin, onurun hiçbir anlamının kalmadığı bir felaket ortamına doğru sürükleneceğiz. Bu tehdidin bütün bir insanlığa yöneleceğini ve Batı dünyasının da buradan üzerine düşen payı alacağını ifade etmeye gerek var mı bilmiyorum.
Üzerinde yaşadığımız toprakların kan gölü haline gelmesinin tek sorumlusu elbette Müslümanlar değil. Yoksulluğun, yolsuzluğun, inkarın, asimilasyonun alternatifi insani değerleri yeniden diriltmek ve İslam’ın bu eksendeki uyarı mekanizmalarını hayata geçirmektir. Bir toplumsal muhalefet ideolojisi olmak dışında her ilişki hem Müslümanları rencide edecek hem bölge halklarının yeni felaketlerle karşı karşıya kalmasına hizmet edecektir.
Kürtlerin İslam’ı yeniden tartışmaya açması, hem Türkiye sol muhalefeti açısından hem hala vicdanını yitirmemiş Müslümanlar açısından önemli bir imkandır. Küçük hesaplarla heder edilmemesi ve konunun ciddiyetine yakışır ölçekte bir zeminin gelişmesi umudu ile.