‘Yüzyılın anlaşması’ ve Kudüs’ün istismarı

Cihan EREN

Filistin sorunu 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren en çok konuşulan toplumsal, siyasal ve dini meselelerden biri olmuştur. Olmaya da devam etmektedir. Kudüs’ün statüsünün ne olacağı ise Filistin ve İsrail arasındaki en önemli konudur. Her üç İbrahim-i din Kudüs’ü kutsal kabul etmektedir. En son ABD Başkanı Trump’ın ‘Yüzyılın Anlaşması’ diyerek ilan ettiği plan ile genelde İsrail-Filistin arasındaki sorun özelde de Kudüs bir kez daha gündeme girmiş oldu.

Aslında Kudüs kutsal bir kent kabul edildiği için en ufak bir sorunun yaşanmaması gerekir. Din ve vicdan, toplumsal ahlak ve siyaset bunu gerektirir. Ancak Kudüs neredeyse İsrail ile Filistin devletleri arasındaki temel sorundur. Çünkü Yahudi dinciler ve İslam istismarcıları bu kentin temelindeki kutsallığı kazıdıkça kazımış ve içinden çıkılması güç derin bir çukur yaratmıştır. İslam’ı saray ve saltanatları için kullanan din taciri çıkarcılar, Kudüs meselesini hep istismar ederek Müslüman halklara dindar görünmek istemiştir. Yine Ortadoğulu Müslüman kimlikli ulus devletler egemenlikleri altındaki halklara ve samimi inançlılara baskı ve şiddet uygulayıp soykırım yaparken, Filistin halkının haklı davasını ve Kudüs’ün kutsal kimliğini bir örtü olarak kullanmıştır. Bilindiği gibi Müslümanlardan münafıklar sık sık Kudüs için ağlarlar. İsrail egemenleri ise Yahudi halkını ve kimi Hıristiyan çevreleri kullanmak için bu meseleyi istismar etmiştir. Etmektedir.

ABD başkanının bir yanı da kendini ve temsil ettiği sermaye çevrelerini kurtarmak için açıkladığı ifade edilen ‘Yüzyılın Anlaşması’ denilen plan, hem İsrail’i hem de İslam istismarcıları için yeni bir zemin yaratmış görünüyor. Yetmiş yılı aşkındır sürekli gündem olan, BM gibi uluslararası kurumların da zaman zaman doğrudan müdahil olduğu ancak bir türlü çözülemeyen Filistin meselesi ve özelinde de Kudüs’ün statüsü konusu, bu planla yeni sorunlara yol açacaktır.

Yetmiş yılık politika ulus devletler, çıkarcı hükümetler yanında Müslüman ve Yahudilerin din istismarcılarının da politikasıdır. Bunlar sorunu çözmek yerine daha da ağırlaştırmıştır. Son açıklanan plan da bu politikanın yeni bir versiyonudur.  Bu politikanın arkasında da Trump yönetimi kadar hem Yahudi hem Müslüman kimlikli devlet ve hükümetlerin hem de sermaye guruplarının karşılıklı çıkar hesapları vardır.

Müslüman geçinen kimi devletlerin Erdoğan’da görüldüğü gibi yüksek perdeden konuşmalarının da söz konusu planın bir parçası olduğu bilinmek durumundadır. Erdoğan geçen BM toplantısında da haritalarla 1947-2019’ yılları arasında İsrail’in topraklarını nasıl genişlettiğini bağırarak anlatmıştı. Sert kelimelerle İsrail’i eleştirmişti. İstismar tam da budur. Çünkü bizler 1947’den başlamak üzere Erdoğan hükümeti dönemi de dahil TC devletinin İsrail ile askeri, istihbari, siyasi, ekonomik ve diplomatik ne tür anlaşmalar yaptığını, özellikle Erdoğan zamanında TC ile İsrail arasındaki ticaret hacminin katlanarak büyüdüğünü çok iyi biliyoruz. Kürdistan’ı işgal eden bir devletin, İsrail’e Filistin’i işgal etme diyemeyeceği de zaten kendilerine sürekli hatırlatılmaktadır. DAİŞ’i başta Kürtler ve Şiilere olmak üzere Müslümanlara saldırtan, Arap halkının muhalif ve devrimci dinamiğini çeteleştirip para karşılığında kendi yayılmacı emelleri için kullanıp harcayarak Müslüman Arap halkını güçten düşüren birinin Kudüs meselesinde bağırarak konuşacağı kesindir. Bu durumu en güzel İslam dini tanımlamıştır; Yalancı münafıklar bağırarak konuşur.

