Zürriyetinden tiksiniyoruz

Recep Tayyip ‘üç çocuk’la girip, ‘doğum kontrolü de neymiş’ diyerek çıktı işin içinden. Mesele zürriyetini artırmakmış, öyle söyledi. Kadın iradesini, çocuk yaşamını hiçe saymasına, dindar gençlik/ dindar nesil yetiştirme arzularına, kadını kuluçka makinesi çocukları kendi emellerine asker yerine koymasına, din istismarını yatak odalarına yorgan altına sokmasına ve söyleminin anayasaya aykırılığına dair söylenecek çok şey var ama öncelikle söyleyeceğim şey şu: Recep Tayyip kanla, kinle beslenen sana bakınca zürriyetinden tiksiniyoruz. Ne kadınlığımızı ne çocuklarımızı sana yem etmeyeceğiz, boşuna heveslenme. 

Hatırlarsınız; ilk olarak; "üç çocuk yapın" demişti. 2013 yılında bir konuşmasında "Bir olur garip olur, iki olur rakip olur. Üç olur denge olur, dört olur bereket olur, gerisi Allah Kerim… Demek ki en az 4 çocuk" dedi. Sonra kürtaj için "Buna kimsenin müsaade etme hakkı olmamalı. Ha anne karnında bir çocuğu öldürürsünüz ha doğduktan sonra öldürürsünüz. Hiçbir farkı yok" dedi. Ve dört gün evvel TÜRGEV’in kuruluş yıldönümünde de  "Zürriyetimizi artıracağız. Neslimizi çoğaltacağız. Nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş, hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayış içinde olamaz" dedi. 

Bu sözler iktidara yakın İslami çevrelerde sadece bir tavsiye olarak lanse edilse de gerçek bu değil. Biliyoruz ki bu açıklamaların erkek egemen ve dindar toplumda ve iktidara göbekten bağlı kamu ve özel sektörlerden ciddi yansımaları var. Özellikle kadına yönelik, iradesini, beden ve ruh sağlığını hiçe sayan baskıların bu yaklaşımlardan destek bulduğu, artan şiddet olaylarıyla kendisini gösteriyor. Sadece aile ve toplum da değil aynı zamanda sağlık sektörü de bu açıklamalardan etkileniyor. Sezeryan ve kürtaj karşıtı açıklamalardan sonra hastanelerin bu işlemleri yapmaktan kaçınması dikkatlerden kaçmamıştı. Mor Çatı’nın 2015 yılında yaptığı bir araştırma da bu durumu teyit ediyor. Aynı araştırma, 10 haftaya kadar yasal olarak mümkün olmasına rağmen, İstanbul’da bulunan 37 kamu hastanesinden sadece 3 ‘ünün isteğe bağlı kürtaj yaptığını tespit etmişti.

Diyeceksiniz ki adam "bu anayasa beni bağlamaz" diye bas bas bağırırken ne anlamı var, ama yine de söyleyeyim; Recep Tayyip’in yaptığı son açıklama anayasaya da aykırı. Anayasanın 41. maddesi "… Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar“ diyor çünkü. 

Yine aynı yere dönersek, ana çocuk sağlığı ve gelişimi konusunda da doğum kontrolü konusunda da şimdiye kadar yapılanın kıymeti harbiyesini tartışmak bir yana, bundan sonra bırakın devletten doğum kontrolü konusunda hizmet almayı, eczaneler doğum kontrol ilaç ve araçlarını satmaktan çekinir hale gelirse, ‘nasıl çözeceğiz sorunu’ diye düşünmek için çok zaman kalmamış. 

Tayyip’in derdi zürriyetini artırmak. Sadece o, yani üç, beş, on; yani çok çocuk, yani asker… Doğacak çocukların sağlıklı gelişimi sağlamak yerine doğal seleksiyonla sağ kalacak olanları asker etme meyilinde belli ki. Kadın? Kadın erkeğin elinin kiri zaten.

Recep Tayyip, kadını kuluçka makinesi, çocukları kendi emellerine asker diye düşünüyor. Ötesi berisi umurunda değil. Artırmayı murad ettiği zürriyetinin nemenem bir şey olduğunu ise yine şiddeti, baskıyı, ötekileştirmeyi, nefreti, katliamlarıyla kendi icraatlarından biliyoruz. Kanla kinle beslenen, din istismarını kendisine bayrak edinen ve maneviyat deyip maddiyatla nefes alan bir zürriyet. Ve bir kez daha söyleyeyim;  Recep Tayyip, kanla kinle beslenen sana bakınca zürriyetinden tiksiniyoruz. Ne kadınlığımızı ne çocuklarımızı sana yem etmeyeceğiz, boşuna heveslenme.