Demek ki başta Kürtler olmak üzere Müslüman hiçbir halkın Kudüs gibi meselelerde ırkçı, faşist, diktatör, mezhepçi, din taciri, adaletsiz, yalancı, hırsız ve ahlaksız devlet yöneticilerinin sözlerine, böylelerinin yönettiği devletlerin politikalarına kanmaması gerekir. Bunlar devlet ve hükümetler olarak Kudüs politikalarında inandırıcı olmak istiyorlarsa nasıl ki çıkarları için başka ülkelere asker, istihbaratçı, çete gönderip doğru ve haklı olduğuna inandıkları güçleri destekleyip muarız gördüklerini tasfiye uğraşı içindelerse Kudüs içinde asker göndersinler. Asker göndermek zor geliyorsa kendi ülkelerindeki Yahudi sermayesini kovsunlar, İsrail ile yaptıkları anlaşmaları feshetsinler. Bunu yapamazlar. Çünkü bu tür ilişkiler egemenler arası ilişkilerdir. Egemenler bir değil bin Kudüs de söz konusu olsa kendi çıkarlarına dokunmazlar. Onların bozdukları, bozmak istedikleri şey halklar ve inançlar arası kardeşlik ve dostluktur. Halklar ve inançlar arasındaki kardeşliği ve dostluğu bozarak, düşmanlık yaratarak çıkarlarını güvence altına alacaklarını bilerek konuşur ve siyaset yaparlar.

Müslüman halkların ve Yahudi halkının egemenlerin çıkar politikalarına karşı tavrı ve tutumu olmak zorundadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi devlet ve hükümetlerin sorun çözme kabiliyeti de isteği de amacı da yoktur. Kudüs’ün İsrail ya da Filistin devletlerinin başkenti olması hiçbir sorunu çözemez. Kudüs sadece Yahudilerin ya da Müslümanların olunca da sorun çözülmez. Şayet ile de başkent olması gerekiyorsa en doğru ve adil çözüm Kudüs’ün ‘Küresel Kutsallıklar ve Ahlaki Öğrenim Konfederasyonu’ başkenti olmasıdır. Her üç İbrahim-i dinin de Kudüs’te hakkı vardır. Madem Kudüs’ün statüsü dini gelenekten ötürü önemlidir, o zaman devlet ve hükümetleri aradan çıkarıp meseleye toplumsal kutsallar ve ahlak üzerinden bakmak en doğrusu olacaktır.

Yahudiler peygamberliğin ve tek tanrılı din geleneğinin atasıdır. Dolayısıyla en başta Yahudi dindarlarının Kudüs konusunda ahlaki ve demokratik olmak gibi bir yükümlülükleri vardır. Müslümanlar, Yahudiliğin atası Hz. İbrahim’i kendi dinlerinin atası kabul ettikleri için Yahudiliği Ortadoğu’nun kadim dini ve kültürü olduğunu her manada kabul etmelidir. İsrail egemenlerinin, Filistin vatanını ve halkını sömürmek, eziyet edip katletmesi, Müslüman devletlerde ise en gerici iktidarları bin bir yolla besleyip Müslüman halklara bela etmesi ne kadar haksız ve yanlış ise, ‘bu topraklarda Yahudilere yer yok’ demek de o kadar haksız ve yanlıştır.

Sonuç olarak sadece Kudüs meselesi değil Ortadoğu’daki tüm sorunlar demokratik ulus ve demokratik Ortadoğu konfederalizmi ile çözülebilir. Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan halkların çözümü bu olmalıdır. Bu çözümde Kudüs kutsallıkların merkezi ve başkenti olacağından hem her kesin olur hem de hiç kimseye ait olmaz.